bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 9 Ekim 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Ötekileştirme ve Toplumsal Kutuplaşma Üzerine: Sürgün Gezegeni

Ursula Kroeber Le Guin, teknolojik gelişmeleri değil; politikayı, psikoloji, biyolojiyi ve toplumbilimi kullanmayı/irdelemeyi tercih eder, farklı toplum biçimleri yaratarak bunları sorgulama yoluna gider. J. G. Ballard, Philip K. Dick ve Michael Moorcock’la beraber, bu edebi anlayışla yazan yeni dalgabilimkurgu‘nun en önemli temsilcilerindendir. 1929’da Kaliforniya’da dünyaya gelen bilimkurgu ve fantazi yazarı, yalnızca romanları ile 5 Locus, 4 Nebula, 2 Hugo ve 1 Dünya Fantezi Ödülü almıştır. Yazım hayatına öykülerle başlamış ve ilk öyküsü 1962’de yayımlanmıştır. 1969’da yazdığı Karanlığın Sol Eli romanıyla Hugo ve Nebula Ödülleri’ni aldıktan sonra ün kazanmıştır. Ayrıca kaleme aldığı Karanlığın Sol Eli romanıyla, kendinden sonra gelen Joanna Russ’ın Dişi Adam, Marge Piercy’nin Zamanın Kıyısındaki Kadın ve Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü romanlarına öncülük etmiş, feminizmin bilimkurgudaki 2. dalgasını başlatmıştır. Le Guin’in eserlerinde ağırlıklı olarak anarşizmin, taoizmin, feminizmin, çevreciliğin, Yunan Mitolojisi’nin ve varoluşçuluğun etkileri görülür.

1966’da yayımlanan Sürgün Gezegeni, unutulmaz eserler Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler’in de bulunduğu Hainish Cycle‘da yer alır, çıkış tarihine göre 2. kitabıdır. Türkiye’de ilk kez 1999’da İthaki tarafından basılan kitap, kısa süre önce aynı yayınevi tarafından “Bilimkurgu Klasikleri” kapsamında dilimize tekrar kazandırıldı. Le Guin, Hainish Cycle’da bilinmeyen dünyalara gezginler gönderir. Mülksüzler’de de böyledir. Karakter bilmediği bir gezegene gider, gezegeni tanımaya çalışır. Farklılıklara alışması kolay olmaz. Garipsediği onlarca şeyle karşılaşır, sorgular, reddeder veya zamanla alışır. Mülksüzler, en özet haliyle iki ayrı gezegendeki siyasi ve sosyolojik yapıyı inceler ve kimse bahsetmese de vicdan kavramı üzerinde fazlasıyla durur; içsel bir sorgulama yapmamızı da ister. Karanlığın Sol Eli’nde ise yine benzer metodlarla cinsiyet kavramının insan yaşayışı üzerindeki etkisinden bahseder. Sadece ikili ilişkilerde oluşan farklılıklardan bahsetmez tabiki de, cinsiyet kavramının olmadığı bir toplumun sosyolojik yapısını gözümüzde canlandırmamızı hedef edinir. Bunu yaparken de ince ayrıntıları bile atlamaz. “Halkın gözünden androjen bir kral nasıl görünür?”, “Soy ilişkisi ataerkil olmayan bir toplumda nasıl sağlanır?” gibi sorular üzerinde de durur.

resim9

“Üzüntü veya gururda, mutluluk, ateş kadar parlak ve kısa olan, gökyüzüyle deniz arasındaki soğuktan titreyen mutluluk kadar gerçeklik yoktu.”

Sürgün Gezegenin’de farklı olarak, tek bir gezgin gönderilmez bilinmeyen dünyalara. Galaksiler arası bir konsey tarafından bir grup araştırmacı insan gönderilir. Bilinmeyen uzak bir gezegenden geldikleri için Uzakdoğumlu diye isimlendirilen insanlar, galaksideki dünyalar arası savaşta yanlarında olmalarını teklif etmek için gelmişlerdir. Ancak onları bırakan gemi tekrar dönmez ve oradaki yaşama adapta olmak zorunda kalırlar. Buradaki yaşama adapte olurlarken belli kısıtlamalar ve engeller konulmuştur kendilerine. Gezegen sakinleri, Alterralılar, çoğunlukla kabileler halinde, bir kısmı ise göçebe olarak yaşayan insanlardan oluşur. Uygarlıklarının gelişmişlik düzeyi oldukça düşüktür, gelenleri kültürel ve fiziksel farklılıklarından dolayı ötekileştirir, telepatik yeteneklere sahip oldukları için de büyücülükle suçlarlar. Uzakdoğumlular ise Hilf ismini taktıkları Alterralıları, bu iletişim kurması zor insanları, mağara adamlarından farklı görmezler.

Gezegenin Ekolojisi

resim7Le Guin, her kitabında olduğu gibi Sürgün Gezegeni’nde de ekolojiyi çok iyi kullanıyor. Yarattığı gezegenlerin ekosistemlerini yaşayan insanların hayatlarının odak noktası haline getiriyor ve sosyokültürel gelişimlerini bu ekosistemin etrafında düzenliyor. Hainish Cycle’ın bir diğer üyesi Mülksüzler’de de şehir ekosistemini ve çölümsü, kurak ekosistemi resmeder. Dünyaya Orman Denir romanında bir orman ekosistemini kullanılır. Karanlığın Sol Eli’nde ise gezginin gönderildiği gezegen, Kış Gezegeni, oldukça soğuktur ve çetin şartlara sahiptir. Sürgün Gezegeni Alterra da Kış Gezegeni gibi fazlasıyla soğuktur, uzun kış mevsimleri vardır ve bu durum gezegen sakinlerinin yaşamlarını şekillendirir; hikaye uyuşmasa da iki roman benzer detaylar içerir.

Alterra’nın yörüngesindeki bir turu 60 dünya yılına eşittir, böylece mevsim süreleri çok uzun olur, bir ömürlük sürelerle mevsim değişir ve kış yaklaşmaktadır. Uzakdoğumluların gezegeninin ise 3 aylık mevsim döngüleri bulunur. Gezegenleri birçok iklim ve bitki örtüsü çeşidine, yani ekosistem zenginliğine sahiptir; buraya Dünya demek çok yanlış olmaz. Birçok Alterralı yaşam süresini her mevsimi göremeden tamamlar. Yaz Nadası’nda çocuklar doğmazlar, vakitsiz doğan çocukların diğerleri ile arasında birkaç kat yaş farkı olabilir. Uzakdoğumlular ise gezegene adapte olmakta zorluk çekerler, burası yaşadıkları gezegenden çok farklıdır. Nedeninden tam emin olamamakla birlikte nüfüslarını dengede tutmak konusunda sıkıntı yaşarlar çünkü çocukları ya ölü doğmaktadır ya da hiç olmamaktadır. Böylece nufüsları günden güne azalır.

“Bizden bir fikir öğrenmeleri, diye düşündü Agat alaycı bir tavırla, ilk defa olacak. Sonra da biz onların soğuk algınlıklarına yakalanacağız. Bu da bizi öldürecek; bizim fikirlerimiz de onları öldürebilir…”

resim2

Galaktik Kurallar ve Toplumsal Farklılıklar

Ana protagonistimiz Tevarlı Rolery, özgür ruhlu, yalnız yaşayan ve ufak yaşına karşın zeki diyebileceğimiz biridir. Diğer yerliler gibi açık ten renklidir. Yaz Nadası’nda dünyaya gelmiş olduğu için yaşıtı kabile üyeleri yoktur. Kabileye ait hissetmez kendini, içten içe yabancılık çeker ve uzak durur diğerlerinden. Yerlilerde nadiren görülen telepati yeneteğine sahiptir. Tevarlıların lideri Wold, Rolery’nin babası, zeki, inatçı ve kadın düşmanı olan yaşlı bir adamdır. Landinli Jakob Agat ise diğer Landinli Uzakdoğumlular gibi esmer tenli, kendinden emin, sert bakışlı orta yaşlı bir erkektir. Landin’de herkes eşit olmasına ve lider olmamasına karşın, Agat saygı görür ve fikirleri önemsenir. Ladin ve Tevar, Asketevar bölgesi denilen yerde birbirine çok uzak olmayan konumlarda yer alırlar.

Tevarlılar, Kış Şehri ismini verdikleri taş duvarlarla çevrili bir kasabada yaşarlar. İhtiyar bilge, bu şehre öncülük eder. Yaşlılığı nedeniyle artık kendi kavuğuna çekilmiştir ve bir yabancıyla birlikte olduğu için liderliği sorgulanır ama hala saygı görür. Kendisinden sonra lider olacak isim büyük ihtimalle genç Umaksuman‘dır, o da Wold’a saygı duyar. Gelişmemiş medeniyetlerinde okuma-yazma bilinmez ve dolayısıyla bilim gelişmemiştir. Çoğunlukla hayvancılıkla yaşamlarını sürdürürler. Kadınlar yönetimde yer almazlar, söz hakları yok denecek kadar azdır. Erkek merkezli bir toplulukları vardır. Çok eşlilik ve akraba evliliği serbesttir. Kadınlar birlikte olacakları erkeği seçme hakkına sahip değildirler; çocuk bakmak ve ev işleri ile ilgilenmekten fazlasını yapmazlar.

resim8

“Kadınlar artık kız kardeş çadırında konuşmuyorlar mı? Hepiniz bu kadar cahil misiniz? Çünkü insanlar ve uzakdoğumlular çocuk yapamaz. Bunu hiç duymadın mı? Ya kısır bi birleşme, ya da düşükler, doğmayan şekilsiz yaratıklar. Uzakdoğumlu olan eşim, Arilla, bir çocuk düşürürken öldü. Halkının hiç kuralı yoktur; kadınları erkek gibidir, kiminle isterlerse onunla evlenirler. Fakat İnsan Irkı arasında yasa vardır: Kadınlar insan erkekleriyle yatarlar, insan erkekleriyle evlenirler, insan çocuk doğururlar.”

Uzakdoğumlular’ı gezegene bırakan gemilerinin gidişinin üzerinden 10 yıl geçimiştir. Orada kaldıklarını kabullenmeye başlamışlar ve geminin döneceğini beklemeyi bırakmışlardır. Çok daha gelişmiş bir uygarlık olmalarına, kitapları, ilaçları, silahları ve teknolojileri olmalarına karşın bunları kullanamazlar. Çünkü üyesi oldukları galaktik birlik, gezginlere bir kural koymuştur: Gittikleri gezegenlerde uygarlık düzeyinin üstündeki teknolojileri kullanmaları ve yerlileri etkilemeleri, değiştirmeleri yasaklanmıştır. Diğer gezegen sakinleriyle aynı teknolojik düzeyde yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Bir liderleri yoktur. Kadınlar erkeklerle, olması gerektiği gibi eşittir. Önemli kararlar beraberce alınır. Kadınlar ve erkekler, tüm işleri ortaklaşa hallederler. Çok eşlilik gibi ilkel uygulamalara yer yoktur. Kadınların kendinden emin oluşu, erkeklerle eşitliği, kadınların her görevde yer alması ve keskin zekaları, ileride Rolery’i şaşırtacaktır.

Ursula, tüm kültürel farkların dışında düşünsel farklara da parmak basıyor. İki farklı uygarlık arasında zamanı ve mekanı algılama konusunda da derin ayrımlar mevcut. Tevarlılar yalnızca yakın tarihle ilgilenirler, zaman kavramları bu kadarıyla kısıtlıdır. Fazlasını düşünmek zorunda kalmazlar, en fazla bir sonraki kış mevsimini düşünürler. Dünyalılar gibi sömürgeci olamazlar, sermayeyi düşünemezler, emperyalist yaklaşamazlar ve uzak gelecek için planları olamaz. Mekan algıları ise diğer insanlarla hiçbir iletişimleri olmayan adalı bir halktan farklı değildir; olmak zorunda da değildir. Agat tüm bunların ayırdındadır ve bulundukları bu noktaya nasıl geldikleri üzerine kafa yorar. Çünkü Alterra, neredeyse geldiği gezegenin birkaç bin sene önceki hali gibidir.

resim3

“Hilfler zamanı veya mekanı, adamın kendi türünün çizgisel, emperyalist tarzında düşünmüyorlardı. Onlara göre zaman bir adım öncede, bir adım geride yanan bir fenerdi -gerisi ayırt edilemez şekilde karanlıktı. Zaman o gündü, koskocaman Yıl’ın o andaki günü. Tarihsel bir sözcük dağarcıkları yoktu; sadece bugün ve “geçmiş” vardı.”

Sadece galaktik uygarlık düzeyi kuralı bile başlı başına harika bir fikirken Le Guin, bu kısa romanın temeline birçok başka fikir de oturtmuştur. Bunların arasından en kayda değer olanlarından biri de Feminizm‘dir. Feminizm’i odak konu haline getirmeden arka planda fevkalade betimler, diğer yazarlardan farkını gösterir. Ataerkil bir toplumla, aksi bir topluluğu tüm farklılıklarıyla gözler önüne serer. Fikirler hikaye içine çok iyi yedirilmiştir. Aynı zamanda dönemine uygun olarak insanların birbirini tanımak bile istemeden ötekileştirmesini hikayede önemli bir yere koyar.

Hikayenin ana izleği, uzun süredir barış durumunda olan Landin ve Tevar halklarına tehdit olacak bir haberdir. Göçebe bir grup olan Gaallar, kışın yaklaşması ile bölgeden geçeceklerdir, başka kabileleri de arkalarına katttıkları ve buraları işgal edecekleri bilgisi gelmiştir. Wold’un inatçılığı ve Agat’la olan iletişimleri, Agat’la Rolery’nin arasındaki samimiyet hikayenin akışını belirler. Tabi her şey o kadar kolay olmaz. Kültürel farklılıkar aralarına engel koyar, barış durumunda olsalar da topluluklar birbirinden uzaktır. Hem görünüşleri hem de başka gezegenden olmaları nedeniyle Alterralılar tarafından ötekileştirilirler. Topluluklar arası evlenme ayıp görülen bir davranıştır ve iletişimleri çok zayıftır. Bu durum bizlere de çok yabancı değildir. İngiltere’nin Viktorya dönemi ile Antik Yunan’da M.Ö.400 civarından hallice olan toplumumuzda da ırkçılık ve mezhepçilik sıklıkla görülür. Toplumumuzda kadının yeri de Tevarlı kadınların yerinden çok farklı değildir. En önemlisi eser, her anında yabancılaştırma kavramı üzerine düşündürür ve güzel bir sorgulama sunar. Dollo’nun tersinmezlik yasası‘na göre evrim süreci geri işlemez ancak ne yazık ki biz insanlarda işleyebiliyor(!).

resim4

Dönemin Yadsınamaz Etkisi

Sürgün Gezegeni, Amerika’daki Afroamerikan sivil haklar hareketinin sürdüğü 1955 -1968 yılları arasında yazılmış ve 1966’da yayımlanmıştır. Yazıldığı dönemin üzerinde etkisi olduğuna inandığım eserde, neredeyse tamamen beyaz tene sahip Alterra gezegeni Tevar bölgesi sakinlerinin kabilesi ile neredeyse siyah tene sahip Uzakdoğumlu Landinliler karşı karşıyalardır. Birbirlerini farklı görünüşleri ve kültürleri ile ötekileştirirler. Kabileler arası evlilik hoş görülmediği gibi iletişim kurmak bile doğru bir davranış olarak kabul görmez. Hemen her kabile özerk yapıda olsa da özellikle başka dünyalardan gelen kavruk tenliler önyargıyla karşılanır ve dışlanır. 1966’da yayımlanan romanda bunlar anlatılırken, 1963’te Amerikan medeni haklar hareketinin önderi Martin Luther King, 28 Ağustos 1963’te düzenlenen İş ve Özgürlük İçin Washington’a Yürüyüş eyleminde yaptığı Bir Hayalim Var konuşması çok ses getirmiş ve tarihteki önemli söylevler arasına girmiştir. 1964’te ise John F. Kennedy tarafından hazırlanan Medeni Haklar Yasası, okullarda, kamusal alanlarda ve işe alımda yapılan negatif ayrımcılığın yasaklanması konusunda dönüm noktası olan bir yasadır. Bu yasa Kennedy’nin suikaste kurban gitmesi nedeniyle Lyndon Johnson tarafından imzalanarak yürürlüğe sokulur. Tüm bu ortamda Le Guin’in etkilenmemesi ve bunu kullanma ihtiyacı duymaması zor gözüküyor.

George R. R. Martin’i Etkileyen Roman

Buz ve Ateşin Şarkısı serisini 1991’de yazmaya başlayan Martin, ilk kitabı Taht Oyunları‘nı, Sürgün Gezegeni’nin basılışından tam 30 sene sonra 1996’da yayımladı. Sürgün Gezegeni’ndeki kış korkusu, birbirini ötekileştiren, büyücü ve yabani yakıştırmaları yapan topluluklar, kar yaratıkları ve uzun mevsim döngüsü… Le Guin’in artık yeterli bulmadığı ilk dönem romanı, görülen o ki Martin’in romanının iskeletini oluşturmuş ve kariyerine yön verecek kadar etkilemiş. Yerdeniz Büyücüsü‘ndeki Civanperçemi’ni ve büyümeyen küçük, harreki ejderhasını da düşününce, onlarca yazarı ve milyonlarca okuru etkilemiş Le Guin’in, Martin’in yazınındaki önemli yerini yadırgamıyorum.

Hazırlayan: Canberk İleri

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...