bilimkurgu kulubu

Kitap Listeleri

Tarih: 16 Ekim 2018 | Yazar: Hilal Adaşlık

0

Geleceği Yazmak: Cesur Yeni Dünyalar ve Distopik Kabuslar

Bilimkurgu, 300 yıl önce, bilimde büyük ilerlemelerin olduğu bir dönemde ortaya çıktı. O zamandan beri yazarlar, geleceğin nasıl bir şey olacağı üzerine düşünüp kendi dünyalarını anlamlandırmaya çalıştılar.

Bugün hâlâ bilimkurgu edebiyatında popüler olan post-apoliptik toplumlar, uzaylı istilaları, robotlar ve çevre felaketleri gibi konular o zamanlardan beri yerini korur. Bu yazıda, bilimkurgu edebiyatının tarihindeki bazı önemli anları özetlemeye çalışacağız.

Gulliver’in Seyahatleri: Erken Dönem Bilimurgu (1726)

Hiciv türündeki bu yolculuk hikayesi pek çok kişi tarafından modern bilimkurgunun önemli öncülerinden biri olarak kabul edilir. Jonathan Swift‘in kışkırtıcı ve tartışmalı romanı, bilimkurgu unsurlarıyla doludur.

Yolculukları sırasında baş karakteri Lemuel Gulliver, ütopik ve distopik toplumların yanı sıra yaptıkları deneylerin hiçbir yararlı tarafı olmayan bilim insanlarının yaşadığı Laputa‘nın uçan adasıyla da karşılaşır.

Frankenstein: Mary Shelley’in Uyarısı (1881)

Bu kitapta Mary Shelley, laboratuvar deneyi sırasında bir canavar yaratan mühendis Victor Frankenstein‘ın hikayesini anlatır.

Napolyon 1815’te Waterloo’da yenilgiye uğratılmış olmasına rağmen, 19. yüzyılın başları, yurt içinde ve yurt dışında siyasetin yükselişte olduğu bir dönemdi ve pek çok kişi bu kitabın devrimci fikirleri desteklediğini düşünüyor. Frankenstein, bilimin ahlaki bir bağlamı olmadan gelişmesine karşı bir uyarı olarak görülüyor. Viktorya öncesi muhafazakar çağ için, bir bilim insanının bir canlı yaratmaya çalışarak Tanrı’ya meydan okuyabileceğini ileri sürmek son derece rahatsız ediciydi.

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah: Bilinmeyenin Keşfi (1871)

Denizlerin ve okyanusların keşfi ortaya çıktıkça, Jules Verne‘nin popüler ve etkili macera romanı da piyasaya sürüldü. Verne’nin despotik Kaptan Nemo’su ve onun Nautilus’u ile yaşadığı denizaltı maceraları, gerçek bilimsel çalışmalara ilham verdi. Bu kitabında Verne, dalış ekipmanlarını tasarlamasının yanında, kullanılacak denizaltını da ayrıntılandırmıştır.

O zamanlarda denizaltılar bilimsel açıdan daha gelişimlerinin başlarındaydı. Verne’nin bu hikayesi, teknolojinin bilimkurgudan esinlenmesi trendinin öncüsüdür. Ernest Shackleton ve Jacques Cousteau gibi bilim insanları ve kaşifler de sonraları bu hikayelerin başarılarına ilham kaynağı olduğunu açıkladı.

Zaman Makinesi: Yepyeni bir Konsept (1895)

“Şu yıldızlara bakmak aniden kendi sıkıntılarımı ve yeryüzündeki yaşamın tüm ağırlığını gölgede bıraktı.”

19. yüzyılın sonları, buhar makinesi, telefon ve elektrik gibi yeni teknolojilerin ortaya çıkmasına tanıklık eder.

Böyle bir ortamda, H.G. Wells zaman yolculuğu fikrini ortaya koydu. Wells’in ilk yayımlanan romanı genel piyasaya hitap ediyordu. İnsanlığın sonunu öngören bir evrim hikâyesinde bilim muhabirliğini, popüler romantizmle birleştirdi. O, geleceğin illa şimdikiyle aynı görünmek zorunda olmadığı radikal fikrini öne sürdü.

Biz: Etkileyici bir Distopya (1921)

“Son devrim diye bir şey yoktur. Devrimler sonsuzdur.”

Rus radikal Yevgeny Zamyatin, 1917’nin Bolşevik Devrimi’nden kısa bir süre sonra “Biz” i yazdı. 1924 yılında ise İngilizce olarak yayımlandı.

Zamyatin’in öyküsü, insanlara isim değil numaraların verildiği ve bu insanların her hareketinin devlet tarafından gözlemlenebilmesi için cam binalarda yaşadığı distopik bir toplumu anlatır. Roman, teknolojik gelişmenin hayatımızın insani içeriğini boşaltma olasılığının altını çiziyor. Biz, George Orwell’in 1984’ünü doğrudan etkilemiştir.

Amazing Stories Dergisi: Bilimkurgu’nun Tanımlanması (1926)

“Bilimkurgu” teriminin kökeni ortaya çıktı.

Gazeteci ve Amazing Stories dergisi editörü Hugo Gernsback, öncelikle Verne, Wells ve Edgar Allen Poe’nin hikayelerini yeniden basan bir dergi yayımladı. Dergi, kahince bir öngörüyü ve bilimsel bilgiyi birleştirerek romantik bir kurgu yapan bu türü “bilimselkurgu” diye adlandırıyordu. Daha sonra Gernsback, 1929’da çıkardığı Science Wonder Stories dergisinde ismi “bilimkurgu” olarak yeniden düzenledi.

Cesur Yeni Dünya: Şok Edici bir Gelecek Önerisi (1932)

Cesur Yeni Dunya 3

Amerika’yı ziyaret ettikten sonra, Aldous Huxley güçlü bir devletin tehlikeleri hakkında bizi uyarır.

Huxley distopik bir dünya hayal eder. Onun gelecek ile ilgili öngörüsünün sorusu şudur: Teknoloji bizi nereye götürüyor? Genetik mühendisliğinin normalleştiği, böylece “biyolojik” ailenin ortadan kaldırıldığı bir toplum görür. Bu, duygudurum değişikliği ilaçların üretilmesiyle bilimin mutsuzluğu ortadan kaldırdığı bir toplumdur. Hikayesinin birçok yönü kahinvari kabul edilir.

1984: Totaliter Britanya (1949)

1984 big brother

“Büyük Birader seni izliyor.”

Bu eserde George Orwell, Stalinizm’e karşı sürdürdüğü acımasız hicvi belli bir gelecek kurgusunda daha da ileri götürüyor. Soğuk Savaş sırasında yazılmış olan kitap, totaliter bir partinin tüm bireysel özgürlükleri kısıtladığı yakın gelecekteki bir Britanya’da geçmektedir. Hükümet tüm özel ve kamu faaliyetlerini izler. Hikayedeki Büyük Birader ve Oda 101 gibi birçok kavram popüler kültüre girdi ve hâlâ kullanılmaya devam ediyor.

Ben, Robot: Dost mu Düşman mı? (1950)

isaac-asimov-i-robot

“Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.”

Isaac Asimov, 1920’de Çek oyun yazarı Karel Capek tarafından tanımlanan robot kavramını geliştirdi.

Ben Robot, toplumdaki robotların gelecekteki rolüne odaklanan kısa öykülerden oluşan bir koleksiyon. Asimov, bu kitapta Üç Robot Yasası’nı tanıttı. Bu kurallar, androidlerin insanlara nasıl davranacaklarını belirleyen belli bir mantıkla programlanması gerektiğini ileri sürer.

Triffidlerin Günü: İngilizvari bir Felaket (1951)

John Wyndham‘ın hissedebilen dev bitkileri anlatan hikayesi yayımlandı. Bu roman “Felaketcik” olarak adlandırılan İngiliz kurgularının mükemmel bir örneğidir.

Wyndham’ın rakiplerinden Brian Aldiss’ın ünlü tarifinde olduğu gibi: Kahramanımız, Savoy’da kendini içkiyle, kadınlarla ve ücretsiz süitlerle şımartırken, diğer herkes de korkunç bir şekilde ölüyor. Wyndham, Hiroşima ve Nagazaki’ye yapılan atom bombası saldırısına takiben bu romanı yazdı. Hikaye, buna paralel olarak yeniden inşa edilmesi gereken dağılmış bir toplumda kahramanın hayatta kalma çabasıyla ilgiliydi.

The Drowned World: Yeni Bir Bilimkurgu Dalgası (1962)

J.G. Ballard‘ın “Ekolojik Felaket” ile ilgili roman dizilerinden ilki… JG Ballard’ın ekolojik felaketleri, toplumsal çözülme, dağılma konusunu genişletiyor; ama bu kez dağılma buzullar eridikten sonra oluyor. Bu da Ballard’ı yeni dalga bilimkurgunun büyük İngiliz yazarı yapmakta. Onun hikayeleri, bilimkurgu temalarına psikolojik derinlik ve deneysel bir edebi üslup getirir. Ayrıca The Burning World (1964) ve The Crystal World (1966) Ballard’ın diğer ekolojik felaket senaryosu içeren romanlarıdır.

Androidler Elektronik Koyun Düşler mi?: Bizi İnsan Yapan Şeyi Keşfetmek (1968)

androidler elektrikli koyun dusler mi

Philip K Dick‘in fütüristik romanları Blade Runner ve Azınlık Raporu gibi gişe rekorları kıran birçok modern bilimkurguya senaryo metni kazandırmıştır.

Androidler Elektronik Koyun Düşler mi? dünyada büyük bir felaketin yaşanması sonrasında geçen bir hikayeyi konu alıyor. Dick’i, bizi neyin insan yaptığı sorusu adeta büyülemiştir. Bu hikayede P.K Dick, insanlar ve robotlar arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak android’lerin insan özelliklerini alabileceğini, ancak şefkat veya empati eksikliği yaşayabileceğini söylüyor. Onun eserlerinde Jung psikolojisi, akıl hastalıkları ve uyuşturucu kullanımı konularının etkisi büyüktür.

Karanlığın Sol Eli: Kadın Yazarlar için Bir Dönüm Noktası (1969)

Karanlığın Sol Eli

“Bir uzaylı tuhaf bir canlı olarak görülür, iki uzaylı ise istila.”

Bu roman, toplumsal cinsiyet hakkındaki varsayımları inceleyen en önemli bilimkurgu metinlerinden biri haline geldi. Yazar Ursula K. Le Guin, Ekumen Galaktik İmparatorluğunu konu alan üçüncü romanının ardından bilimkurgu dünyasındaki ününe kavuştu. Le Guin’in buradaki karakterleri çift cinsiyetlidir. Sırasıyla bir ay erkek ve bir ay kadın olurlar. Karanlığın Sol Eli’nin bilimkurgu türündeki kadın yazarlar için bir dönüm noktası olduğu düşünülür.

Hayatta Kalma Güncesi: Toplumumuzun Sonu (1974)

1974 de ünlü roman ve oyun yazarı Doris Lessing, kıyamet sonrası bir toplumsal çöküş hikayesini içeren kitabını yayımladı.

Roman, köklü İngiliz felaket senaryosu geleneğine yanıt olarak yazılmıştır. Lessing’in fazla uzak olmayan gelecekte geçen ve barbarlığın bir norm olarak kabul edilen hikayesinde sosyal bir gerileme yaşadığı sırada burjuva sınıfının ilginç bir sınıf analizini sunuyor.

Dişi Adam: Toplumsal Cinsiyet Rollerini İncelemek (1975)

the-female-man

Bu roman, 1960’ların sosyopolitik hareketlerinden etkilenir.

Akademisyen ve feminist Joanna Russ tarafından yazılan roman, ütopik bir kadın topluluğunu anlatır. Dört anakarakterin her biri, farklı tarihsel çağlarda ve yerlerde, kardeşlik ve dayanışma içinde paralel dünyalarda yaşar. Russ, 1516’da ilk kez Thomas More tarafından tanımlanan Ütopya’nın edebi geleneğini genişletmiştir.

Otostopçunun Galaksi Rehberi: Uzayda Gülmek (1979)

The Hitchhiker's Guide to the Galaxy

“Panik yok.”

Başlangıçta radyo için yazılan Douglas Adams‘ın bu serisi, sıkıcı İngiliz uzay dizilerini hicvederek türe mizah anlayışı getirdi.

Monty Python tarafından sunulan, Evren’deki olayları gülünç bir şekilde taklit eden bu eser bilim kurgunun sürekli kullanılan zararlı teknolojiler, zaman yolculuğu, galaktik felaketler ve kozmik bürokrasi gibi temalarını yeniden yorumlamıştır.

Neuromancer: Siber Uzayı Kurmak (1984)

“Siber. Her gün her milletten milyarlarca yasal santralin deneyimlediği ve karşılıklı anlaşmaya dayalı bir halisülasyon.”

William Gibson, Asimov’un ortaya koyduğu anlatıyı genişleterek, insan ve makine arasındaki sınırı yok ediyor.

Neuromancer, bir bilimkurgu alt dalı olan ve toplumun bilgisayarlar tarafından kontrol edilmesi konusunu işleyen “siberpunk” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Gibson’ın yakın gelecekteki “konsol kovboyları”, “matrix” olarak bilinen sanal bir uzamda birbirlerinin peşine düşerler. Gibson önceki yapıtlarında ortaya attığı “siberuzay” teriminin Neuromancer’da yeniden ele almış ve peygambervari teknolojik öngörüleriyle ünlenmiştir.

Down: Irk ile ilgili Sorunları Keşfetmek (1987)

Down, Octavia E Butler‘ın Xenogenesis üçlemesinin (1987 – 1989) ilk romanıdır.

Bu roman, nükleer bir soykırım sonrasında hayatta kalan son insanları kurtarmak için mücadele eden uzaylı Oankali’nin hikayesi aracılığıyla ırkçı düşünceyi inceler. 1947’de Kaliforniya’da doğan Butler, ekonomik olarak yoksul, siyah ve beyazların beraber yaşadıkları bir mahallede büyüdü. Uzun bir süre bilimkurgu eserleri yayımlayan tek Afro-Amerikan kadın yazar olan Butler, Xenogenesis serisinde türlerin, cinsiyetlerin ve cinselliğin yeniden üretimi konusunu irdelemiştir.

Kızıl Mars: Ütopya’yı Yeniden Düşünmek (1993)

Bu üçleme, 1990’larda bilimkurguya yeni bir soluk getirdi.

Kızıl Mars, Kim Stanley Robinson‘un Mars üçlemesinin (1993-1996) ilk kitabı… Bu kitapta Robinson, Mars’ın kolonileştirilmesini, Kuzey Amerika tarzı sömürgeleştirmeyi anlatmak için bir analoji olarak kullanıyor. Bunu yaparken de 20. yüzyıl boyunca birçok liberal eleştirmen tarafından kötülenen ütopya fikrini yeniden ele alıyor.

Maddaddam: Bilimkurguya Yeni Bir Kitle Kazandırmak (2013)

Margaret Atwood, ilk kez Damızlık Kızın Öyküsü (1985) distopyası ile başladığı bilimkurgu yolculuğunu bu kitabıyla sürdürüyor. Maddaddam, 2003-13 arasında yazılan Atwood üçlemesinin üçüncü romanı. Bu kitapta, bir genetik mühendisliği programının felaketle sonuçlanmasıyla insanlığın ortadan kalktığı post-apokaliptik bir toplum tablosu çiziyor.

Atwood’un popüler üçlemesi, daha önce bilimkurgu ile ilgilenmeyen bir izleyiciye bu türün kapılarını açmıştır. Ayrıca yazarın çalışmalarını “bilimkurgusal” yerine “spekülatif” olarak isimlendirmesi kitaplarındaki felaket senaryolarının yaşadığımız dünyamızı yakından ilgilendiren olası senaryolar olduğu anlamına da geliyor.

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Tuhaf şeyler düşünmekle meşhur. Bilinçakışı yöntemiyle yaşar. Gımıldaksever. Okur. Yazar. Çevirir. Çehov’un kadınları tanıdığı kadar kendini tanımış olsa elini eteğini her şeyden çekip köyüne yerleşir. Ursula’yı hep sever, çok sever, durur durur yeniden sever. Şiir yazarken bilimkurguya nasıl bulaştı hiç bilmiyor. Önce bilimkurgu da ona bulaşmış olabilir. Ama kavga falan çıkmadan olay sakinleştirildi. Şimdi usul usul başını önüne eğip burda gördüğünüz şeyleri yazıp çevirdi. Yine de sonu hayır değil bu kadının da bakıcaz artık.