yeni yaban diane cook

Şehirden Uzakta Bir İyileştirici: Yeni Yaban

Amerikalı yazar Diane Cook’un ikinci kitabı ancak ilk romanı olan Yeni Yaban, yazarın kısa öykülerden sonra büyük ve sıra dışı bir hikâyeyi ustaca işlediği bir eser. 2014’te yayımlanıp Guardian ilk kitap ödülüyle taçlandırılan Man V. Nature isimli öykü kitabında da benzer temaları ele alan yazar, özellikle gelecekte geçen ve distopik bir çerçevede ele aldığı öykülerini Yeni Yaban’da birkaç adım ileri taşıyor. Yayımlandığı 2020’de Booker Ödülü’nün kısa listesinde kendine yer bulan ve birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan Yeni Yaban, yaşadığımız gezegenin geleceğine iklim krizi ekseninde sert bir tasvir sunuyor.

Teknolojinin bizi götüreceği nokta, insan ve toplum yaşamında açtığı çığır, dünyayı dönüştürmesine dair yapılan öngörüler bilimkurgu eserlerinde sıkça işlenir. Hangi teknik ilerlemenin nereye kadar gideceği, söz konusu ilerlemenin olumlu-olumsuz etkileri üzerine düşülmeye değer bir konudur. Bu düşünce aynı zamanda bir merakla gelir ve bununla birlikte öykü anlatma arzusunu destekler. Distopyalar da benzer bir tablo sunar, çoğunlukla birer uyarı olarak yorumlanır. Son yüzyılda teknoloji öylesine ilerledi ki, dünya bambaşka bir yere doğru gitmeye başladı, bu yolculuk hâlâ devam ediyor. Özellikle uzay çağını yakalamamız hayallerimizi de genişletti. Kurduğumuz düşlere ulaşabilmek için insanın bilimsel anlamda ulaşabileceği yeri tahmin etmeye çalıştık. Bilimin limitlerini zorladık, çoğu kez dışına çıktık ve yeni öykülerle geleceği yorumladık. Teknoloji hep ön plandaydı, çünkü o ilerledikçe dünya farklı bir yere doğru dönüşüyordu.

Son yıllarda ise bilimkurguya yakın bir yere konumlandırabileceğimiz bir tür hızla atağa kalktı. Ona iklim kurgu diyebiliriz. İklim kurgu eserlerinde ortaya koyulan ve pek iç açıcı olmayan tasvirler dünyanın gidişatına dair bir sinyal niteliği de taşıyor. İlkin teknoloji vardı, onun yarattığı heyecan üzerine çeşitli dönüşüm senaryoları hem edebiyatta hem de sinemada bolca işlendi. Şimdiyse teknolojinin getirdiklerinin yanında bir de bizden aldıklarına kafa yorulmaya başlandı. Dünyanın dengesini bozan her türden üretim faaliyetlerinin bizi götürdüğü noktayı görebilmek zor değil. Doğal kaynaklar hızla tüketilirken şimdilerde bile hafiften hissedilen ve dile getirilen besin ve su kıtlığı gibi durumlar geleceğimizi şekillendirecek gibi duruyor. Hava kirliliği, küresel ısınma, kısaca iklim krizi olarak isimlendirebileceğimiz bu dönüşüme dair yazılan kurgusal eserler de bir uyarı niteliği taşıyor. Yeni Yaban da insanın yaşama dair birçok unsuru tükettiği, yaşanmaz şehirlerin insanları hasta ettiği, kaçacak ve nefes alınabilecek yer arayışı mücadelesinin hüküm sürdüğü, muhtemelen pek de uzak olmayan gelecekte geçen çarpıcı bir roman.

Diane Cook’un ustaca işlediği Yeni Yaban sadece iklim krizini, mahvedilen doğanın kustuğu laneti işlemiyor, ayrıca insanın hayatta kalma mücadelesinde ortaya çıkan hırsı, sahiplenme güdüsünü, korkuları, kırılganlığı ve çaresizliği de ele alıyor. Yazarın kurduğu dünyada doğal hayatın korunduğu, yabani hayvanların, otların, bitkilerin, yiyeceklerin yer aldığı çok küçük bir toprak parçası kalmıştır. Dünyanın geri kalan kısmı ise hava kirliliğine, kalabalığa, kıtlığa, çetelere boyun eğmiştir. Şehirde insan için faydalı bir şey kalmamıştır, çocuklar zehirli hava yüzünden hasta olup ölmekte, hiç bitmeyen bir kriz devam etmektedir. Romanın başkarakterleri Bea, şehrin hasta ettiği kızı Agnes’ı iyileştirmek için Yaban Eyaleti’nde gönüllü olmaya karar verir. Yaban yaşamı başlangıçta bir araştırma konusudur. Dünyanın geri kalanından uzakta, her şeyden mahrum bir hâlde, tamamen yabani bir doğada yırtıcılarla, zehirli bitkilerle, hayvanlarla yaşamayı kabul eden yirmi kişi ile Yaban Eyaleti ilk sakinlerine kucak açar. Bea kızıyla birlikte ya yabanda yaşayacaktır ya da diğerleri gibi kızı da şehrin zehirli havası yüzünden ölecektir. Bea ve onun gibi düşünen yirmi kişilik bir grup yaban projesinde yer almak için gönüllü olur ve göçebe, avcı-toplayıcı bir topluluk olarak hayatta kalmaya çalışır.

Yaban Eyaleti Araştırma Denek Günlüğü, gönüllülerden belirli zamanlarda alınan numuneler, yaban topraklarında görevli korucuların izlenimleri gibi kayıtlar yaban gönüllülerinin Şehir’den uzakta, doğayla giriştikleri mücadelede neler kazandığı ve kaybettiğine dair bilgiler sunar. Yaban her şeye rağmen öngörülemez bir yerdir, tehlike ve risklerle doludur. Bir yırtıcıya yem olmak anlık durumdur. Dolayısıyla özellikle ilk zamanlarda yirmi kişilik grubun kayıp vermesi kaçınılmazdır. Yazar, insanın doğayla kurduğu dengeyi, öze dönüşü, şehirde yitirdiklerini kazanma sürecini, zayıflıkları, besinsizlikten eriyen bedenlerin yine de topraktan kazandığı direnci, yabandaki dönüşümü hem karakterler hem de canlı-cansız doğadaki tüm yaban unsurlarıyla ördüğü başarılı bir ilişkiyle resmediyor.

Yabanda sürekli yürüyüş hâlinde olan topluluk, önceleri şehirli kimliğine sahiptir, giysiler ve davranışlar yabana ait gözükmez. Yıllar geçtikçe artık şehirli kimliğinden uzaklaşır ve yabana ait hissederler. İlk gönüllü grup bu şekilde Asiller sıfatını kazanırken, topluluğa sonradan katılanlara ise Yeniler denir. Kılavuz denen ve Yaban Eyaleti’nde gönüllülerin nasıl yaşayacaklarına dair tüm kuralların yazılı olduğu kitapçıktan başka bir medeniyet kalıntısına sahip değillerdir. Sürekli birlikte hareket eden, aynı ateşin etrafında uyuyan, sevişen, her türlü ihtiyaçlarını birbirlerine yakınken yapan bu topluluk için modern hayatın bilinen kuralları yavaşça yitip gider. İnsanlar hayatta kalmak, karınlarını doyurmak, güvenli alanlar bulmak amacıyla kendi yeteneklerini yeniden keşfetmek zorunda kalır. Bu da onları yabanda daha güçlü hâle getirir.

Yaban Eyaleti bir araştırma projesi olarak başlasa da Şehir’de durumun her gün güçleşmeye başlaması ve yaşamanın artık çok zor hâle gelmesi insanları yabana teşvik eder. Başlarda sadece medyadan takip ettikleri ve tuhaf buldukları yaban gönüllüleri artık imrenilecek bir topluluğa dönüşür. Öyle ki ülkenin geçmiş başkanları, ünlü aktörleri bile kaçak yollardan yabana girmenin yollarını arar. Yaban Eyaleti’nde gönüllülerden başka hiçbir grubun bulunmasına izin verilmese de Şehir’den kaçanlar bir şekilde kendilerini geride kalan son doğal topraklara sokmak için ellerinden geleni yapar. Artık yaban, hayatın kendisi olmuştur, ona ulaşmak çoğu insan için hayatta kalmanın tek yolu hâline gelmiştir.

Yabanda doğmakla yabana sonradan gelmek arasında büyük farklar vardır, bunu da en iyi dünyaya gözlerini yabanda açmış veya ilk canlı hatıraları yabana ait olan insanlar üzerinden anlarız. Gönüllüler yabanda yılları geride bıraktıkça hem kişisel hem de topluluk olarak gözle görülür bir dönüşüm gerçekleşir. Artık Şehir demek tiksinti demektir, buna rağmen bir yerden sonra özellikle karar alma mekanizmasında Kılavuz yerine iktidarı elinde tutmak isteyen birkaç kişinin sözü geçmeye başlar. Yaban yavaş yavaş şehirdeki çarpıklığa doğru yol alır. Sanki modern hayata geçişin tüm aşamaları yeniden keşfediliyor gibidir.

Diane Cook romanın atmosferini kurarken yaban hayata dair ne varsa bir belgesel niteliğinde, kelimelerden adeta görüntüler oluşturarak okura aktarıyor. İklim, mevsimsel özellikler, bitki örtüsü, yırtıcılar, avlanmak, vahşilik, tekinsizlik ve tüm o doğal güzellikler… Oldukça güçlü bir anlatım yapısına sahip eser, aynı zamanda diyaloglarda ve betimlemelerde parlaklığından hiçbir şey kaybetmiyor. Başkarakterlerin dönüşümü, her birinin kişisel yazısı, mizaçları, tutumları, özellikle Agnes’ın kurduğu cümleler, ruh hâlinden dışa yansıyanlar, çocukluktan ergenliğe ve yetişkinliğe geçiş aşamalarında keşfettikleri öyküye bağlanmayı kolaylaştırıyor.

Yaban Eyaleti’ndeki davetsiz misafir sayısı arttıkça ve insanlar kalan tek doğal topraklara girmek için canlarını ortaya koydukça karakterler yaban mı şehir mi ikilemine doğru yol alıyor. İnsanın ayak bastığı her yer bir süre sonra kendi doğallığını kaybettiği için belki de aralarında artık bir fark kalmıyor. Yeni Yaban geleceğe dair gerçekleşmesi olası bir manzarayı resmediyor. Diğer distopik eserlerde olduğu gibi, onda da almamız gereken birtakım sinyaller var.

YKY’nin okura sunduğu bu tertemiz metnin başarılı çevirisi Özlem Yüksel’e ait.

Yazar: Serdar Yıldız

İllet (roman), Karanlık Gökkuşağı (öykü), Yüksek Doz Gelecek (beş yazar beş bilimkurgu kısa romanı), Silsile (Ödüllü Bilimkurgu Öyküleri), Arz Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Bilimkurgu Öykü Antolojisi).

İlginizi Çekebilir

Enceladus-Kiyameti

Enceladus Kıyameti’nde Uydular Arası Umut Arayışı

Türk bilimkurgu edebiyatının üretken isimlerinden Gökcan Şahin, romanları ve kısa öykülerinden fark edileceği üzere, türün …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin