bilimkurgu kulubu

Kitap İncelemeleri

Tarih: 2 Nisan 2021 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Kaçınılmaz Bir Arayış: Bağışlanmanın Dört Yolu

İç savaş bitmiş, Werel’in sömürgesi olan Yeowe gezegeni bağımsızlığının kazanmıştır. Ancak bağımsızlık her zaman özgürlük anlamına gelir mi? Yeowe kadınları (ve Werel kadınları) için özgürlük mücadelesi yeni başlıyor. Birbirine bağlı bu dört uzun öyküde, kadınların eski ve yeni efendilerine karşı kendi benliklerini kazanmalarının, kendilerini ve birbirlerini tanımalarının hikâyesini anlatıyor Ursula K. Le Guin. Zaferle sonuçlanan her özgürlük savaşı, yeni bir özgürlük savaşının başlangıcı demektir. Werel ve Yeowe’de sıra kadınlardadır…

Le Guin, Hainli Döngüsü ile bilimkurgu edebiyatını kökünden değiştirdi. 1966 yılında Rocannon’un Dünyası‘yla başlayan seri, yıllar içerisinde Mülksüzler ve Karanlığın Sol Eli gibi kült eserlerle devam etti. Bu süreçte romanların haricinde kısa hikayeler de kaleme aldı ve nihayetinde 2000 yılında Anlatış ile seriyi sona erdirdi. Serinin yedinci romanı olan ve 2001 yılında Metis Bilimkurgu Serisi‘nin otuz ikinci eseri olarak basılan Bağışlanmanın Dört Yolu ya da özgün adıyla Four Way to Forgiveness, tanıtım yazısında da belirtildiği üzere kadın mücadelesini farklı bir kurgusal düzlemde ele alıyor ve birtakım tezlerini bu doğrultuda temellendiriyor.

ursula hainli dongusu

Ursula K. Le Guin, ebeveynlerinin çalışmaları hasebiyle her türlü fikre açık bir ortamda büyür. Anne babasının akademisyen oluşu, kocaman kütüphanelerine erişim imkânı, devamlı güncel olaylara dair fikir alışverişinde bulunmaları ve kişisel görüşlerini ifade edebilme şansı genç yaşta geniş bir bilgi birikimine sahip olmasını sağlar. 30’lı yıllarda ekonomik yıkım ve 40’lı yıllarda yaşanan savaşın açtıığ yaralar da ayrıca olgunlaşmasını sağlar. Kardeşleri asker olur, ülkede ırkçılık alenen yükselir ve elbette yıkılan eski dünya, yeniliği Amerika’ya taşıyınca dünyasını değiştirir. Ancak burada asıl önemli olan nokta, bilgi birikiminin ve tecrübelerinin eserlerinde karşımıza çıkan yansımalarıdır.

Ursula, WASP olarak bilinen katı bir anlayışın tesirini çok iyi görmüştür. Bilhassa babası Alfred Louis Kroeber’in Franz Boas’ın etkisiyle şekillendirdiği multikültürel yaklaşım, kültürlerin değişime açık olduğunu ve toplumla arasındaki ilişkinin önemli detayları bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bunları aile ortamında gören, doğrudan maruz kalan Ursula’nın yıllar içerisinde kaleme alacağı metinler de haliyle kültürlerin değişimine odaklanır. Kültürler tarihin en eski dönemlerine kadar ulaşsalar da kurgusal yapılardır. Toplumu bir arada tutmak için üretilen ve her şartta, dönemde yeniden yapılanan suni değerlerdir. Bu yapıların odağında belirlenen sistemlere dair eleştiriler ise doğal olarak yenilenebilir olduklarına yöneliktir. Bütün kalıplar değişebilir, zira içinde ne varsa zaten bir kalıptan çıkacaktır ve yenisine uyabilecektir.

Bağışlanmanın Dört Yolu, bu bağlamda önemli alt metinler içermektedir. Kadın kimliğinin inşası, birey olarak kadının en büyük sorunudur. Bütün yasaklara ve zorluklara karşın kadınlar, özgürlüğün sorumluluğunu sırtlanarak durmadan savaşır. Tarih boyunca ihmal edilmesine rağmen, bugün gelinen nokta ise kadın mücadelesinin önemini daha da vurgulamaktadır. Varoluşçu düşünürlerin işaret ettiği gibi “İnsan aşılması gerekendir.” Fakat burada bahsedilen insan, insana dair yargı duvarlarını inşa eden öğretilerin bütünüdür. Bireyin önüne geçen, kısıtlayan bu tutucu tutumun taşıyıcısı da yine insan olduğundan, fiziksel tezahürüyle haddizatında anlayış işaret edilir.

İnsanlar düzenin vaat ettiklerini, yani alışkanlıkları kanıksadıklarından, değişimin belirsizliğini yadırgayarak saldırırlar. Zira insan bilmediğinden korkar. Üstelik kadının toplumdaki rolünü de göz önünde bulundurursak, özgürleşen kadının gelecekte özgürlüğü içselleştirmiş bir toplumun hazırlayıcısı olacağı da kesindir. Dayatılan basma kalıp yargıları kuşanmayan bir toplum düşünün; bu toplumun çürümüş teamül ve kurallarının ne denli yozlaşmış olabileceğini hayal edin. Birileri illaki farklı olmak isteyecektir. Bu durumda çıkarına ters düşecek herkes değişimi tu kaka edecek, cesaret göstereni de yok etmekten geri durmayacaktır. Yani, çoğunluğun iyiliği için çoğunluğun hükmü uygulanacaktır.

Dört hikaye, dört farklı pencere; kadının topluma açılan kapıları… İnsanın her veçhesi farklı birer yaşam saklamaktadır. Yani hayatın kendi içinde bile farklı dalları vardır. Bölünür, yayılır ama nihayetinde aynı yerden köklenir. Eskilerin ağaç kültü boşuna değildir. Ağacın köklerinden en yüksek dalının ucuna değin devamlı bir geçişkenlik, iletişim söz konusudur. Beslenir, seslenir, sahip çıkar. Aynısı insan için de geçerlidir. Tüm çatışmalarımız, ayrılıklarımız bu noktalardan serpilerek gelişir ve Ursula’nın ustalıkla yaptığı gibi irdelendiğinde, müşterek sorunlara ulaşır.

Ne kadar farklı görünürsek görünelim, sevilme ve sevme, ait olma, anlaşılma, değer görme, kabul edilme isteğimiz aşikardır. Varlığımızın bilincine vardığımızda Bir yola çıkarız. Lacan’ın Aynası konusu malum. Orada “kendi”lik dediğimiz aydınlanma ya da uyanma yaşanır. Sonra devam ettikçe başkalarının da ayna olduğunu anlarız; insan insanın aynasıdır. Hepimiz yol ayrımlarıyla şekilleniriz ve yaşam çizgimiz bu sürece bağlı olarak adım adım belirlenir; ancak temele indiğimizde ortak noktalarımız gitgide artar. Bunların izini sürerek ulaşacağımız yerde nihayetinde başkası değil, yine kendimiz oluruz. Tıpkı bir ipin ucundan sonuna sabırla ilerlemek gibi.

Ursula K. Le Guin

Dolayısıyla bağışlanmanın yolları yine insanın kendinden geçer. İnsan kendine ulaştıkça, kendini gerçekleştirdikçe ve kendiyle arasındaki duvarları aşıp köprüler kurdukça bağışlanmaya dair yolda ilerlemeye devam eder. Evet, yol. Sahiden de yol imgesiyle anlatılabilecek birçok şeyi içeriyor Ursula’nın sözleri. Homeros’tan Jack Kerouac’a yolun insandaki anlamını incelikle ve başarıyla işliyor. Patikanın ahşap, yıkık bir kulübeye açılması veya gösterişli bir yolun saraya ulaşması arasında herhangi bir fark kalmıyor. Yolu belirleyen, yolda yürüyen oluyor.

Maslow’un işaret ettiği gibi Tanrı’dan mağfiret dileyenin özrü, benliğiyle ve iradesiyle bağışlanmaya dileyene benziyor haliyle. Farklı arayışlar içinde olsalar da günahlarının ve hatalarının bedelini yaşamlarıyla ödeyerek bir noktada öylece bekliyorlar. İşte o noktada bağışlanmak bir özgürlük bahşediyor onlara. Geçiyorlar aynanın karşısına, bin bir oluş dikiliyorönlerine. Kadın olmak, insan olmak, yaşamak, var olmak, yok olmak… Son kertedeyse olmak ve olmamak kalıyor geriye; işte bütün mesele bu…

Etiketler: , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bir Garip Merdümgiriz...