bilimkurgu kulubu

Kitap İncelemeleri Uzay Akımları

Tarih: 26 Ocak 2019 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Galaktik İmparatorluk Serisi #2: Uzay Akımları

İthaki Yayınları’nın Isaac Asimov macerası 2004 yılında başladı ve daha önce Altın Kitaplar’ın “İmparatorluk” adıyla piyasaya sürdüğü Vakıf Serisi‘ni tam takım olarak okurla buluşturup önemli bir yayıncılık girişimine imza attı. Ne var ki yeni baskıları gelmeyince, romanlar sahaf tezgahlarının yolunu tutmaktan kurtulamadı. Aşılamayan bazı telif sorunları nedeniyle süren sessizlik, 2016’ın Kasım ayında sona erdi ve Asimov’un “Ben, Robot” isimli ölümsüz eseri Bilimkurgu Klasikleri Dizisi‘nin 17. kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Üstelik bu güzel gelişme, Vakıf Serisi’nin yeniden basılacağı haberiyle de taçlandırıldı. Yayınevi, söz verdiği üzere Vakıf Serisi’nin ilk üç kitabını tekrar okurla buluşturdu. Serideki diğer dört kitabın akıbeti henüz belli değil, ama Galaktik İmparatorluk romanlarına da el atan İthaki Yayınları’nın Asimov yolculuğu son sürat devam ediyor.

Galaktik İmparatorluk Serisi, daha önce çeşitli yayınevleri tarafından değişik isimlerle dilimize çevrilmiş, ancak hak ettiği özeni bir türlü görememişti. Neyse ki serinin ilk kitabı olan Toz Gibi Yıldızlar‘dan sonra Uzay Akımları da (The Currents of Space) geçtiğimiz günlerde İthaki etiketiyle raflardaki yerini aldı. Türkçedeki macerası 50’li yıllara değin uzanan roman, aynı zamanda “Isaac Asimov’un Dilimize Çevrilmiş İlk Kitabı” olma özelliğini de taşıyor. Zira Çağlayan Yayınevi’nin Yeni Dünyalarda Serisi‘nde “Kainat Fatihi” adıyla yer almış ve Türk okurun Asimov ile ilk buluşması olarak tarihe geçmişti. Romanın sonraki baskısı ise 1984 yılında Altın Kitaplar’dan gelmişti. “Tanrılar ve İmparatorlar” adıyla yayımlanan bu yeni baskı, aynı zamanda kitabın Türkçe macerasındaki son duraktı. Ta ki bugüne kadar.

Uzay Akımları, Florina‘da yetiştirilen kirt adlı değerli bir bitkinin etrafındaki güç savaşlarına yoğunlaşıyor. Yüksek ısıda her şekle girebilen, cam, maden ve plastik yerine ikame edilebilen, optik aletlerde, hiperatomik motorlarda, hidrokarbon kalıplarında ve tekstilde kullanılabilen bitkinin bu ekonomik değeri, sermaye kesiminin verdiği ölümüne mücadeleyi de anlaşılır kılıyor. Üstelik bitkinin birtakım doğal koşullardan ötürü sadece Florina’da yetiştirilebiliyor oluşu, gezegenin stratejik önemini de hat safhaya çıkarıyor.

Hatırlanabileceği gibi, Frank Herbert‘in 1965 tarihli Dune romanında da buna benzer bir kurgu oluşturulmuş ve Arrakis-Baharat denklemine dayalı güç savaşlarının öyküsü anlatılmıştı. Elbette bu ve buna benzer kurguların içinde yaşadığımız dünyaya dair birer alegori olduğu ortada. Dune’un baharatı ile Orta Doğu’nun petrolü arasındaki paralelliği, burada güney eyaletleri ile pamuk arasında kurmak mümkün. Zira güney eyaletlerinde pamuk uzun yıllar devam eden kölelik sisteminin başlıca nedenlerinden biriydi ve Amerikan İç Savaşı’na giden süreçte de önemli rol oynamıştı.

Florina’nın çarpık toplumsal manzarası: İşçiler ve Efendiler

Florina gezegeninin yerlilerinden Valona, tarla kenarında çırılçıplak ve bilinçsiz hâlde yatan bir adam bulur. Konuşamayan ve geçmişini hatırlamayan bu gizemli yabancıya acıyarak onun bakıcılığını ve koruyuculuğunu üstlenir. Gezegendeki diğer herkes gibi, Valona da kirk bitkisinin yetiştirilip işlendiği tesislerde çalışan sıradan bir işçidir ve “Rik” lakabı takılan bu sahipsiz yabancıyla ilgilenerek yalnız ve sefil hayatına anlam katmak istemiştir. Sark gezegeninin sömürgesi olan Florina’da, tamamen kirk üretimine dayalı katı bir kast sistemi vardır. Öyle ki, nüfusun geri kalanından izole bir şekilde yaşayan ve adlarına “Efendiler” denen küçük bir zümre dışında gezegendeki herkes tarım işçiliği yapmaktadır.

Asimov, roman boyunca bu eşitsiz düzeni tüm çıplaklığıyla aktararak sistemin işleyişini anlamımızı kolaylaştırır. Öte yandan Rik, zaman geçtikçe bazı şeyler hatırlamaya başlar. Tam olarak ne olduğunu bilmese de içinde önleyemediği bir korku ve endişe vardır. Rik’e göre Florina’yı ölümcül bir tehlike beklemektedir. Belleğindeki sis perdesi yavaş yavaş aralandıkça kendini bir entrika sarmalının içinde bulması ve peşine Valona’yı da takarak Sark gezegenine kadar uzanan tehlikeli bir maceraya atılması gecikmez.

Uzay Akımları, katmanlaşan toplum düzenine yönelik güçlü bir eleştiri niteliğinde. Usta kalem Asimov, bir Kentli olan Terens üzerinden elitizm yergisi yürütürken, soylu bir kadın olan Samia karakteri üzerinden de bürokrasi ve uyumculuğu irdelemekten geri durmuyor. Zaten Samia, soylu bir efendinin vasıfsız eşi olmak yerine bilim kadını olmayı seçen alışıldık bir Asimov karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Hakeza Asimov’un oligarşi, kapitalizm, eşitlik, özgürlük, elitizm, sömürgecilik ve bürokrasi kavramlarının altını doldurmadaki hüneri, romanın değerini ve önemini arttırıyor. Yine yazarın verdiği politik ve sosyolojik mesajların derinliği de romanın değerini perçinleyen unsurlar arasında.

Robot ile Vakıf Serisi arasında konumlanmış bir geçiş üçlemesi olan Galaktik İmparatorluk Serisi, Uzay Akımları’yla biz okurları Vakıf evrenine bir adım daha yaklaştırıyor. Serinin ilk kitabı Toz Gibi Yıldızlar’ın da çevirisini üstlenen M. İhsan Tatari yine özenli bir çeviriye imza atmış. Robot serisinin çelik mağaralarından Vakıf serisinin galaktik enginliğine doğru savruluşumuzun üç ayrı öyküsünü anlatan Galaktik İmparatorluk serisi, kurgusal Asimov evreninin de kilometre taşlarından. Vakıf ve Galaktik İmparatorluk serileri ile Asimov aşkımızı debreştiren İthaki Yayınları, bakalım Robot Serisine de el atarak kalbimize o son ve ölümcül darbeyi indirebilecek mi? Bekleyip göreceğiz…

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…