bilimkurgu kulubu

Kitap İncelemeleri toprak palas

Tarih: 8 Ocak 2019 | Yazar: Varlık Ergen

0

Çağrı Aktaş’tan Bir Distopya: Toprak Palas

Çağrı Aktaş’ın distopya türündeki romanı Toprak Palas’a önsözüne değinerek başlamak lazım. Yazarın dikkat çektiği konulardan ilki, ülkemizde ve dünyada bilimkurgu eserlerine olan mesafeli yaklaşımlar. Soğuk savaşın doruğa ulaştığı günlerde dönemin ABD başkanı şöyle demiştir: “Sonu nasıl biterse bitsin Ay’a insanlı uçuş gerçekleştirmeliyiz.” Ardından iç savaşın eşiğinde olan bir ülkenin Sovyetler karşısında yenilmez görünmek istemesi dünyadaki tüm dengeleri altüst etmiştir. Eh tabii Sovyet cephesinde de benzer bir durum söz konusudur. ABD, bilimkurgu sinema sektörünü kendi propaganda aracı olarak kullanmaya başlamasıyla beraber bu eserlere yönelik önyargıların da artmasına sebep olmuştur. Bu anlamda yazarın öne sürdüğü fikirlerde doğruluk payı olsa da, iki ülke arasındaki uzay yarışının bilimkurgunun gelişiminde belirleyici bir faktör olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir.

Önsözde geçen bir diğer önemli konu ise bilimkurgu eserlerinin fantastik eserlerin gölgesinde kalması veya kendisini yeterince ifade edememesi. İşin özü gerçekten de böyledir; bilimkurgu eserlerinin sıklıkla fantastik eserlerle karıştırılması ve hatta salt bilimkurgu yerine fantastik öğelerle zenginleştirilmiş yapımların daha çok talep görmesi bilimkurgu türü için zorlu bir varoluş mücadelesi sebebidir. Yazar, bilimkurgu eserlerinin bilimsel bir altyapıya sahip olması ve günümüzden ne kadar uzak bir yaşantıyı anlatıyor olursa olsun bilimin temel argümanlarından kopmaması gerektiğini belirtiyor ve akabinde de bilimkurgu eserlerindeki dil sorunlarına dikkat çekiyor.

Çağrı Aktaş’ın 392 sayfalık kitabı, Maarif Mektepleri isimli yayınevinin imzasını taşıyan distopya türünde bir roman. Kitaptaki olayları Vera’nın yalın ve sürükleyici anlatımıyla takip ediyoruz. Eser, gerek redaksiyonu gerekse anlatı yapısı bakımından dikkat çekici. Yüzlerce yıl önce yaşanmış felaketin ardından yer altına sığınmış insanların tasvir edildiği romanda, yaşam artık Rahim adı verilen yerleşkelerde sürüyor. Burada yazarın özellikle üzerinde durduğu konu Rahim’deki yaşam alanları. İnsanların kalabalık gruplar hâlinde yaşamalarını öngören sistem, aileleri sekiz ya da dokuz odalı evlerde ikamete zorunlu kılıyor ve kişilerin yalnız kalmasına ya da aile düzenini bozmasına müsaade etmiyor. Çeşitli tünellerden oluşan Rahim isimli yerleşke birçok bölüme sahip. Bölümlerin bazıları kıta isimleriyle adlandırılıyor ve burada yaşayan herkesten üretim sürecine doğrudan katılması bekleniyor. Rahim’in enerji ihtiyacı ise uranyum temelli nükleer santral ile sağlanıyor. (İlk bölüm için geçerli bir durum.)

Habil Eradam isimli bir girişimci sayesinde yapımı 20 yıl süren Rahim’de yaşamın temelleri de yine kendisinin yazdığı kitapla ve kurucuların geliştirdiği kurallar silsilesiyle yaratılıyor. İşte Vera böylesine kurgusal bir dünyada hevesli ve bir o kadar da meraklı bakışlarla Gözlem İstasyonunda staj yapmaya başlıyor ve Rahim hakkında bildiği her şeyi yeniden gözden geçirme fırsatı yakalıyor. Vera’nın Rahim’i tanıma dürtüsü onu Cemal ile karşılaştırtıyor ve kısa sürede iyi bir ekip oluyorlar. İstasyonlar hakkında yaptıkları bu ciddi araştırmalarının sonuçlarını yavaş yavaş alan ikili, elbette bu küçük dünyada dikkatleri de üzerlerine çekiyor.

İkinci bölüm distopya başlığı ile açılıyor. İlk bölüm boyunca Vera ve Cemal isimli karakterlerin Rahim hakkındaki araştırmalarına şahit olmuşken, ikinci bölüm daha sert bir açılış yapıyor. Bu bölüm Sürgünlerin lideri Mirbala’nın hamleleri ile Vera ve Cemal’in gerçekleri öğrenme arzusuna odaklanıyor. Rahim içinde yaşayan ve kendilerine “Sürgün” diyen bu grubun yer altından çıkıp Rahim halkıyla karşılaşması düzenleri altüst ediyor. Sürgünlerden birinin canlı bomba olması ve bununla Rahim halkını uyandırmak -daha doğrusu Rahim’e başkaldırmalarını- istemesi pek de inandırıcı bir yöntem olarak görünmüyor. Yazar, bu eylemin temellerini her ne kadar anlatmayı denese de insanların hayatlarına mâl olmuş böylesi bir saldırının Rahim denilen olgu hakkındaki gerçekleri ortaya dökmesi konusunda zayıf bir anlatının ötesine geçemiyor.

Gerçek dünya ile bağı kopmuş ve tüm kaynakları sınırlı olan bir toplulukta bombalı bir saldırıya yeltenmek, tasvir edilen Mirbala isimli zeki karakterle örtüşmüyor. Çünkü Sürgünler, Rahim’i yöneten Meclisin ve gizli Bekçiler birliğinin halkı aldattığını öne sürmekte. Bekçilerin Rahim’de yaşanan kaosu çözecek adımlar atmasının ardından gizli kalmış bilgilerin de açığa çıkartıldığı son bölüm olan Dünya, kitabın ana temasının da daha anlaşılır olmasını sağlıyor. Vera’nın bu distopyada en zirveye kadar ilerlemesiyle merak edilen pek çok soru da çözüme kavuşuyor.

Toprak Palas, tür konusunda birtakım eksikleri gidermekte yetersiz kalmış. Özellikle son bölüme kadar, “Rahim’i yöneten Bekçiler mi, yoksa Sürgündekiler mi bu ruhu temsil edecek?” derken aslında daha başka bir gücün ortaya çıkmasıyla bazı sorunlara dikkat çekilerek çözüm aranmış. Örneğin, Dünya’nın yaşanmaz bir yer olması sürecine gerekçe olarak ekonomik kaygılar ve artan nüfus gösterilirken, bunun sonucunda farklı kıtalarda o yörenin değerlerini yansıtan Rahim’ler kurma fikrinin altı doldurulamamış. Her kıtada Rahim gibi yüzlerce yıl dayanabilecek bir yeraltı şehirleri kurabilmiş insanların, bahsi geçen sorunları da daha barışçıl politikalarla çözebilmesi beklenirdi. Yine farklı kültürlerde kurulmuş olan Rahim’in kültürel ve dini yaşantılarına hiç değinilmemiş. Ayrıca Rahim kurulduktan sonra dahi tüm dünya devletlerinin gözlerine baka baka bu yerleşkeleri ayakta tutulabilen gücün dayanakları da yeterince anlatılamamış. Birçok devletin Rahim’e neden göz yumduğu ya da onu neden fark etmediği de muamma.

Tüm bunlara rağmen, distopya türündeki romanın işleniş sürecindeki neden-sonuç ilişkisi ve kahramanlarının tasvirleri eksiksiz diyebiliriz. Özellikle hikâyenin geçtiği Rahim isimli yeraltı yerleşkesine ait anlatılar da yerinde olmuş. Yazar, dil ve üslup yönünden edebi kaygı güttüğü için olsa gerek estetik yönü ağır basan bir anlatıcı rolünü seçmiş.

Etiketler: , , , , , ,


Yazar Hakkında

Sabaha karşı başlamış bir doğumun eseriyim_ Cennet bahçelerinden yere düşenlerdenim bir de- Parçalanmış benliklerimin gölgesinde bir bireymiş gibi yaşıyorum_ Tuzlu suyun yakınlarında olmak şanslı kılıyor beni-