Bir Amin Maalouf Bilimkurgusu: Empedokles’in Dostları

“İnsanların körleşme arzusu hep hafife alınır. Var olduğunu bilmek istemiyorlarsa, ömürleri boyunca yanından geçip seni asla göremeyebilirler.”

Lübnanlı yazar Amin Maalouf, bu kez bir gelecek kurgusuyla karşımızda. Bilindiği üzere bugüne dek okurunun karşısına tarihi kurgularla çıktı. Doğunun Limanları, Semerkant, Afrikalı Leo başta olmak üzere memleketi Lübnan’ın eksende olduğu kurgularında Doğu-Batı çatışmasını ve medeniyetlerin geçişlerini işledi. Ancak Frankofon Edebiyatın en popüler temsilcilerinden biri oluşu, olayları beklenenin aksine Batı’ya yakın bir gözle incelemesine neden oldu. Haliyle epey eleştirildi. Yine de dikkat çektiği noktalar hasebiyle önemli bir kalem olduğu tartışılmaz bir gerçek.

Empedokles’in Dostları geçtiğimiz şubat ayında yayımlandı. Orta yaşın yorgunluğuyla kendisine sükunet arayan Alec, ailesinden miras kalma küçük bir ada olan Antioche’a yerleşme kararı alır. Burada çizerliğe devam edecek ve sakin bir yaşamın kapılarını aralayacaktır. Ancak adada yalnız değildir. İlk romanıyla zirveyi gören bir yazar daha oradadır. Gençlik zamanında şöhrete kavuşur ama ikinci eserini yazamayınca ünü söner gider. O da derin bir bunalıma girip tıpkı Alec gibi Antioche’a gelir. Burada yaşanacaklar ise ikisinin ve hatta bütün gezegenin kaderini yeniden şekillendirecektir.

“Bilge birisi kendisini eylemlerinden ve sonuçlarından sorumlu görür; bilgelikten hiç nasiplenmemiş insan ise kendini sadece niyetlerinden sorumlu sayar.”

Dünyanın nükleer tehlikenin eşiğinde olduğu yakın bir gelecekte geçen roman, bir grup beklenmedik misafirin ziyaretiyle yaşananları konu ediniyor. İsminden anlaşılacağı üzere Agrigentum’lu Empedokles’ten ve presokratik Yunan aydınlanmasından etkilenen bu kişilerin gelişmiş teknolojisi, kısa sürede dünyadaki dengeleri değiştirecek ve taşları yerinden oynatacaktır. Bütün bu çığır açıcı olayları Alec’in günlüğünden takip ediyor, adadaki yegâne komşusu Eve’in Maalouf’la müşterek düşüncelerine tanık oluyoruz ve medeniyetlerin gelişim ve değişim sürecini tam da net bir kırılma noktasında gözlemleme şansı yakalıyoruz.

Maalouf’un günlük tarzıyla kaleme aldığı eserde dikkat çeken ilk nokta, bilimkurguyu ana akıma yakınlaştırması kuşkusuz. Zaten ana akımda yer alan ve eserleriyle milyonlara ulaşan böylesine bir ismin bilimkurguya yönelmesi önemli bir olay. Çağın dilini ve anlayışını yakalaması, yansıtması bakımından hem türe hem de yazara fayda sağlayacağı muhakkak. Öte yandan klasik okur çizgisinde de ilgi yaratma ihtimali heyecan verici. Eserde klasik edebiyat teknikleri sıklıkla kullanılmış. Olay örgüsünün kullanımı, anlatıcının konumu ve çatışmalarıyla okurunda farklı bir tesir yaratmayı hedefliyor. En önemlisi de bilimkurgu okurunun aşina olduğu alt türlerden ziyade 19. yüzyılda yazılmış günlük şeklindeki romanları -Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’i gibi- hatırlatıyor.

“Hayal kırıklığı içeren bu satırları yazarken hikâyenin sonuna geldiğim izlenimindeyim. Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.”

Aynı zamanda Maalouf, daha evvel kaleme aldığı kurgu dışı eseri Uygarlıkların Batışı‘nda bahse açtığı konuları, bu kez kurgusal düzlemde ele alıyor. Edward Said, Frantz Fanon gibi şarkiyatçı düşünürlerin fikirlerini içeren Uygarlıkların Batışı, doğu-batı dualizmi doğrultusunda dünya düzeninin bir tahlilini yapıyor ve tarihsel değişimin izlerini sürüyordu. Empedokles’in Dostları’nda ise beklenmedik misafirlerin gelişi de tam olarak bu bahsi geçen üstün medeniyetin ziyaretinin yerleşik kültüre etkisini irdeliyor. Amerikan yerlilerinin İspanyol kaşifleriyle teması nelere yol açtıysa benzeri yaşanıyor ve pek çok önemli mesele, ardında toz duman bırakacak bir enkazı peşi sıra sürükleyerek önümüze konuluyor.

Güç dengeleri nelere yol açar? Bizi insan yapan ölçütler doğaya hükmetme lüksü tanıyan bir güç aracı mı, yoksa kendimizi bir yalana mı inandırdık? Veya son derece tehlikeli oyuncaklarımızla inşa ettiğimiz ölümcül bir masalın içerisindeyiz de birinin kendimizi yok etmeden evvel bizi uyandırması mı gerekiyor? Binlerce yıllık medeniyetimize dair saptamaların birer savrulmadan ibaret olduğunu gösteren Maalouf, bilimkurgunun hem iyi edebiyat olarak niteliğini kanıtlıyor hem de çağı okumak adına önemini yeniden sergiliyor. Son tahlildeyse okura gerçeği böylesine güçlü bir kurgu vesilesiyle sunarak geleceğimize dair söylenmesi gerekenleri çekinmeden ifade ediyor ve yeterince sarsmayı başarıyor. Böylelikle bilimkurgunun, boşuna bilimin hayal gücü olmadığını adeta ispatlıyor.

Yazar: Emre Bozkuş

ben bir şarkıyım/atlas denizlerinden geldim/önümde dalgalar vardı/arkamda dalgalar/dalgalar bitince/ben de biterim

İlginizi Çekebilir

bilimkurgu animesi

Eskilerden İzlenesi 10 Bilimkurgu Animesi

Gözden kaçmış ve uygun bir yerelleştirme veya özel bir yayın hizmeti almadığı için unutulmuş zengin …

Bir yorum

  1. Empedokles’in Dostları aslında Amin Maalouf’tan alışık olmadığımız türde bir kitap ama bu benim hoşuma gidiyor. Yani sanki yazarlar bir tür ve tarz belirlemiş ve ondan pek çıkmaması gerekirmiş gibi bir durum yaratılıyor. Bir yazar farklı türlerde eserler vermeye başlayınca kendi sesini arıyor ya da savruldu deniliyor. Umursamamak lazım.
    Maalouf daha önce anlattığı şeyleri ilginç bir biçimde yeniden soruyor aslında. Daha iyi bir gelecek için ne yapabiliriz? Sürükleyici de… Okunması lazım.

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et