bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 25 Eylül 2020 | Yazar: Konuk Yazar

0

Zaman Rüyakülmesi | Oruç Can Hasmaden (Kısa Öykü)

“Uyumuyor muydum? Sanmam… Uyuyor olsaydım uyandığımda uyandığımın farkına varırdım. Peki n’apıyordum?”

Kübzül’ün bu sorusu istenmeyen bir uykudan yeni uyanma durumunda en sık sorulan sorulardan olsa da uyumuyordu. Uyusa bunu bilirdik, o ne kadar bilemese de. Hayır, şimdilik o kesinlikle uyumuyordu.

Yaptığı şey daha çok Kadim Olan’a karşı gelmek sayılır ve birçoklarının gözünde Yasaklaşmak olarak görülürdü. Bilim insanları ise yaptığının düpedüz delilik olduğunu ama bu deliliğin kendi deliliklerinden farklı olduğunu öne sürerlerdi.

Peki bunun konuyla ne ilgisi var? Bu da Kübzül’ün yaptığının bazen kendi beyni tarafından reddedilip–bunlar genel olarak yapılan işin sıkıcı olmasından kaynaklı olup Kübzül’ün durumunda ise yanlış bir iş yapılmasının vicdan azabından kaynaklı–boş boş duvara baktırılması ve bu kısa, duvara bakma seanslarından sonra ne yaptığının farkında olamamaktan gelen Uykuda Olma Sanılımı’ydı.

Kübzül masasında uyuyakalmayacağına emin olmakla birlikte hem yaptığı işin hem de Uykuda Olma Sanılımı’nın fazlasıyla farkındaydı. Masaya yeniden göz atınca en son ne yaptığını kısa sürede hatırladı.

Masada birkaç gün önce bitirmiş olduğu Zamanla İlgili Makine’sinin taslaklarını gözden geçiriyordu. Düğmesine ne kadar bassa da makinenin çalışmaması tüm umutlarını kabartıyordu. Makinenin daha ne işe yaradığını bilmemesi ve eğer makine zamanın gidişatına herhangi bir şekilde müdahale ediyorsa Yasak olmak istememesi büyük bir etkendi. Bir de makinenin kendisine zarar vermesi gibi bir olasılık vardı ama bunun çok küçük bir olasılık olması gözünden kaçmasını istediği bir şeydi.

“Bence düğmeye daha fazla basma,” dedi elinde KerKil pastasıyla mutfaktan çıkan biri.

“Neden? Zaten çalış… Sen de kimsin?” Kübzül’ün dikkatini adamın aniden belirmesinden çok elinde tuttuğu mutsuz KerKil pastası çekmişti.

“Kübzül. Beni nasıl tanımazsın? Her gün tuvalette aynaya bakıyorsun ve beni tanımıyor musun? Biraz dinlenmelisin sanırım.”

KerKil pastasından dişlerini kırmak pahasına bir ısırık aldı ve boğuldu veya pastayı yuttu. Bunu KerKil pastasını yiyen birini izleyen hiç kimse ayırt edemezdi.

“Bırak şimdi dinlenmeyi! Sen benle dalga mı geçiyorsun? Kübzül benim! Lütfen evimden çık yoksa saldırgan olacağım. Yüzümün moleküler kopyasını yaptırıp evime gelmen kendimi savunduğum herhangi bir durumda beni haklı çıkartır.”

Kübzül, KerKil pastasının boğazda yarattığı tıkanma duygusuyla yutkundu ve boğazından bir KerKil pastasının geçmekte olmadığının bilinciyle rahatladı.

“Bir şeyi yanlış anlıyorsun sanırım. Evet, sen Kübzül’sün ama ben de Kübzül’üm. Sanırım yaklaşık dört yıl daha yaşlı bir Küzbül demek daha doğru. Ve ikimiz de ikimizin saldırganlaşamayacağını gayet iyi biliyoruz sanıyordum,” dedi ve KerKil pastasını bir kenara bıraktı.

“Sen… Ben… Küb… Biz mi?”

“Eveeet? Sanırım anlamaya başlıyorsun. Bu günleri pek hatırlayamıyorum ama her şeyin düzeleceğini biliyorum. En azından dört yıl içinde. Şimdi sorunumuza gelelim. Kaç kere bastın o düğmeye?”

“Bil-bilmiyorum. Bi on on beş kere bastım sanırım. Neden? Ne oluyor burada? Sen nasıl ben ya da ben nasıl sen ya da ikimiz nasıl ikimiz olabiliriz?” Kübzül’ün gözleri bir kenara bırakılmış üzgün görünen KerKil pastasına takılmıştı. Muhtemelen daha önce hiç, bir ısırık alınıp kenara bırakılmamış olmanın şokuyla olduğu gibi duruyordu.

“Bir yanlışın var, yirmi iki yaşındaki Kübzül. Ben de Kübzül olabilirim ama ikimiz aynı Kübzül değiliz çünkü ben dört yıl daha yaşlıyım yani yirmi altı yaşındaki Kübzül’üm. Bir dakika, ben bunları zaten açıklamamış mıydım? Acaba bir zaman kayması da mı yaşıyoruz? Yok sanırım sen sadece şokta olduğun için anlamakta güçlük çekiyorsun. Neyse… On on beş kere basman kötü oldu,” diyerek Zamanla İlgili Makine’ye yaklaştı ve etrafını kurcalamaması gerekiyormuş gibi kurcalamaya başladı.

“Evet, gerçekten kötü oldu yirmi altı yaşındaki Kübzül.”

Daha önce Kübzül’ün kesinlikle görmediğine emin olduğu ama nedense yüzünün tanıdık geldiği biri koridordan gelip Kerkil pastasına uzandı.

“Sen! Sen! Hayır olamaz. Sen… hangi Kübzül’sün?” Yirmi altı yaşındaki Kübzül karşısındakinin kim olduğunu bilmek ve bilmemek arasındaki o kararlı kararsızlığın içinde Kerkil pastasına uzanmasını izledi.

“Ben yirmi yedi yaşındaki Kübzül’üm, yirmi altı yaşındaki Kübzül. Ve senden daha çok şey hatırladığımı biliyorum. Sen daha yirmi beş yaşındaydın, her şey normale girerken küçük bir kaza geçiriyorsun ve bu olaylarla ilgili hafif bir hafıza kaybı yaşayacakdınyorsun. Bu zaman yolculuğu ile ilgili konuşmalarda ekler çok karışıyor. Her neyse yirmi altı yaşımızda hafızanın düzelmesini bilmek belki sevindirir. Nereye kadar geldiniz konuşmanızda?” Yirmi altı yaşındaki Kübzül elinde tuttuğu tabağın üstündeki tamamen yenilme umuduyla heyecanlanan KerKil Pastasına baktı ve bir ısırık aldı. Lokmayı boğularak yuttu ve aldığı yere geri koydu.

Yirmi iki yaşındaki Kübzül hala masasında oturuyor ve olanları zar zor bir KerKil pastası sindirirmiş gibi sindirmeye çalışıyordu. Durum düzenli karışıklığını koruyor gibiydi. Anladığı kadarıyla ikisi de kendisiydi ya da kendisinin yirmi altı ve yirmi yedi yaşlarındaki halleriydi. Son söylenenleri bir daha düşündüğünde olaya bir de yirmi beş yaşındaki halinin katılması gerektiğini fark etti. Peki bütün bu Yasaklık ne zaman bitecek? Daha da önemlisi, neden kimse KerKil pastasının şu bitirilmeme acısını sonlandırmıyordu?

“Sanırım hala tam olarak ne olduğunu anlayamadığı noktadayız. Benim hafızam bu konuda bulanık kalıyor, sen anlatır mısın?” Yirmi altı yaşındaki Kübzül bir şeyleri başarısızca hatırlamaya çalışıyordu.

“Anlatamam.”

“Neden? Birinin anlatması gerekiyor. Hafızam biraz bulanık olabilir ama bunu daha dört yıl önceki şu an kadar net hatırlıyorum. Birimiz anlatıyor olmalı.”

“Evet birimiz anlatıyor ama o birimiz biz değiliz. Birazdan gelir, ama önc–”

“Anlatması gereken yirmi beş yaşındaki Kübzül. Yanılıyor muyum, yirmi yedi yaşındaki Kübzül?” Elinde iki ısırık alınmış ve umutsuzluğa düşmüş bir KerKil pastası tutan ve kendisinin Kübzül olduğu emin olunan yeni biri girmişti içeri. Kimse, o konuşana kadar bu Kübzül’ün ne zaman geldiğini ve pastayı aldığını fark etmemişti. Orada belirivermesi de mümkündü ama bunu kendisinden başka kimsenin bilemeyeceği gerçeği diğerlerinin üstünde huzursuz bir gizem yaratsa da hiç kimsenin umurunda olmamıştı.

“Heh, tam da beklediğim Kübzül. Sen yirmi sekiz yaşındaki misin yoksa yirmi dokuz yaşındaki mi? Bir dakika, yirmi dokuz yaşındakine şey olmayacak mı… Aman her neyse bu yirmi beş yaşındaki de nerede kaldı?”

“Ben yirmi sekiz yaşındakiyim, yirmi yedi yaşındaki Kübzül. Sanırım olayları anlatması gereken Kübzül birazdan gelecektiyor.” Bütün Kübzüllerin suratlarında ve kafalarının içinde bu yeni gelen Kübzül’ün öyküye kattığı hiçbir şeyinin olmadığı ve sadece KerKil pastası yiyebilmek için geldiği düşünceleri geçiyordu.

Yirmi sekiz yaşındaki Kübzül aniden arkasına döndü ve KerKil pastasından dikkatlice bir ısırık alırken dış kapıya doğru gitti. Dış kapıdan içeri giren hiç kuşkusuz ve artık olaya can sıkıcı bir şekilde hiçbir yenilik getirmeyen başka bir Kübzül’dü. Yirmi sekiz yaşındaki Kübzül elindeki KerKil pastasını yeni gelene verdi.

“Bunu yapmak zorunda mıyım?” Yalvaran gözlerle bakan pastaya, pastayı ısıracağı zaman başına gelecekleri düşünerek korku dolu gözlerle bakakaldı.

“Isır gitsin de zamanımızı daha fazla kaybetmeyelim,” dedi farklı zamanlardan gelmiş Kübzüllerden biri. Artık Kübzül, kimin kaç yaşında olduğunu herkes kadar net göremiyordu. Bu konuda deneyimsiz kalıyordu. Diğerleri ise en azından Kübzül sayesinde bir kere tecrübe ettikleri için daha rahat görünüyorlardı.

Isırmakta isteksiz görünen Kübzül mümkün olan en büyük ısırığı aldı KerKil pastasından ve pastayı yerine geri koydu.

“Şimdi! Ben yirmi beş yaşındaki, yani olayları sana açıklayacak olan Kübzül’üm.” Bu sözler direkt Kübzül’e yöneltilmişti. Kübzül artık neler olup bittiğini anlayabileceği için çok sevinmişti.

“En baştan alalım ne dersin. Zamanla İlgili Makineyi nedenini bilmeden yaptın ve ne işe yaradığıyla ilgili en ufak bir fikrin olmadan üstündeki tek düğmeye defalarca bastın. Neyse ki çalışmadı ama ne yazık ki gecikmeli olarak çalışıyordu makine. Düğmeye bastığın anda makine seni zamanın başka noktalarından şu ana bağlıyordu. Yani zamanı farklı noktalardan büküp tek bir noktada düğümlüyor. Önemli olan düğmeye hiç art arda basıp basmadığın. Bastın mı?”

“Sanırım,” dedi Kübzül hala oturmakta olduğu sandalyeden. “Yani, tak tak tak taktak diye gidiyordu sanırım.”

“İşte bu kötü, hem de çok kötü!” Yirmi beş yaşındaki Kübzül’ün yıkılması hepsi için dehşet verici bir gelişmeydi. Bir açıklama yapması gereken tek kişinin böyle davranması iyi bir şey olamazdı.

“Neden? Ne oldu?”

“Hiçbir fikrim yok. Ben de sadece tak tak kısımlarını biliyorum kimse bana taktak kısımlarını anlatmadı.”

Yirmi beş yaşındaki Kübzül çaresizce etrafına bakındı. Ona yardım edecek başka Kübzüller olup olmadığını merak etti. Bir tane buldu da. Tam istediği gibi bir yardım olmasa da onu bir cevap aramaktan kurtaracak bir çözüm var gibi görünüyordu. H-Sil tabancasını ona doğrultmuş ve merdivenlerden inmekte olan, daha önce görmediğine emin olduğu yeni bir Kübzül.

H-Sil tabancasının kısa ama keskin sesi yankılandı ve merdivenlerden inen Kübzül de dahil olmak üzere hepsini yere yığdı. Tabancalı Kübzül hemen ayağa kalktı. Tabancasını inatla elinden bırakmıyordu. Diğer Kübzül’lere göz attığında içini kıpır kıpır yeni doğmuş bir sıkıntı kapladı. Hangisini vurmuştu? Birbirlerine benzemeleri şöyle dursun zaten hepsi tek bir kişinin zamandaki farklı yansımaları olmasının, sorununa hiçbir yardımı olmuyordu.

“Pardon! Hanginizi vurdum? Diğerleri ayağa kalkabilir mi, lütfen? Hadi ama biraz yardımcı olun burada bir iş yapmaya çalışıyoruz. Peki, peki… Doğru kişiyi vurup vurmadığımı anlamak için ve emin olmak için hepinizi tek tek vurmam gerekecek ama olsu–”

Bir gürültüyle bütün Kübzül’ler ayağa kalktı, biri hariç.

“Eeee… Hangi Kübzül’dü bu acaba, biliyor musunuz?” Elindeki tabancayla Kübzül’ü işaret etti.

“Yirmi beş yaşındaki Kübzül’dü o sanırım,” diyebildi Kübzüllerden biri.

“Oh! Doğru Kübzül’ü vurduğuma sevindim. Kendimi tanıtmama izin verin, ben yirmi beş yıl iki ay üç saat dört dakika yaşındaki Kübzül’üm. Yerdekinden beş saat daha yaşlıyım diyebiliriz. Onu da merak etmeyin hafıza siliciyle vurdum. Sadece bugün yaşananları hatırlamayacak. Ben ise taktak kısımlarını anlatmak için seçildim. Çok hesaplamalar yapmışlar ve doğru Kübzül’ün ben olduğuma karar kılmışlar. Yirmi beş yaşında ama benden beş saat küçük olan Kübzül’ün de dediği gibi her tak zamanın belli bir noktasından olan Kübzül’ü bu ana yönlendiriyor ama taktak ise çok daha tehlikeli. Taktaklar olmayan bir Kübzül’ü buraya yönlendiriyor. Nasıl olduğunu onlar da bilmiyor ama çözümünü buldular. Zamanla İlgili Makine’nin iç donanımını ters monte edip aynı basma dizilimini tersten uygulamamız gerekecek ve her şey düzene girecek. Çok acıktım şu KerKil pastası nerede acaba?”

Yirmi sekiz yaşındaki Kübzül taburenin üstünde duran Kerkil pastasını işaret etti ve Zamanla İlgili Makine ile ilgilenen diğer Kübzüllerin yanına gitti.

“Önce düğmeye basma dizilimini hatırlayalım. O ana en yakın olan sendin Kübzül, bizden daha fazla şey hatırlıyor olmalısın,” dedi yanlarına gelen yirmi sekiz yaşındaki Kübzül.

“Çok rastgele bir şekilde basmıştım ama sanırım hatırlıyorum. Nasıldı bakayım… tak tak tak tak tak taktak tak tak taktak ve taktı sanırım.” Kübzül’ün gözleri iki ısırımlık kalmış KerKil pastasına takıldı. “Buna göre hepiniz ilk beş takla geldiniz ve sıradaki gelecek olan hiç var olmamış olan mı?”

“Evet… O zaman hemen makineyi yeniden monte etsek iyi olur.” Bütün Kübzüller kollarını sıvayıp makineyi parçalarına ayırmaya başladılar. Makinenin içi düşündüklerinden daha boş çıkmıştı. Kablolar vardı ve kablolar vardı. Hiçbir yere bağlanmayan kabloları hiçbir yerden söküp hiçbir yere bağladılar.

“Siz bunun devamını getirseniz de ben de şu KerKil pastasını bitirsem, biraz acıktım da,” diyerek KerKil pastasına doğru seğirtti Kübzül. KerKil pastası elinde tabureye oturup diğer Kübzül’leri seyrederken iki ısırımlık KerKil pastasını bitiriyordu.

Kübzül son ısırığını da aldı ve tak taktak tak tak taktak tak tak tak tak ve tak.

Kübzül şiddetle doğruldu. Zamanın bükülmesinin sadece rüyalarda olacağını ve bu yaşadıklarının sadece bir zaman rüyakülmesi olabileceğinin farkına varabilmişti hemen. Ter içinde kalmıştı ve çarşaflar da ıslaklıktan üstüne yapışmıştı. Kafasını, yanında hissettiği varlığa çevirdi. Karısı Lüzbük elindeki aletin düğmeleriyle oynuyordu. Tak tak taktak taktak.

“Ben kaç yaşındayım canım?”

“Yirmi dokuz yaşındasın. Neden sordun? Kabus mu gördün hayatım? Sana o son iki dilim KerKil pastasını yememeni söylemiştim.” Lüzbük hala elindeki aletle oynuyordu.

“Yok yok… Sadece bir zaman rüyakülmesiydi, sadece bir zaman rüyakülmesi.” Kara deliklerle yarışırmış gibi içini çekti. “Sen ne yapıyorsun?”

Tak taktak tak.

“Zaman rüyakülmesi mi? Zaman rüyakülmesi görenler hakkında ne söylenir bilirsin; Ölümler seni sorguya çekermiş.”

Lüzbük’ün kahkahası komşularını rahatsız edebilecek kadar yüksekti.

“Rüya Kontrol Cihazı’mı ayarlamaya çalışıyorum. Şu son ‘doksan dokuz rüya bir çipte’ diye aldığımız rüyalar çipinden sadece yedi rüya çıktı. Geri kalanı bu rüyaların farklı renklileri gibi geliyor. Bu yüzden hızlı hızlı ön izlemelerine bakıyorum. Hadi sen uyu sabah daha portal yolculuğumuz için hazırlık yapacaksın.”

“Uyumak isterim ama o benim Rüya Kontrol Cihaz’ım, biliyorsun değil mi? Eğer daha fazla kurcalamazsan sevinirim.” Kübzül kafasını yeniden yastığa koydu.

Tak tak tak.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...