bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 25 Kasım 2015 | Yazar: Konuk Yazar

0

Yirmi İkinci Yüzyılda Bir Aldatma Hikâyesi | Kadri Kerem (Kısa Öykü)

Kadın havada süzülen koltuğa oturdu, bir bacağını diğerinin üstüne atıp bir sigara yaktı. Bacağını salladıkça altındaki koltuk aşağı yukarı yaylanıyordu.

“Beni şununla aldattığına inanamıyorum. Hiç olmazsa… Ne bileyim… Nefret ediyorum senden.”

“Sevgilim önce bir sakinleş istersen. Hem sigara içmemelisin. Yani… Sigaranın sana ne kadar zararlı olduğunu biliyorsun.”

Kadın adama inat derin bir nefes çekti sigaradan. Duman önce kulaklarından, sonra da gözlerinden çıkmaya başladı. Sanki bana bir şey olursa bunun tek suçlusu sensin demek istiyordu.

“Bunu yaptığına hala inanamıyorum. Bu… bu bir şaka olmalı.”

“Çocukluk ediyorsun.”

“Haydi söyle, sana iyi bir eş olamadım mı? Yatakta seni mutlu edemiyor muyum? Söyle, bilmek istiyorum.”

Adam ne diyeceğini şaşırmıştı. Bir robotun bu kadar kıskanç olabileceğini hiç aklına getirmemişti. Gerçi Mekanik İnsanlar Şirketi’ne verdiği siparişte robo-eşinin kıskançlık düzeyinin yüksek olmasını isteyen de kendisiydi. Öteki türlüsü işin inandırıcılığını ortadan kaldırırdı. Hangi kadın, kocasını başka bir kadından kıskanmazdı ki?

Yine de… Yine de böyle olmaması gerekiyordu. Gerçi yaptığı şey göz önüne alınınca… Ya kalkıp giderse? Ya onu terk ederse? Böyle bir şeye hakkı var mıydı? M.İ.Ş. ile imzaladığı sayfalar dolusu uzunluğundaki sözleşmenin bir köşesinde bu durumu açıklayan minik harflerle yazılı bir madde olduğunu hatırlıyor gibiydi. Hayır, böyle bir şeye izin veremezdi. Asla! Başka bir robo-eş alacak parası da yoktu hem. O parayı biriktirmek için altı yıl uğraşmıştı. Üstelik başka bir robo-eş istemiyordu. Karısını seviyordu. Evet, şimdi bunu daha iyi anlıyordu. Karısına âşıktı. Yaptığı bir hata bu gerçeği değiştirmezdi.

Kadın sigarayı yere atıp topuklu ayakkabısıyla üzerine bastı.

“Lütfen hayatım,” diye yalvarmaya başladı adam. “İzin ver açıklayayım.”

“Açıklamak mı? Komik olma lütfen. Neyi açıklayacaksın?”

Gerçekten neyi açıklayacaktı? Açıklanacak bir şey yoktu ki. Durum zaten apaçık ortadaydı. Bir çuval inciri berbat etmişti. Karısını aldatmıştı. Hem de kiminle? Karısına yakalandığı anı hatırlayınca kafasından aşağı kaynar sular boşaldı. Bir rezaletti bu.

“Lütfen,” dedi adam, dizlerinin üzerine çöküp. “Ne desen haklısın. Korkunç bir hata yaptım. Onu hemen şimdi evden atacağım ve bu bir daha asla tekrarlanmayacak. Söz veriyorum.”

“Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Üstelik o zavallının bir suçu yok. Bu işte tek kabahatli var, o da sensin.”

“Tamam, kabul ediyorum. Haklısın. Tek suçlu benim. Haydi oturup iki medeni insan gibi konuşalım bunu.”

“Ben bu odada yalnız bir medeni insan görüyorum. Belki gerçek bir insan değilim ama medeni bir insan gibi davranıyorum. Bu da beni medeni bir insan yapar. Peki ya sen? Arkanı dön ve beni aldattığın şeye bak! Medeniyet bunun neresinde? Ben karşımda medeni bir insan değil, nefsine yenik düşmüş bir mağara adamı görüyorum. Hadi dönüp bak dedim!”

Adam çaresiz dönüp baktı. Karısının işaret ettiği şey hemen orada duruyordu. Bacakları iki kalın borudan ibaretti. Göğsü dümdüzdü. Kafasına komik sayılacak bir şapka kondurulmuştu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Öyle eski bir modeldi ki hareket ederken çıkardığı sesleri yan odadan duymak mümkün oluyordu. Ah, adam da zaten bu yüzden yakayı ele vermişti ya.

“Bana onun ne olduğunu söylemeni istiyorum.”

“Bunu zaten biliyorsun.”

“Ben senden duymak istiyorum. Bana onun ne olduğunu söyle.”

Adam tek kelime edemeden başını önüne eğdi. Yüzünü ateş basmıştı. Durmadan terliyordu. Sanki kafasını, geçen yüzyılda kullanılan şu şöminelerden birinin içine sokmuşlardı.

“Haydi, söyle dedim! Beni ne ile aldattığını yüksek sesle söylemeni istiyorum!”

Adam dudaklarını aralamaya çalıştı, başaramadı. Sanki birbirlerine zamk ile tutturulmuşlardı.

“Evet, bekliyorum. Söylersen belki seni affederim.”

Hayır, söyleyemeyecekti. Bunu yüksek sesle dile getirmesine imkân yoktu.

Kadın bir hışımla yerinden kalktı.

“İyi o halde. Sana o şeyle mutluluklar dilerim. Elveda!”

Sokak kapısını vurduğu gibi çıkıp gitti. Adam bir süre kapalı kapıya baktı. Geri dönecekti. Evet, böyle çekip gidemezdi. Birazdan geri gelecekti. Çok değil, yalnızca birkaç dakika sonra.

Yarım saat geçip de karısının yeniden dönmeyeceğini anladığında dönüp arkasına baktı. Elektrik süpürgesi de boş gözlerle ona bakıyordu. Hiçbir şeyin fakında değil gibiydi. Sonra birden emir almadığı halde harekete geçip evi süpürmeye başladı. Evin eski hanımının yere attığı sigarayı da gözden kaçırmadı. Eski bir model de olsa kimse işini titizlikle yapmadığını iddia edemezdi.

Etiketler: , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...