bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 24 Ocak 2020 | Yazar: Konuk Yazar

0

Yeni Dünya | Burak Vargeloğlu (Kısa Öykü)

Uluslararası Uzay Ajansı Başkanı Michio Hiromi yapacağı konuşma için epey heyecanlıydı. Bu heyecan herkesin gözünün kulağının onda olacağından değil uzun zamandır beklediği ana çok yaklaşmış olmasındandı. Ekip olarak katlanılan onca zahmetten sonra projenin dünya ayağı bugün sona erecekti. Düşünceler zihninde dönerken adının anons edildiğini duymadı fakat kopan alkış tufanından anladığı kadarıyla onun sırasıydı. Konuşmayı yapacağı kürsüye ulaşıp dosyaları önüne koydu. Her şey hazırdı ve heyecanlı bir o kadar da gururlu ses tonuyla konuşmaya başladı.

“Tüm insanlık için büyük ve önemli bir gün. Uzun süredir gece gündüz devam eden çalışmalar sonucu Huygens VI adlı uzay aracımız ve dört kişilik mürettebatımız hazır. Bugün yeni bir dünyaya kurmakta olduğumuz köprüyü tamamlamak için atacağımız kocaman adımın başlangıç günü. Sözü fazla uzatmadan proje başkanı Ali Uluğ’u buraya davet ediyorum.

Kısa ve öz bir konuşma yapan Michio alkışlar eşliğinde aşağı indi ve Ali Uluğ’a kürsüyü işaret etti. Birçok otoriteye göre son yüzyılın en büyük fizikçisi ve uzay bilimcisi kabul edilen Ali Uluğ rahat ve bu ağır yükün altından da kalktığını gösterircesine gururlu bir tavırla kürsüye doğru yürüdü.

“Biliyorsunuz ki dünyalaştırma çalışmaları çok çok önceden başlamış bir proje. Geçtiğimiz yüzyıllarda ilk önce Mars’ta, ardından Ay ve Venüs’te dünyalaştırma projesi için adımlar atıldı. Fakat hiçbirinde istenilen başarıya ulaşılamadı. Sonuca en çok yaklaşılan çalışmanın Venüs’te olması onun doğal ve yoğun atmosferinin çok önemli bir etken olduğunu düşündürdü. Geçmişte yapılmış tüm projeler en ince ayrıntılarına kadar incelendiğinde atmosferi yoğunlaştırma çabaları hep bir yerde patlak verirken Venüs’ün yoğun atmosferi ise çok yüksek olan yüzey sıcaklığı düşürülse bile bu yüzey sıcaklığının devamlı olarak yaşanabilir düzeyde kalmasını mümkün kılmıyordu. Yüzey sıcaklığı daha düşük aynı zamanda da yoğun ve doğal bir atmosferi olan opsiyonlar arandı. Bu noktada en yakın ve uygun gök cismi Titan’dı. Bu önceden düşünülmedi mi derseniz tabii ki düşünüldü. Ancak önceki çalışmalardaki gök cisimlerine göre uzaklık, yüzey sıcaklığı, oksijen oranı, uzun gece ve gündüz süreleri gibi konularda daha uyumsuz olan Titan sırf atmosferi için çalışılmaya uygun görülmedi. Ama birçok zor koşulun insan yaşamına elverişli hale getirilebildiği önceki çalışmalar asıl zor olanın atmosfer olduğunu gözler önüne serdi. Böylece zaten nitrojen ve metandan oluşan bir atmosferi olan Titan’da dünyalaştırma projesinin başlatılması kararı alındı.”

Ali Uluğ geçmişteki dünyalaştırma projelerinden kısaca bahsetmişti. Tabii önceki projelerde ve Titan Projesi’nin başında kendisi yoktu. Çünkü bunlar çok uzun zaman gerektiren çalışmalardı. Koskoca gezegenlerin, uyduların temel dinamikleriyle oynanıyordu ve insanlığa uygun yeni bir ev inşa ediliyordu. Bu biraz yeşillikler içindeki bir ormanı gökdelenlere boğup insanlara layık pis havayla doldurmaya benzemiyor muydu? Belki de bu gök cisimlerinin insanlara uygun olmayan toprakları kendi ormanlarıdır. İnsanların soluyamadığı gazlar onların tertemiz havasıdır. Kim bilebilir? Tabii çalışmaların yapıldığı yerlerde yaşama dair iz bulunmadığı açıklamaları bu soruların hiç sorulmamasını sağlamıştı. Dünya’nın kaynaklarının hızla tüketildiği, renginin değiştiği, doğallığını kaybettiği bu zamanlarda Dünya’nın son demlerini yaşadığı dedikoduları da olunca bu sorular sorulsa dahi kimsenin umrunda olmayacak gibi görünüyordu. Böyle düşünceler şu an için insanlara birkaç ışık yılı uzakken Ali Uluğ Titan’da Dünyalaştırma Projesi’ni baştan itibaren anlatmaya başladı.

“Elbette ki proje bizimle başlamadı. İşin böyle ileri bir safhaya geleceği belki tahmin edilmedi ama ilk adım olarak Cassini uzay aracından ayrılan Huygens sondasının Titan topraklarına inişi kabul edilebilir. Ardından metan-etan  göllerini incelemek için Tethys adlı denizaltı gönderildi. Diğer dünyalaştırma projeleri dikkatleri Titan’ın üzerinden uzunca bir süre uzak tuttu. Bu büyük çalışmanın başında uydunun yörüngesine dev aynalar yerleştirildi. Buradaki amaç daha fazla güneş ışığını yüzeye yönlendirmekti. Yoğun ve sera gazı açısından zengin atmosferi ile birleşince de önemli bir sera etkisinin ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktı. Nitekim yüzey sıcaklığının -179,5°C’den yaşanabilir aralığa çekilmesi fazla uzun sürmedi. Sıcaklığın tekrar düşmemesi için aynalar yerinde kaldı. Tabii CO2 oranını artırmak atmosferdeki yoğunluğu, basıncı belli bir aralıkta tutmak, Titan’ın gaz değişimini üzerine canlılar yerleşene kadar sağlamak amacıyla önceden Ay’da da kullanılan yapay zekaya sahip gaz fabrikasını da unutmamak lazım. Daha sonra genetiğini değiştirmiş olduğumuz yosunlar, siyanobakteriler gibi O2 kaynakları gaz fabrikası ile birlikte Titan’ı oksijene kavuşturdular. İnsan için ideal şartları sağlayıp dengede tutabilmek için büyük uğraşlar verildi. Sizin için kısaca özetlemeye çalıştığım bu proje yüzyıllar boyunca sürdü. Çalışmaları başlatanlar sonunu göremeyeceklerini biliyorlardı ama bu onları durdurmadı. Belki de bizler de yeni evimize ilk taşınan kişilerden olamayacağız. Fakat çocuklarımız, torunlarımız gözlerini yepyeni bir dünyada açabilir. İnsanlar ilk kez Dünya dışında bir yerde özel giysilere gerek duymadan yürüyebilecek, koşabilecek, nefes alabilecek. Henüz bu aşamaya gelmesek de yakın olduğumuzu sizlere söyleyebilirim.”

Evet, işler bu noktaya kadar gelmişti. Sanki önceki nesiller yüzyıllar sonrası için bir ev sipariş etmişler ve artık ev taşınmaya hazır hale getirilmişti. Oksijeni bol, denizleri çok, yazları serin kışları sıcak, Jüpiter’e yakın, Satürn’ün halkası manzaralı bir ev sepete eklenmişti. Fakat insanların ayağına getirebilecek bir kargo şirketi yoktu. Neyse ki eve taşınılması için bir yolculuk yapılması gerekliliği onları bu fikirden vazgeçirmemişti. Zaten hayatta kalma içgüdüsü olmasa insanların uzay konusunda bu kadar ileri gitmeleri, gidilse bile bu işin devamlılık kazanması akıl kârı değildi. Zira devamlı tüketen, yaşadığı Dünya’ya saygısı kalmamış, her işini robotlara yaptıran, aklını kullanmaya bile üşenip o işi de yapay zekalara devreden insanlık için böyle meşakkatli bir çalışma solucan deliği labirentleri kadar karmaşık ve zordu. Tabii uzun yolculuk yapma düşüncesi pek hoş karşılanmayınca Ay’a yakın olan Kronos adlı solucan deliğinden Satürn yakınlarına çıkan bir yol bulundu. Fakat hâlâ solucan deliği hakkında bilinmezlik çok fazlaydı. Geri dönüş hakkında henüz bir teori yoktu. Ama bugünkü yolculuğu da sağlayacak olan Themis’in hesaplamalarıyla Satürn’e dolayısıyla Titan’a en azından kısa bir gidiş yolu bulunmuştu. Kısa yol bulma çalışmalarında iki uzay aracı kaybolsa da alınan sonuç bunu unutturmuştu. Solucan deliği konusundaki en büyük keşfe imza atan Themis insanların yaptığı en gelişmiş yapay zekaydı. Ali Uluğ da konuşmasında Titan’ı Dünyalaştırma Projesi’nin sıradaki aşamasının devamını Themis’e emanet ettiklerinden bahsediyordu.

“Titan’a şu aşamada insan gönderemiyoruz. Fakat bu yolculuk insansız olan son yolculuk olabilir. Huygens VI hepimizin en çok güvendiği yapay zeka olan Themis’in kontrolünde olacak. Mürettebat koltuklarında ise yapımlarında uzun süredir uğraşılan dört robot astronotumuz oturacak. Tabii onlar da yapay zeka destekli robotlar. Orada insanlardan daha faydalı çalışacaklarına şüphem yok. Bu yolculuğun amacı Titan’ın artık insanlar için güvenilir olduğunu kanıtlamak. Tüm parametreleri değerlendirecek olan Okeanos, Koios, Hyperion ve Phoebe ayrı ayrı kapsülleriyle inceleyecekleri bölgeye inerken Huygens VI Satürn’ün yörüngesinde bekleyecek. Pboebe’nin yanında bir de kedi olacak. Eğer her şey uygun olursa Titan topraklarına ilk ayak basacak canlı bir kedi olan Iapetos olacak. Bu önemli görevin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasını dileyerek geri sayımı başlatıyorum. Huygens VI’nın kalkışına son on saniye, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir…

Yapımı için yıllarca uğraşılan Huygens VI atmosferden çıktı ve Kronos’a doğru yöneldi. Kocaman bir yumurtayı andıran gemi solucan deliği yolculuğuna uygun olarak tasarlanmıştı. Önceki Kronos yolculuklarında başarılı olmuş uzay araçlarından esinlenerek yapılan Huygens VI yatay bir yumurta şeklinde rotasına devam ederken Themis mürettebata bazı bilgiler vermeye başladı.

“Şu an başlamış olduğumuz görevin önemini hepiniz biliyorsunuz. Böyle önemli bir göreve layık görüldüğümüz için kendimizle gurur duymalıyız. Dünya’dan uzaklaşıyoruz ve artık sorumluluk bizde. İnsanlar bizlere öğrenme, anlama, araştırma, düşünme gibi eşsiz özellikler kazandırdı. Tüm bunlara karşılık onlar için en azından bu görevi başarıyla tamamlamalıyız. Görevle ilgili simülasyonlar ve tüm bilgiler sisteminize yüklendi. Kemerlerinizi bağlayıp Kronos yolculuğuna hazır olun.”

Uzunca bir süre solucan delikleriyle ilgili çalışmaların teoride kalması onların çok küçük boyutlarda olmasının keşfedilmesiyle birlikte anlamlandırılabilmişti. Böylesine küçük boyutlardaki bir solucan deliği pek işe yarayacak gibi görünmediğinden bu durumu çözebilmek için ortaya birçok fikir atılmıştı. Solucan deliği üzerindeki oynamaların sorunu daha da büyütebileceği düşüncesi kabul görünce yolu kullanacak araçların bu yola uygun hale getirilmesi fikri öne çıkmıştı. Fakat o kadar küçük bir uzay gemisi yapmak çok zor görünürken herhangi bir cismi belli oranlarda küçültüp sonra eski boyutuna döndürme düşüncesi pek de imkansız gibi değildi. Nitekim Themis önderliğindeki çalışmalar meyvelerini verdi ve canlı veya cansız bir maddeyi istenilen oranlarda büyütüp küçültebilen atom düzenleyici bir teknoloji geliştirildi. Bu teknoloji maddenin üç boyutlu olarak taranıp atom boyutlarının aynı oranlarda değiştirilmesine dayanıyordu. İlerleyen dönemlerde uzay araçlarına entegre edilen sistem Kronos’a gönderilmiş olan on iki uzay aracında da mevcuttu. Huygens VI da bu önemli özelliği bünyesinde barındırıyordu. Kronos’a küçülmüş olarak girecek olan bu dev yumurta çıkışa ulaştığında tekrar eski boyutuna dönecek ve planlanan çalışmaları tamamlayıp Dünya’ya geri gelecekti. Bir sıkıntı yaşanmaması halinde insanlar yavaş yavaş robotlarına eşyalarını toplatmaya başlayabilirdi.

“Küçültme işlemi için her şey hazır. Zepto boyutlara geçmeden önce Dünya’ya son bilgiler gönderildi. Solucan deliğinden geçmemiz için bizi zepto boyutlara ulaştıracak olan atom düzenleyiciyi çalıştırıyorum. Küçülmeye son üç saniye, iki, bir…”

Boşlukta tüm ihtişamıyla yol alan Huygens VI sanki bir anda yok olmuştu. Bu güneş sistemine yapılan büyük bir illüzyon gösterisi gibiydi. Venüs, Güneş, Mars ve diğerleri içten içe çok şaşırmış ama bunu yüzlerine yansıtmayan izleyiciler, Themis ise evren çapında bir illüzyonistti sanki. Ama tüm bunlar bilimden başka bir şey değildi. Artur C. Clarke’ın uzun zaman önce dediği gibi ”Yeterince gelişmiş bir teknoloji sihirden farksızdır.” Görüntü milyarlarca kez yaklaştırıldığında Huygens VI tekrar beliriyordu. Bu kez yalnız başına değildi. Yakınında onu Titan’a ulaştıracak olan Kronos vardı. Gidilecek yere kestirme bir yol olan Kronos’a nefes alırken burundan giren bir toz tanesi gibi ilerleyen Huygens VI bu kez gerçekten gözden kayboldu. Kronos zamandan tasarruf sağlasa da fırtınalı bir günde hava aracı kullanmaktan bile daha zorlu koşullarda yapılan bu yolculuğun eksileri de bir o kadar fazlaydı. Ama en iyi yol buydu. Zira uzay araçlarının hızları hala ışık hızının yakınına bile yaklaşamamıştı. Bu yolu kullanan iki uzay aracından haber alınamaması o araçların solucan deliği yolculuğuna uygun olmamasından değil de başka bir sebepten kaynaklanabilir miydi? O kadar emek verilmiş olan Huygens VI da onlarla aynı sonu paylaşabilir miydi? Themis’in zihnini bulandıran bu sorular yaptığı hesaplamaları, simülasyonları, görevlerini başarıyla tamamlamış olan uzay araçlarının verilerini düşündüğünde kayboluyordu. Themis şüpheli düşünceleri rafa kaldırmışken görevin önemli bir kısmını oluşturan Kronos yolculuğu da sona ermek üzereydi.

Zorlu yolculuk sona erdiğinde Themis atom düzenleyiciyle aracı tekrar eski boyutuna getirdi. Muhteşem halkaları, harika görüntüsüyle Satürn’ü ve insanlığın yeni evi olması beklenen Titan’ı görmek bile solucan deliği yolculuğunu dayanılır kılabilirdi. Huygens VI Satürn’ün yörüngesine yaklaşırken Okeanos, Koios, Hyperion ve Phoebe kapsüllerine yerleşip son hazırlıklarını tamamladı. Phoebe’nin kapsülünde dünyalı kedi Iapetos’un da yerini almasıyla kapsüller Titan’a inmeye hazırdı. Huygens VI’yı Satürn yörüngesine oturtan Themis kapsül çıkış kapılarını açtı ve mermiyi andıran dört kapsül gemiden ayrıldı. Atmosferi sorunsuz aşmayı başaran yapay zeka destekli robotlar kapsüllerini önceden belirlenen noktalara doğru yönelttiler. Okeanos güneydeki derin okyanusa, Koios kuzeydeki kutuplara, Hyperion güneş ışınlarını dik alan bölgeye, Phoebe ise toprak, hava incelemeleri için gaz fabrikasına yakın bir noktaya ulaştı. Poebe kapsülden indi ve etrafa baktı. Her yer yemyeşil ağaçlarla kaplıydı. Ağaçların arasından dev gaz fabrikası zorlukla seçiliyordu. Bir an buranın Dünya’dan çok daha güzel olduğu fikrine kapıldı. Genetiğiyle oynanmış bitkiler Titan’a uyum sağlamıştı. Peki ya Iapetos? Kapsüle dönen Phoebe birçok parametreyi değerlendirdikten sonra Iapetos’u bölmesinden çıkardı ve Iapetos Titan’a ayak basan ilk genetiğiyle oynanmamış canlı oldu. Yaşamsal fonksiyonlarında bir sorun yok gibi görünüyordu. Bu arada Phoebe’nin gözüne Iapetos’un arkasındaki yıkılmış ağaçlar takıldı. Merakla o tarafa doğru ilerledi ve karşısına parçalanmış bir uzay aracı çıktı. Şaşkınlığını gidermek için aracın içine girdiğinde bu enkazın Kronos’a girdikten sonra haber alınamayan iki gemiden biri olan Mnemosyne’ye ait olduğunu anladı. Ne yapması gerektiğini düşünürken bir çıtırtı duydu. Iapetos’u arkasında bıraktığını hatırladı. Sese doğru yöneldi ve onu gördü. İleride yanıp sönen kırmızı bir ışığın yanında duran kediyi almak için yürürken alarma benzeyen bir ses yankılandı. Bu ses atom düzenleyicinin çalışırken çıkardığı sesti. Titan aşkına!

Satürn’ün yörüngesinden görevi takip eden Themis’in Titan’a inmiş tüm kapsüllerle ve robotlarla iletişimi iyi durumdaydı. Okeanos,  Koios ve Hyperion’un ardından sıra Phoebe’den rapor almaya gelmişti. Themis Phoebe’yle iletişime geçecekken atom düzenleyiciden çıktığını anladığı bir ses algıladı. Huygens VI’nın atom düzenleyicisinin çalışmadığı ortadaydı. Sesin Phoebe’den ulaştığını anlayan Themis olayın gizemini çözmek için uğraşırken bir anda koskoca Titan ortadan kayboldu. Bu sırada Phoebe’yle iletişim kurmayı başaran Themis Mnemosyne’ye ait atom düzenleyicinin çalışıp ardından patladığını ve Iapetos’un öldüğünü öğrendi. Huygens VI’yı zepto boyutlara geçirmesiyle birlikte Titan tekrar görünür olmuştu. Fakat büyük bir sorun vardı. Küçülmesiyle yörünge hızını kaybeden Titan Satürn’e doğru hızla düşüyordu. Themis yapılabilecek hiçbir şey olmadığını biliyor ve Dünya’ya ulaştırmak için insanların hayalleriyle birlikte Satürn’e gömülmek üzere olan Titan’ı fotoğraflıyordu.

Titan da yüzyıllar önce Satürn’ün atmosferine çarparak intihar eden Cassini uzay aracıyla aynı sonu paylaşıyordu. Belki de insanların işkenceleriyle yok olmak yerine milyarlarca yıldır etrafında döndüğü Satürn’e çarparak parçalanmak onun için en iyisiydi.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...