bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü yazdırmak

Tarih: 4 Ocak 2019 | Yazar: Emre Yorgancıgil

0

Yabancı | Emre Yorgancıgil (Kısa Öykü)

Dalgalar bütün şiddetiyle kıyıya vuruyor. Lacivert okyanus, kıyıya sokuldukça rengi açılıyor ve altın rengi kumlar turkuaz sularla buluşuyor. Kumsalın hemen ardında tropik bir orman başlıyor, ağaçların sıklığından toprak bile görünmüyor.

Hayatımın en önemli konuşmasını yaparken, önümde böyle bir manzara uzanıyor. Ve gökyüzünü kaplamış bulutlar, çiseleyen yağmur damlaları…

-Nihayet benimle konuşuyorsun

-Çünkü zamanı gelmişti

-Seninle yıllardır karşılaşıyorum. Ve şimdi bu karşılaşmaları gözden geçirdiğim zaman, beni izlediğini anladım. Neden?

– Ne zaman yazmaya başladığını hatırlıyor musun?

– Ne demeye çalışıyorsun, konuyu değiştirme. Neden beni takip ediyorsun?

-İlk ne zaman günlük yazmaya başladın? Beni sorgulamaya çalışma, sadece seni yönlendirmeme izin ver.

-15 yaşında sanırım. Bir gece ansızın, bütün yaşadıklarımı anlatmak istedim ve sayfalarca yazdım.

-Günlüğünü kimin okuması için yazmıştın?

-Aslında hiç kimsenin. Sadece belli kısımlarını birkaç arkadaşa göstermiştim.

-Günlüğünü yazmanı biz istedik. Bizim için 11 yıldır sayfalar dolusu anını yazıyorsun.

-Siz kimsiniz?

-İnsan değiliz.

-Ne demek bu şimdi? Nesiniz o zaman?

-Henüz anlayabilecek olgunlukta değilsin.

-O zaman neden bu konuşmayı yapıyoruz?

-Çünkü zamanı geldi.

-Neyin zamanı geldi, imalı imalı konuşup durma artık!

-Sakin ol, söylediklerimi sindirmen kolay olmayacak. Biz insan değiliz. Hatta Dünyalı bile değiliz. Çok uzun zaman önce sönmüş bir yıldızın, giderek soğuyan bir gezegeninde doğduk. Yaşam iyice çekilince, gezegeni terk edip Samanyolu’nun dört bir yanına dağıldık. Sanırım çok küçük bir kısmımız Güneş Sistemi’ne geldi. Siz insanların tanımıyla, 200 bin yıl kadar önce…

-Neden Dünya’ya geldiniz yani?

-Canlılığın varlığı bizi her zaman heyecanlandırır. Bu gezegende de zihinsel kapasitesi umut vaat eden, uygarlık kurma potansiyeli olan yaratıkların olduğunu fark ettik. Bu süreci hızlandırmak istedik.

-Yani İnsanları siz mi yarattınız?

-Evrimsel gelişme sürecini hızlandırdık diyebiliriz. Sonra da evren ölçeğinde “anlık” bir sürede uygarlık gelişti ve dünyayı sardı.

-Bunu nasıl yaptınız?

-İnsanlara “ilham” gönderen cihazlarımız var, siyah Dikdörtgen dikilitaşlar şeklinde. Antik çağlarda piramitlerin ve tapınakların içine gömerdik. Şimdi kalabalık şehirlerde gökdelenlerin arasına saklamak hiç de zor olmuyor bu dikilitaşları.

-Yani insanların zihinlerini etki altına alıyorsunuz, peki neden ısrarla günlüklerimi sordun?

-Çünkü yazma faaliyeti, bizim dahi ulaşamadığımız en özel duygularınızın, benliğinizin, hatta içgüdülerinizin görünür hale gelmesi demek. Yazılı kültüre geçene kadar insan, gizemli bir varlık oldu bizim için. Nihayet uygarlıklar ortaya çıkıp, insanlık yazıyı keşfedince; etki altına almamız kolaylaştı.

-Yani bütün insan uygarlığını siz mi kurdunuz?

-Öyle de denebilir. Sokrates, Buda, Konfüçyüs bizim ilhamımızla doğdu. Doğuda ve batıda; mitolojileri ve dinleri biz şekillendirdik. İnsanlığın zayıflıkları yüzünden, uygarlık hep ileriye gitmedi. Rönesans’ta yeniden doğmak için epey çaba sarf ettik.

-Yani uygarlığın tarihi, “sizin” aktör; insanın da figüran olduğu bir tarih?

-Bunları kafana takma, sonuca odaklan. Rönesansla birlikte, uygarlık yolculuğunun geri dönülemez noktaya geldiğini anlamıştık nihayet. Ve Aydınlanma Çağı… Ansiklopedi’yi biz yazdırdık. Diderot, D’alembert, D’holbach üçlüsünün çabalarıyla insanlığın bütün birikimi yazıya döküldü. Yani artık bizden saklayacak hiçbir sırrınız kalmadı. Bilgi birikimi bu kadar sistematik hale geldikten sonra, Sanayi Devrimi ve Modern dünyanın doğuşu hızlıca gerçekleşti tabi…

-Gerçekten anlamıyorum. Yani siz aramıza karışmış, insan görünümlü yabancılarsınız. Ve yazı yazmaya başladığımızdan itibaren bizi etki altına alıyorsunuz? Amacınız sadece uygarlığın ilerlemesi mi? Küçük bir gezegendeki gelişim neden bu kadar önemli olabilir ki? Bizler yalnızca gözlem yaptığınız yaratıklar mıyız?

-Ayırdına varamadığın bir nokta var hala. Wittgenstein da böyle bir durum yaşamıştı. Yazdıklarının daha ileri bir anlamı olduğunu anlamıştı. Ve ideal bir dil yaratmak isterken biraz kafası karışmıştı. Sizin yazdıklarınız, bizim insanlık üzerindeki kontrolümüzü artırdığı gibi; sizi de dönüştürmeye başlıyor.

-Neye dönüştürüyor?

-Bir örnek vereyim. 20.YY’da yaşamış; çok üretken bir yazar vardı. Tarih, edebiyat, din, bilim ve bilimkurgu gibi çok farklı alanlarda eserler vermişti. Tabi bu kadar geniş ve ayrıntılı yazması; bizim bugünün dünyasını tanımamız için büyük bir fırsattı. Bu yardımlarını karşılıksız bırakamazdık. Dünyadaki fiziksel varlığı son bulduğunda, Arcturus’ta onun için güzel bir ev hazırladık.

-Yani Asimov’da mı sizin gibi bir yabancıydı?

-Nihayet anlamaya başlıyorsun. Yazı yazmaya başladıktan itibaren, üzerinizdeki etkimiz artar. Ve yazmaya devam ettikçe, siz de dönüşürsünüz. Dünyaya karşı saf ve meraklı gözlerle doğarsınız. Yazmaya başladıkça ise, sizi fark ederiz ve ilgilenmeye başlarız. Yazarak geçen bir ömrün sonunda ise, tamamıyla başka bir varlığa dönüşmüş olursunuz. Ve siz de bilinç kazanmaya başlayan insanlara ilham verirsiniz. İnsanlığın ortaya çıkışından beri bu döngü hiç değişmedi.

-Artık ben de mi insan değilim?

-Sanırım yazılarının geldiği seviye, insanlığı aşmak için umut vaat ediyor. Aramıza hoş geldin.

Hava kararmaya başlamış, konuşmanın başından beri epey zaman geçmiş olmalı. Gökyüzünün koyulaşan mavisi ve okyanusun engin suları, sanki bir tablonun parçasıymış gibi geliyor gözüme, gerçekliğini sorguluyorum. Hızlanan yağmura aldanmadan, üzerimdekileri çıkarıp okyanusa doğru koşuyorum. Bir yabancı olarak yeni hayatım, bu adımlarla başlıyor.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Sinirbilim öğrencisi, 21.YY insanı olmaya çabalıyor. Varoluşun gerçekliğinden ilham alıyor, yansıtılanları kağıda dökmeye çalışıyor. Okuyor, geziyor, insanları tanıyor. Yaşadığı zamana Tanık olmak istiyor