bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü yapay-zeka

Tarih: 19 Ekim 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Oyun | Mücahit Özdoğan (Kısa Öykü)

Eliot, şirketin 7. yılına özel verilen kokteylden çıkıp evine doğru yol alıyordu. Yüzünde, başarılı kariyerinin, itibarının ve insanlar tarafından sevilmemin mutluluğu vardı. Üniversiteden mezun olduktan sonra çeşitli yazılım şirketlerinde çalışmış en sonunda da kendi şirketini kurmuştu. 33 yaşında kurduğu şirket, 40 yaşına girerken ülkenin ve dünyanın en gözde yazılım şirketlerinin başında geliyordu. Bütün hayatı işi olmuştu. Gün içerisindeki mesaisinin yanı sıra akşamları olduğunda da işini düşünmeye devam ediyordu. İşini sevmesi zaman zaman rutinlerden sıkılmadığı anlamına gelmiyordu. Eliot’un en büyük arzularından biri yenilikçi olmaktı. Bu arzu onu çoğu zaman uyutmuyordu. Şirketinin %90’lık ağırlığı teknolojik aletlerin otonomlaşmasını sağlayacak yazılımlar odaklıydı, %10’luk kısmı ise mobil oyun üretiyordu.

Başarılı kariyerine rağmen evinde yalnız kaldığında geleceğe dair kaygılar üzerine bütün ağırlığını verircesine çöküyordu. Çünkü şu anki yaptıklarından daha farklı şeyler yapmak istediğini hissediyordu. En büyük hobilerinden biri video oyunlarıydı. Çok gelişmiş pc’si ve konsollarıyla boş vaktinin önemli bir kısmını oyunlara ayırıyordu. Her sene 1 ay kendine izin veriyordu. Bazen dünyayı geziyor bazen de evine kapanıp oyun oynuyordu. Onu gerçeklikten uzaklaştıran açık dünya oyunlarını çok seviyordu. Bu oyunlardaki kendine ve sonradan oluşturulmuş bu dünyalara hayranlıkla bakıyordu.

İzin günlerinin birinde hayatını tamamen değiştirecek bir olay yaşandı. Otonom yeteneklerin geliştirilmesi için kullanılan kodlar oyunlar için de kullanılabilirdi, Eliot bunu keşfetti. Böylelikle oyunlardaki yapay zekâ çağ atlayabilir ve özgür iradeye kavuşabilirdi. Bunu fark ettiği anda ayağa fırladı. Banyoya koştu. Kıyafetleriyle duş aldıktan sonra aynanın karşısına geçip kendisine uzun uzun bakmaya başladı. Ölümü düşünüyordu. Ne kadar başarılı olursa olsun bir gün ölecekti. Güçlü bir sesle “Eğer hayallerimi gerçekleştirmeyeceksem yaşamanın ne anlamı var?” dedi. Kafasında uzun süredir dolanan video oyun fikrini hayata geçirmeye karar verdi. Şirketin bütün kaynakları bu projeye ayırdı.

İnsanlar onu şaşkın gözlerle izliyordu. Her şey mükemmel giderken böyle bir riski ancak aptalların veya delilerin alacağını düşünüyorlardı. Arkadaşları Eliot’u defalarca uyardı. Eliot artık sıkıldığını farklı heyecanlar aradığını söylüyordu. Arkadaşları ona “Biz sana yetmiyor muyuz?” diye çıkışıyorlardı. Eliot’un yaşadığı hayatı herkesin istediğini düşünüyorlardı; fakat o kararından vazgeçiyordu. Eliot ise cevap olarak “Eğer hayallerinin peşinden gitmezsem gerçek anlamıyla kim olduğumu öğrenmeyeceğim.” diyordu. Arkadaşları hâlâ anlam veremiyordu. Arkadaşlarından biri “İyi de neyin eksik Eliot? Biz sana yetmiyor muyuz? Hayatta her şeyi yapacak gücün ve imkânın var.” dedi. Eliot kararından caymıyordu.

Eliot, gerçek hayata oldukça benzeyen bir simülasyon yapmaya karar verdi.  Prosedürler, yeni elemanlar, değiştirilen ve yeni alınan aletler derken oyunun yapım süreci 6 seneyi buldu. Oyunu yaparken gerçek hayattaki bütün elementleri kullanmaya gayret etti. Kolaylık olması açısından örüntülerden ve fraktallardan faydalandı. İnsan yaşamın da var olan örüntüler özgür iradeyi biraz zayıflatsa da oyun karakterleri oluşturulurken kolaylık sağlıyordu. Yapım süreci Eliot’u çok yormuştu. Rahatlığından ödün verip yeni, riskli ve belirsiz maceralara yelken açmıştı. Fakat bu yorgunluk tatlı bir yorgunluktu, eski yaşamına göre kendini çok daha mutlu hissediyordu.

En sonunda olabilecek en iyi simülasyon artık yapılmıştı. Oyundaki karakterlerin yaşamlarında onların belirli yönlere sevk edecek dış ve iç etkenler olsa da özgür iradeye sahiptiler. Oyunu oynayan gerçek insanlar oyuna bir başlık sayesinde giriyorlar ve oyun boyunca gerçek yaşamdan adeta kopuyorlardı. Çünkü oyun oynarken kendilerini tamamen oyuna veriyorlar, uyuyor gibi bir pozisyona geçiyorlardı; bir nevi gerçek hayattan tamamen kopuyorlardı.

Oyun dünya çapında etkili olmuştu. Eliot büyük maliyetleri yüklense de büyük gelirler elde etmeye başlamıştı ve geliri ivmelenerek artıyordu. Fakat para umurunda değildi. Bütün odağını oyuna vermişti. Oyunu yapan ekipten 12 kişiye özel görev vererek oyundaki her şeye müdahale edip kontrol edecek bir sistem geliştirmelerini söyledi. Bu sistemi kullanan tek kişi kendisi olacaktı. Sistem sayesinde istediğini yapıyordu. Kimi zaman karakterlerle sohbet ediyor kimi zamanda oyunun ormanlarında dolaşıyordu. Oyundaki dönem kendi dönemine yakın olsa da 20 yıl daha önceydi. Oyuna girdiğinde oyundaki hayatın dengesinin bozulmaması için diğer insanlar gibi bir oyun karakteri olarak giriyordu. Hiç kimse onu fark etmiyordu. Oyundaki insanlar ufak tefek fikir ayrılıkları dışında mutluydu. Kötülük yoktu. En büyük fikir ayrılıklarından biri şöyleydi: Mesela eşlerden erkek olanın gitmek istediği restoranla kadının gitmek istediği restoran farklı olabiliyordu. Oyundaki karakterler, Eliot, oyunu oynayanlar mutluydu. Oyunda eğlenceli aktiviteler ve oyunlar vardı. Herkes istediği deneyimi yaşıyordu.

Her şey güzel giderken bir anda beklenmedik olaylar baş göstermeye başladı. Oyundaki karakterlerden eş olan erkek ve kadın birbiriyle tartışmaya başladı. Birbirlerine tabaklar fırlatarak işi fiziki kavgaya taşıdılar. Oğullarından biri diğerini öldürdü. Eliot hemen olay yerine giderek bizzat gözlemledi. Yapımcı ekipteki herkese olayın nedeninin sordu. Herkes “böyle bir şey yazılmadı” dedi. Fakat olay hâlâ devam ediyordu. Eliot uzaktan gözlemlerken oyunu sabotaj etmek isteyen birilerinin olma ihtimali aklına geldi. Eliot hislerinde yanılmıyordu. Yakın arkadaşı Douglas yapım ekibinden 9 kişiyi ayartarak oyuna kötülük eklemişti. Douglas, Eliot’un her şeyi bu oyuna adamasından önce çok itibarlı ve ünlü biriydi. Eliot’un şirketi sayesinde bu başarılara kavuşmasına rağmen Eliot’un her şeyi bu oyuna yatırması onun gözden düşmesine neden olmuş, gelirleri azalmıştı. Artık lüks yaşamından ödün vermesi gerekiyordu. Eliot’a saatlerce dil dökmesi de Eliot’u caydırmadı. Gözden düştükçe psikolojisi bozuldu. Kendini uyuşturucuya vermeye başladı. Tam umudunu kesmişken gecenin en karanlık vaktinde aklına bir fikir geldi: Oyunu sabote ederse eski itibarına kavuşabilirdi.

Yaşanan ilk kavgadan sonra kötülük giderek yayıldı ve en sonunda oyunun bütün alanlarında görülmeye başladı. Oyun iyiliği ve kötülüğü aynı anda barındırması açısından gerçek hayatla hemen hemen aynıydı. Yapımcı ekipten Eliot’a yakın olanlar “Müdahale etmeyecek miyiz?” sorularını soruyordu. Eliot sürekli ne yapacağını düşünüyordu. En sonunda kararını verdi. Oyunu baştan yapmak veya kötülüğü kendi müdahaleleriyle yok etme yerine oyundaki karakterleri iyiliğe teşvik edecek kodlar yazmaya karar verdi. “Madem onlara özgür irade verdik, o zaman iyiliği kendi iradeleriyle seçsinler” diye geçiriyordu içinden.

Oyundaki karakterler için uyarıcılar seçerek diğer insanları uyardı. İyi iş yapanları sonsuz mutluluğa, kötü iş yapanların sonsuz acı içinde kalacağını aktardı. Eliot büyük bir sorumluluğun altına giriyordu. Bu radikal karardan sonra eleman sayısını artırdı. Bütün karakterlerin yaptıkları kayıt ediliyordu. Özel yazılımlar sayesinde bu iş çok kolay yapılıyor ayrıca Eliot sadece kendisinin bildiği şifreyle girilen bilgisayarından kimin nereyi hak edeceğini görüyordu. Oyun karakterlerinin soruları gittikçe artıyordu. Kimisi bu hayatı kendilerinin seçmediğini düşünüyordu. Uyarıcılar yaratıcıya karşı gelinmeyeceğini söylüyordu. Oyun karakterleri amaçlarının isyan olmadığını sadece şu an kendilerinin neden ‘oyun’ denen bu var oluşta olduklarını merak ettiklerini söylediler. Eliot onların serzenişlerini duyuyordu. Uyarıcılarla daha önce açıkladıklarından başka bir şey aklına gelmiyordu. Aklındaki oyun fikrini hayata geçiriyordu sadece. Hayallerini somut bir varlığa dönüştürüyordu.

Eliot uzun sessizliği devam ettirirken aklına oyun fikrini arkadaşlarına söylediği zaman onlarla yaptığı tartışmalar geldi. Onlara bu oyunu yaparak kendini tam olarak tanımak istediğini söylemişti. Bütün uyarıcılara cevap olarak bu cevabı söylemek istiyordu ama kararından vazgeçti. Deneme maksatlı olmak üzere sadece adı Matthew olan bir uyarıcıya bu söylemi iletti. Matthew, oyun insanlarına bu cevabı aktardıktan sonra oyun insanlarından biri sohbet sırasında “yaratıcı bir hayvan mı?” diye sordu. Matthew, hayret eder şekilde geriye doğru çekildi. “Böyle kötü sözler size yakışmıyor” dedi.

Konuşan adam devam etti. “Yaratıcıyı kötü sözle anacak değilim ancak ben bile kendimin farkındayken yaratıcı nasıl olur da kendini bilmek ister? Biz neden kendimizi hayvanlardan farklı görüyoruz çünkü bizim bilincimiz daha gelişmiş. Şimdi yaratıcı kendini bilemeyecek kadar aciz mi de bunun için bizi kullanıyor?” Uyarıcı sustu, yüzü düştü, heyecandan elleri titriyordu. Oradan ayrılarak evine gitti. Çıkarken yaratıcıya danışacağını söyledi. Eliot böyle bir cevabı tahmin ediyordu. Zaten bu yüzden sadece tek bir uyarıcıya bu cevabı iletmişti. Eliot “oyundaki kötülüklerin cezasını nasıl olsa vereceğim.” diyerek kendini rahatlatmaya çalışıyordu ama insanlara kötülük yaptığını da bir yandan hissediyordu.

Eliot, oyun insanlarının bütün geleceklerini gördüğü bilgisayara girmek istemiyordu. Çünkü bu bilgisayara baktıkça oyundaki insanların yaşadığı tatminsizliği yaşıyordu. Her şeyi bilme imkânı olmasına rağmen onları izlemek istiyordu. Eliot yaşlandıkça ve oyun büyüdükçe bazı buhran girdaplarında kendini bulmaya başladı. Kendisi uzun olan gerçekliği sevmezken özgür irade verdiği oyun insanlarını bu gerçekliğin aynısının içine sokmanın ve önüne ancak ölümle geçtikleri basit rutinlere mahkûm etmenin pişmanlığını yaşıyordu. Çoğu zaman “bu yaptığım zulüm mü?” diye kendine soruyordu. Devamında ise “ama bu oyunu hiç yapmasam hayata kavuşamayacaklardı.” diyerek kendini teskin ediyordu.

Eliot deneme maksatlı olarak başka bir uyarıcıya farklı bir ileti gönderdi. İnsanların öldükten sonra sonsuz mutluluğa ulaşması için iyiliklerden de önce onları tasarlayana inanmalarını şart olarak koydu. Eğer iman etmezlerse yaptıkları bütün işlerinin boşa gideceğinden ve sonsuz azap yerine atılacaklarından bahsetti. İnsanlardan bazıları bu kuralı çok garipsedi, bazıları da “madem bana hayat veren böyle söylüyor o zaman buna da uyarım” dedi. Kuralı garipseyenler yaratıcının gücünü düşünerek böyle bir kuralın ona yakışıp yakışmadığını da tartışıyorlardı. İçlerinde otuzlu yaşlarında olan biri “Sonuçta biz onunla eşit seviyede değiliz” diyordu. “Her insan aynı değil; kimisi araştırır, okur, düşünür Tanrı’ya ulaşamaz, kimisi de aynı faaliyetleri yapar Tanrı’ya ulaşır. Şimdi sırf yaratıcı fikri kafasına yatmıyor diye bir insanın ceza görmesi çok ama çok ağır bir düşünce.” Sohbet ortamındaki yaşlı adamlardan biri sert ve kararlı bir ses tonuyla “Ne yani? Hiçlikten gelip hiçliğe gitmek daha mı mantıklı?” dedi.  “Hayır, ben başka bir şey anlatmaya çalışıyorum. İnsanın arzularıyla yaratıcının arzuları birbirleriyle örtüşüyor gibi. Bu bana çok garip geliyor.” Yaşlı adam karşılık vermedi, ayağa kalktı. “Benim yapacak işlerim var, bana müsaade” dedi ve uzaklaştı. Yaşlı adam Eliot’un ta kendisiydi. Çoğu zaman yaptığı gibi oyuna bir karakter olarak girmişti. Kapıyı kapatınca gülmeye başladı. Eliot oyundaki tecrübelerden hareketle kendisinin de Tanrı’nın Matrix’in de yaşadığını anladı. Tanrı var mı yok mu sorusunu ancak öldükten sonra anlayabileceğini fark etti.  Artık oyunun amacına ulaştığını düşünüyordu, yorulmuştu.

Oyunu aklında canlandırırken ki heyecanı aklına geldikçe gülüyordu. Şu anki yaptıklarını hayal bile edemezdi. Ölüme yaklaştıkça oyunun sorumluluğunu kaldıramayacağını hissediyordu. Oyunun insanlar için iyilik mi kötülük mü olduğu soruları çoğalırken oyunun amacını gerçekleştirdiğini düşünüyordu. Kendisinden sonra oyunun geleceğine dair belirsizlikten kurtulmak istiyordu. Oyunu yapmaya karar verirken ki durum gibi nihai kararını da radikal şekilde verdi. Oyunu tamamen sonlandıracaktı. Başlangıcı olan her şeyin bir bitişinin olduğunu biliyordu. Sonlandırma kararını büyük bir basın toplantısıyla açıkladı. Dünya çapında insanlar ekran başında Eliot’u izliyordu.

Pek çok insan gözyaşlarına boğulmuştu. Herkes şaşkındı. “Bu kadar kâr getiren işi sonlandırmak ancak aptalların ve delilerin yapacağı bir şeydir” sözü ortak düşüncelerden biriydi. Fakat Eliot bu kararın kendisi için en iyi seçenek olduğunu biliyordu. Çalışanları unutmamıştı. Oyunun gelirinin önemli bir kısmı çalışanlara tazminat olarak ödenecekti kalan para da yoksul, aç, yardıma muhtaç insanlar için ayrıldı.

Bu büyük konuşmayı yaptıktan 7 sene sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 80 yaşındaydı. Mütevazı bir törenle gömüldü. Ölümünden sonra onun oyununa benzer yapımlar denense de hiçbiri Eliot’un oyunun seviyesine çıkamadı.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...