robot cocuk

Mutsuz ve Kusursuz Çocuk | E. Nihan Acar (Kısa Öykü)

Yıl 2286

Çocuk yerinden kalktı. Bedeninin organik yerleri hâlâ sızlıyordu. Doğrulmaya çalıştı. Gerisingeri yere düştü. Gözyaşları gözüne hücum etti. Geçen hafta parmaklarına yapılan eklentiler, bu sefer de bacaklarına yapılmıştı. Okulda başarılı olamadığı her ders için bedenine başka bir eklenti yapılıyordu. İlk anda bedeninin organik kalan kısımları bu işleme direniyordu. Verilen morfine rağmen ağrısı müthişti. Bazen buna dayanamayacağını hissediyordu. Ama bu işlemi bedeni hele bir kabullensin;  o da arkadaşları gibi çok başarılı olacak ve ailesi onunla gurur duyacaktı.

Bu seferki operasyon bacaklarına yapılmıştı. Koşu takımındaydı. Diğer dâhil olduğu sayısız takımda olduğu gibi bu işte de geride kalmıştı. Mükemmeliyetçi annesi hemen bu işin icabına bakmıştı:

“Daha işlevsel bacaklar takılacak sana,” dedi annesi.

“Anne istemiyorum. Canım çok acıyor!” diyebildi.

“Mızmızlanmayı bırak, o meta-insan okuluna kaç para döküyoruz biliyor musun? Başarılı olamayacaksan normal bir okula alalım seni, sürün dur.”

 “Anne sadece top oynamak istiyorum.”

“Bu bacaklarla çok daha iyi bir şekilde oynayacaksın merak etme. Parmakların nasıl? Küçük kas gelişiminde geri kaldığın için beş yaşında yaptırdığımız eklentileri yenilememiz gerekiyordu. Ağrıyor diyordun ama cüzdan boşaltan işlemler bunlar. Rahat kullanabiliyor musun bari parmaklarını?”

 “Evet, anne iyi!”

Meta-insan olmayı hiç istemiyordu. Arkadaşları daha başarılı ama daha az robot görünüyorlardı. Fakat onun hemen hemen her sene bir parçası değişiyor ve giderek daha çok robota benziyordu. Aslında bu durum meta-insan okulunda gayet havalı bir şeydi. Ama koşu takımında daha hızlı koşması için yapılan bu operasyon ona sadece takımdaki başarıyı garanti ediyordu, yeni bir arkadaşı değil. Kendini bir türlü mutlu hissetmiyordu. Derslerde başarılı olmak için ayrı işlem, bedenin mükemmelleşmesi için ayrı… Bu böyle sürüp giderken daima varlığını ve mutlu olmayı sorgulardı. Bu kadar çabaya mutlu olmayı beceremediği için utanır ama her işlemde ağrıyan bedeninin organik kısımları yüzünden öfkelenirdi.

Babası annesinden daha mesafeliydi bu işlemlere. Hem parası hem de ağrısı bakımından kendinde bir şeyleri değiştirmekten özellikle kaçınıyordu. Tüm babalar arasında, önden giden göbeği ve tepeden açılan saçlarıyla en çok o normal bir babaya benziyordu. Ama o da çocuğunun iyi bir yerlerde olmasını istiyordu. Her işlemden sonra yanına ilk gelen o oluyordu. Ağrısı olduğunu söyleyip kucağında ağlayan oğlu için elinden bir şey gelmiyordu. Doktorlar o kadar ağrısı olmayacağını söylüyordu. “Sanırım oğlum biraz ilgi istiyor” diye düşünüyordu. Çocuk ağrısından değil mutsuzluktan ağlıyordu. Başka zaman ağlamasını ciddiye almayan babasına sarılabildiği tek an buydu. O da içini döküyordu böyle uzun uzun.

Annesi de tam aksine diğer annelere göre daha çok robota benziyordu. Saçından tamamen kurtulmuştu. Bir sürü modifiye yaptırmıştı kendine. En çok da zekâ ile ilgili olanlara rağbet ediyordu. Daha çok bilmek için sürekli kapasitesini güncel tutuyordu. Bununla da övünüyordu. Çok kazanıyor ve akıllıca harcamalar yapıyordu kendince. Bu fikrinden onu kimse caydıramazdı.

Yıl 1996

Çocuk yerinden kalktı. Arkadaşının attığı basket topu kafasına isabet etmiş sonrasında kendini yerde bulmuştu. Gözyaşları hücum etse de gözüne, dayandı maç sonuna dek. Maç bitimi annesi geldi yanına. “Olmuyor böyle, sana ek antrenmanlar aldıracağım. Arkadaşların kadar iyi oynayamıyorsun,” dedi. Hışımla dönüp arabaya yöneldi. Şirkette yönetici olan annesi süper şık takımının içinde, süper spor arabasına binerken çocuğunun getireceği süper başarıları sonuna dek hak ediyordu. Arabada sessizlerdi.

“Satranç turnuvasına seçilememişin,” dedi bu defa da. Susup önüne baktı çocuk. Utanıp kıpkırmızı kesildi.

“O okula ne kadar veriyorum biliyor musun? Ondan da ek dersler alacaksın mecbur. Şunları bir halledemedin!”

Eve geldiklerinde babası, elinde cipsiyle maç seyrediyordu. “Gel bakalım aslan parçası, nasıl geçti maç?” dedi. Astımı olduğundan pek kalabalığa girmek istemiyordu. O yüzden oğlunun maçlarını hep kaçırıyordu. Zaten kaçırmasa da pek bir şey fark etmezdi. Onun yapabildiği herhangi bir sayı yoktu maçlarda. Yedeklerdeydi hep. Zaten takımda olmasının nedeni de annesinin okula yaptığı kabarık bağışlardı. Çocuk babasına sarılıp ağlamaya başladı. Annesi, “Kafasına top yedi, ondan ağlıyordur,” dedi. Canının acımasına dayanamıyordu babası. İyice sarıldı oğluna. Babası genelde bir nedeni olmadan sarılmadığı için bu şansını iyi değerlendirdi çocuk. İyice ağladı. Ağladıkça sarıldı.

Yıl 1236

“Kalk ayağa seni şeytan!” dedi annesi. Bir tekme daha attı oğluna. Oğlunun alnındaki büyükçe doğum lekesi ona şeytanın hediyesiydi. Sırf bu yüzden ona köyde “cadı” diyorlardı. Bazen gerçekten cadı olmayı istiyordu. Hatta keşke cadı olabilse ve tüm köyü yakabilseydi. “Git tanrıya daha çok dua et. Günahkârsın. Bu yüzden hepimiz cehennemde yanacağız!” dedi. Çocuk ağlamak üzereydi ama gözyaşlarını içine akıttı. Evden çıkınca babasını gördü. Yanına gitti. Annesinden gene dayak yediğini anlayan babası sustu. Sitemini içine attı. Ona sıkı sıkı sarıldı. Annesi geldi arkasından. “Günahkâr o. Sen de günahına bulaşma. Daha çok dua etmeli tanrıya. Git kiliseyle konuş. Orada çalışsın, belki günahları af olur,” dedi kızgınlıkla.

Yıl 3846

Biyolojik bedeninden eser kalmamış çocuk yerinde doğruldu. Atmosferin tamamen bittiği Dünya’da uzaklara baktı. Ne nefes almaya ihtiyacı vardı ne de yeniden modifiye olmaya. Artık kusursuzdu. O insan gibi değildi artık, ama ortak bilincinde gelip giden anılar, onu rahat bırakmıyor; insan olduğunu her an hatırlatıyordu. “İnsan olmanın cezası bu,” dedi kendi kendine. “Bir sürü anı…” Artık herkes paralel evrenlerindeki anılarına bakıp başka dünyalarda ne yaşamışlarsa yeniden deneyimleyebiliyordu. Bu onun için çok acılıydı. Bin yıllar boyunca değişen Dünya’ya ayak uydurmak zorunda kalan insan, artık yaşamın tamamen bittiği Dünya’ya hala uğruyordu. Tüm evren onlarındı artık. Canları nereye isterlerse gider; tüm paralel evrenlerde insanlığın izlerini sürebilirlerdi. Kendi anıları çok acıydı. Hepsinde acı çekiyordu. Kolektif bilincin öğrettiği, kusursuzluğu kazanmış insan türünün artık acı çekmeyeceğiydi. Ama o çekiyordu. İçinde bir yerde insan olarak kalmış parçası, paralel evrendeki bu çocuğa üzülüyor ve bir şeyler yapmazsa bu döngünün sonsuza dek süreceğini söylüyordu. Mutsuz olan bir tek o değildi. Biliyordu. Paralel evrenlerdeki başka hayatlarına müdahale edemeyeceğini de. Ama tüm gönlüyle o çocuğun, “Hayır!” demesini istiyordu.

“Hayır. Ben zaten kusursuzum!” demeliydi o çocuk, bütün yaşadıklarının karşısına çıkacak gücü bulup.

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

insan evren robot uzay

Oleg | Hüseyin Şimşek (Kısa Öykü)

Oleg kahverengi toz hâlindeki kuma uzanmıştı. Isı stresi yüzünden bütün vücudu ter içindeydi, terlemenin ve …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et