Kısa Öykü sanal bilinc hologram

Tarih: 13 Ekim 2023 | Yazar: Murat K. Beşiroğlu

0

Meyve Veren Ağaç | Murat K. Beşiroğlu (Kısa Öykü)

Sanal gerçeklik cihazının ekranında “ABİM kullanıcısından dört mesaj var,” yazısı belirdi. Fırat abisini altı ay önce kendi elleriyle mezara indirmiş, arkasından saatlerce gözyaşı dökmüştü. Mesajı yanlış okumuş olabilir miydi? Cihazın yakın gözlüğü özelliğini aktifleştirdi. Ekrandaki yazı şimdi netleşmişti. Ve evet, mesaj abisinin telefonundan gelmişti, fakat bu nasıl olabilirdi? Acaba birileri ona şaka mı yapıyordu? Aklına rahmetli abisinin arkadaşı Cem geldi. Böylesine çılgınca bir şakayı ancak o yapardı. Cihaza Cem’i arama talimatı verdi.

– Alo, Cem Abi, nasılsın, müsait miydin?

– Müsaidim Fıratcığım. Sesini duydum daha iyi oldum.

– Telefonuma bir mesaj geldi az önce.

– Hayırdır inşallah, yaramaz bir durum yok, değil mi?

– Mesaj abimin telefonundan geldi.

– O telefon kayıp değil miydi?

– Acaba onu sen buldun da bana şaka mı yapıyorsun?

– Ben artık öyle şeyler yapmıyorum. Ama yapsam güzel olurmuş.

– Telefonu bulmamıştın yani.

– Abinin kedisini almıştım ben. İyi ki almışım, mükemmel bir hayvan. Peki ne yazıyor mesajlarda?

– Henüz açmadım. Virüs gibi bir şey olabilir.

– Valla doğru, ben olsam zokayı yutmuştum.

– Abi, zaman çabuk geçiyor. Mutlaka görüşelim.

– Rahmetli Özcan vesile oldu, sesini duymuş oldum. Sonuçtan beni de haberdar edersin.

– Tabii abi, haber veririm. Görüşmek üzere.

Fırat telefonu kapadıktan sonra bir süre kıpırdamadan durdu. Abisinin hızla gelişen hastalığını hatırlamış ve yüreği kederle dolmuştu. Herkes gibi o da gençlik terapisi yaptırsa ne olurdu yani. Ama, hayır, Özcan Uyar diğerlerinin yürüdüğü yoldan asla yürümezdi. Aykırı düşünür ve kimselerin yapmadığını yapardı. Bir an içinden mesajları okumak geldi. Ona kalsa bu işi derhâl yapardı, ama eşi Eylem’in diline düşmek istemiyordu. Eylem uzmanlık alanı siber suçlar olan bir avukattı.

Koridor tarafından gelen ayak sesiyle irkildi. Bildiği kadarıyla evde yalnızdı, kimin ayak sesi olabilirdi ki duyduğu? İyice kulak kesildi. Galiba hizmet robotu Uma, Eylem’e kapıyı açmak için harekete geçmişti. Fırat hızla koltuğundan kalktı ve Uma’nın peşinden gitti. Birkaç saniye sonra Eylem, Uma’nın öngördüğü üzere zile bastı.

Eylem’in elinden alışveriş poşetlerini aldı ve telefonuna gelen mesajlardan söz etti.

“Rahmetlinin telefonu çalışma masasının çekmecesinde,” dedi Eylem.

“Nasıl yani?” dedi Fırat. “Telefonu bulamamıştık ki.”

“Evet, bulamamıştınız, ama ben ertesi gün buldum. Ve getirip çekmecene koydum. Aslında bunu sana söylemiştim ama çok üzgündün, hatırlamaman normal,” dedi Eylem. Ayakkabılarını çıkararak Fırat’ın ofis olarak kullandığı odaya yöneldi. Fırat da arkasından gitti.

Eylem çalışma masasının ikinci çekmecesini açtı, telefonu eline aldı ve “Bıraktığım gibi duruyor,” dedi.

“Bunun nasıl olduğunu anlamıyorum.”

Eylem köşedeki koltuğa otururken “Mesajları dijital asistanı göndermiş olabilir,” dedi. “Vefat etmiş insanların yakınlarını hedef alan dolandırıcılar var.”

“Mesajlara bakmaktan ne zarar gelir ki? Sonuçta herhangi bir bağlantıya tıklamayacağız,” dedi Fırat. Abisini çok özlemişti.

Eylem oturduğu koltuğa iyice yerleşti ve çalıştığı şirketin siber güvenlik danışmanını aradı. Fırat’ın bakış açısına göre gereksizce uzayan görüşmenin sonunda onay çıktı.

Mesajlar tam da Fırat’ın rahmetli abisi Özcan’ın yazacağı cinstendi:

Fırat,

Selam. Görüşmeyeli nasılsın? Yaptıklarından az önce haberdar oldum. Müziğimin yapay zekâlı programlar tarafından çoğaltılmasını istemiyorum.

Şirketle yaptığın anlaşmayı hemen iptal et!

Sana bu mesajları dijital ikizim gönderiyor. Meseleyi onunla konuşabilirsin.

“Haddini aşma aptal makine!” dedi Fırat. “Sen abim değilsin. Oymuşsun gibi konuşamazsın.”

“Az önce sen yapay zekalı bir şeye mi sinirlendin?” diye sordu Eylem. “Bu arada aynı abin gibi yazmış.”

“Bari öldükten sonra bana iyi davransaydı.”

“Galiba yine bir yaramazlık yapmışsın.”

“Altmış yaşıma geldim, ama hâlâ abime hesap veriyorum. Üstelik şu anda o ölmüş durumda,” dedi Fırat. “Ve ayrıca sevgili eşime.”

“Ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Abinin müzik kayıtlarını bir şirkete vermişsin. Şirket de onları yapay zekalı bir programa yükleyerek çoğaltmış. Hatta bu arada birkaç ince ayar da yapmışlardır. Çünkü gelen telif ücretleri gayet iyi,” dedi Eylem.

“Bu yaptığın hiç etik değil. Belli ki cep bilgisayarımı kurcalıyorsun.”

“Asıl etik olmayan şey neydi acaba? İş üstünde yakalandığında bir anlaşma yapmıştık,” dedi Eylem. Üzerinden yıllar geçtiği hâlde olay her aklına geldiğinde sinirleniyordu.

“Bu arada abimin görüntüsünü de kullanıyorlar. Uzun boylu ve yakışıklı bir versiyon. Rahmetlinin hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluştu.”

“Özcan Abi mirasının kullanımını denetlemek için bir şirketle anlaşmış olabilir. Keşke bunu bize söyleseydi,” dedi Eylem. Bir süre düşündü ve “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu.

“Abimin söz hakkı kalmadı artık. Gençlik terapisi yaptırsa ne olurdu yani.  Hiçbir şey için kimseye o kadar yalvarmadım,” dedi Fırat. Ayakta durmaktan yorulmuştu. Çalışma masasının önündeki sandalyeye oturdu.

“Ben de gençlik terapisi yaptırmadım. Bana hiç yalvarmadın.”

“Sen daha yeni elli oldun ve kendine iyi bakıyorsun. Sanki içime doğmuştu abimin hastalanacağı,” dedi Fırat. Ardından kararlı bir sesle “Bir bilgisayar programının işime karışmasına izin vermem,” diye ekledi.

“Şimdi yemeğimizi yiyelim. Bu konuda acele karar vermeyelim,” dedi Eylem. Mutfakta hizmet robotu Uma’nın hazırladığı yemekleri yediler ve Eylem yeğeninin kına gecesine katılmak üzere evden çıktı.

Fırat’ın içinde nedenini bilmediği bir huzursuzluk vardı. Buzdolabından rakı, kavun ve peynir çıkarıp mutfak masasına yerleştirdi. O anda aklına Fenerbahçe’nin maçı geldi. Televizyonu açtığında maçın yeni başlamış olduğunu gördü. İlk iki kadehin ardından kendisini daha iyi hissetmeye başlamıştı.

Maçin ikinci yarısında Fenerbahçe farkı üçe çıkarınca iyice keyiflendi. Maçın sonunda ellilik rakının tamamını mideye indirmişti. Televizyonu kapayıp bir an düşündü ve aklına dolaptaki biralar geldi. Kafasının içinde bir uğultu vardı ve bedeni ağırlaşmıştı. Uma’dan bira ve kuruyemiş servisi yapmasını rica etti. Birasından bir yudum aldı, dudağının kenarında kalan köpükleri yaladı ve cep bilgisayarını çıkardı.  “Abimin dijital ikiziyle görüşmek istiyorum,” dedi bilgisayara.

Otuz saniye sonra, “Evet, seni dinliyorum,” dedi abisinin sesiyle konuşan yapay zekâlı program.

“Yurtdışında çocuk okutmak çok zor,” dedi Fırat. “Para yetiştiremiyoruz.”

“Dinleyiciler gitar sololarımın piyasa işi versiyonlarını dinliyorlar. Bence bu kişilik haklarıma saldırıdır! Buna derhâl son vereceksin.”

“Benlik bir olay değil. Müzik piyasası bu sisteme döndü. Değişiklikten sonra telifler acayip arttı. Fazladan para gönderince Duru mutlu oluyor. Amcasını severdi. Ve hâlâ ona minnettar,” dedi Fırat. Abisinin sesini yeniden duymak hoşuna gitmişti. Öfkeli bir tonda konuşuyor olması önemli değildi. İştahla bira bardağını başına dikti.

“Vasata boyun eğdiniz. Ve ruhunuzu piyasaya teslim ettiniz. İsyan potansiyeli olanlar da terapi masalıyla uyutuldu. İnsanlar terapiden hoşlanıyor. Ama derinlerde bir rahatsızlık var.”

“Ölmüş birinden sağlık tavsiyeleri mi dinliyorum ben?” diye sordu Fırat. Birasının kalanını içti, dudaklarında kalan köpükleri yaladı ve “Gençlik terapisi yaptırsaydın şu anda yanımda olabilirdin,” dedi.

“Şimdi biz önümüze bakalım. Müziğimi algoritmaların insafına terk ettin. Uzun boylu, şen şakrak bir Özcan Uyar yarattılar. Bundan hoşlanmıyorum ama anlaşılan iyi bir şeye vesile olmuşsun. Çünkü benim yeğenim bir tanedir. Şimdi beni dinle. Telif gelirlerinin yüzde onunu Keyifli Kediler Derneği’ne aktaracaksın.”

Fırat ikinci birayı da bitirmişti. Şimdi mutfak dolapları başının çevresinde dönüyor gibiydi. Tuvalete gitmek için kalktı, ancak gözleri karardığı için yeniden oturmak zorunda kaldı. “Yaptıklarımı hiçbir zaman takdir etmedin,” dedi. “Yüzünde çarpık bir gülümsemeyle kendisini yere bıraktı.  Mutfak masasının altına boylu boyunca uzandı ve çok geçmeden uykuya daldı.

Hizmet robotu Uma birasını tazelemek için mutfağa geldiğinde Fırat’ın masanın altında yattığını gördü. Resmini çekip “acil durum” başlığıyla Eylem’e gönderdi. Eylem haberi alır almaz ablasının evinden ayrıldı. Otoparkta uçuş giysisini üzerine geçirdi, jet motorlarını çalıştırdı ve birkaç dakika sonra oturdukları rezidansın terasına indi.

Eylem eve ulaştığında Fırat yerden kalkmıştı ve bira içmeye devam ediyordu. Onu oturur hâlde bulmak Eylem’i rahatlattı. Gerçi dili peltekleşmişti ve sandalyeden düşmemek için kendisini zor tutuyordu, ancak bunlar belli ki içkiden kaynaklanıyordu. “Fırat, iyi misin?” diye sordu.

“Olanı kabul edememek… Sıkıntımız bu bizim,” dedi Fırat. “Abimi özlediğim için bir makineyle konuştum. Sana bir şey itiraf edeyim mi? Başlangıçta işini gayet iyi yapıyordu. Ne zaman ki benden para istedi… İşte o anda onun abimi temsil edemeyeceğini anladım. Neymiş efendim, Keyifli Kediler Derneği’ne yardım yapmalıymışım. Özcan Uyar susuzluktan ölse kimseden bir yudum su istemezdi.” Dengesini sağlayamadığı için yeniden yere indi ve halının üzerine yattı.

“Allah aşkına Fırat, çocuk gibisin,” dedi Eylem. Fırat’ı kaldırmak için eğildiği sırada mutfak penceresi büyük bir gürültüyle kırıldı. Eylem ellerini başının arasına aldı ve kendisini Fırat’ın yanına attı.

Fırat ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra ayağa kalktı ve dengesini güçlükle sağlayarak birkaç adım attı. Ayağındaki plastik terliklerle zemindeki cam kırıklarını yana itti ve camı kırılmış pencereden başını uzatarak dışarıya baktı.

Eylem ilk şoku üzerinden atmıştı. “Fırat, gel buraya, kahramanlık yapma,” dediği sırada mutfak döşemesinin üzerine ikinci bir taş düştü.

“Ben sarhoş değilim,” dedi Fırat. “Ama ne oluyor böyle yahu?”

Eylem aceleyle ayağa kalktı ve Fırat’ı pencerenin yanından çekmek için ileriye atıldı. Bu sırada Fırat’ın cep telefonu çaldı.

Fırat telefonu açıp “Sizi sonra arayayım, şu anda meşgulüm,” dedi.

Hattın diğer ucundaki kadın “İyi misiniz? diye sordu. “Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Özür dilerim, aptallar içki içmemeli.”

“Nasıl yani,” dedi Eylem. “Verir misin şu telefonu bana.” Sesi öylesine öfke yüklüydü ki Fırat direnmeyi denemedi bile. Arayanın Fırat’ın gizlice ilişki yaşadığı kadın olduğunu sanmıştı.

“Az önce bana aptal mı dedi o,” dedi Fırat. Oysa hattın diğer ucundaki Gülcan kafayı bulduğu için sapıtan erkek arkadaşından söz etmişti.

Eylem arayan kadının rahmetli Özcan’ın eski sevgilisi olduğunu anlayınca rahatladı. Gülcan’ı oldum olası sevmemişti, yine de meseleyi konuşarak çözmek daha doğru olacaktı. Ondan erkek arkadaşını başından savmasını ve yukarıya gelmesini istedi.

Fırat güçlükle yürüyerek mutfaktan çıktı. Yatak odasına ulaştığında elini havaya kaldırdı, duraksadı ve “İlk taşı günahsız olan atsın,” dedi. Birkaç saniye sonra yatağının üzerinde uyuklamaya başladı.

Eylem salona dönerken, meyve veren ağaç taşlanır, diye düşündü. Özcan Uyar yaşarken yakalayamadığı şöhrete öldükten sonra erişmişti. Nakit akışı başlayınca pastadan pay almak isteyenler harekete geçmişti. Gülcan muhtemelen Özcan abinin mirasından pay isteyecekti. Gerçi erkek arkadaşının evlerini taşlamış olması elini epeyce zayıflatmıştı. Normalde insan böylesi bir eylemden sonra herhangi bir talepte bulunmaya utanırdı. Gel gör ki utanç Gülcan’ın epeyce uzak olduğu bir duyguydu.

Birkaç dakika sonra Gülcan kapıyı çaldı. Eylem onu salona buyur etti ve Uma onlara duble Türk kahvesi servisi yaptı.

“Bu devirde ev taşlamak nedir,” dedi Eylem.

“Erkek arkadaşımın haksızlığa tahammülü yok. Hele bir de içtiyse durdurmak mümkün olmuyor,” dedi Gülcan. Rimeli akmıştı. Yorgun ve üzgün görünüyordu.

“Hangi haksızlığı yapmışız biz sana?”

“Özcan’la yıllar boyunca hayatı paylaştım. Mirasından kuruş pay alamadım,” dedi Gülcan.

“Düzgünse isteseydin alabilirdin. Hastalığı ağırlaşınca adamcağızı terk ettin. Ve hak talebini mahkeme celbi aracılığıyla öğrendik,” dedi Eylem. Sakin kalmak için çaba gösteriyordu.

“Onu öyle görmeye dayanamıyordum. Yine de hep yanında kaldım. En sonunda Özcan hâlime acıdı. O beni severdi,” dedi.

Uzun bir gece olmuştu ve Eylem meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmak istiyordu. “Aslında miras konusunu mahkeme karara bağlamıştı. Yine de sana küçük bir pay verebiliriz. Tabii eğer Fırat da kabul ederse. Mutfak camımızı yaptırmanı rica ediyorum. Ve lütfen bir daha böyle bir şey olmasın.”

Ertesi sabah Eylem Gülcan’la aralarında geçen diyaloğu aktarınca “Ne yani, evimizi taşladığı için ona para mı vereceğiz?” dedi Fırat.

“Kanun değişti ve pasta büyüdü. Daha iyi bir avukat tutarsa canımıza okuyabilir,” dedi Eylem.

“Peki abimin dijital ikizinin talebi ne olacak?” diye sordu Fırat. “O iş benim kafamı karıştırdı.”

“Keyifli Kediler Derneği dolandırıcıların kullandığı bir paravan. Ölmüş kişilere ait verileri karaborsadan topluyorlar. Sonra bu verileri kullanarak onların dijital ikizini yaratıyorlar. Kuantum bilgisayarlar mesajlaşma uygulamalarının eski şifrelerini kolayca kırıyor. Hatırlarsan üç ay önce tüm şifrelerimizi yenilemiştik.”

“Evimizi taşlayanlara para verecek kadar cömerdiz. Peki ya dolandırıcılar ne olacak? Abimle hasret giderdim resmen, onlara da biraz bahşiş atmalıyız bence,” dedi Fırat.

“Abini anmak istiyorsan Cem abiyle görüşelim,” dedi Eylem. “Olay çözülünce haber vereceğini söylemiştin.”

Fırat yüzünde geniş bir gülümsemeyle “Kendimizi davet ettirelim, bize bir softa kursun,” dedi. Abisinin dijital ikiziyle konuşmak ona gerçekten iyi gelmişti.

Etiketler: ,


Yazar Hakkında

1971 Trabzon doğumlu. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Özel bir bankada 21 yıl uzman ve yönetici olarak çalıştı. Ogox, Aşk Algoritması, Rüya Sanatçısı, Dördüncü Dünya ve Schrödinger'in Papağanı kitaplarının yazarıdır. Bilimkurgu öykü ve romanları yazmaya devam etmektedir.




Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et