bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 3 Mayıs 2019 | Yazar: Konuk Yazar

0

Kamyoncu | Sercan Leylek (Kısa Öykü)

21 Haziran 2019, Cuma

Bu geceki çalışmamın en az dört saatini bir hiç uğruna harcadım. Kendimden emin konuştuğumun farkındayım ama yine de içime bir kurt düştü ve eldeki verileri derleyip Antalya’daki gözlemevine yolladım. Aslında bu cismi ilk olarak Yalçın Hoca’ya göstermem gerekirdi ama gıcık adamın alaylarından usandım. Ona ne zaman bir soru sorsam, önce gözlüklerinin ardından beni izliyor ve sonra da ukala bir cevap verip başından savıyor. Masasına bir şey sormak için gittiğimde uzun uzadıya bekleten insanlarla çalışmaktan nefret ediyorum ama elim mahkum. Mezun olabilmek için birkaç ay daha bu adama katlanmalıyım. Neyse ki, bugün ben daha rasathaneye gelmeden evine gitmiş.

Bulutluluk oranını bahane ederek gözlemevine epey geç geldim. Saat 23:30 sularında rasathanedeki son araştırmacı da binadan ayrıldı ve tez çalışmam için veri topladığım kuyruklu yıldızı izlemeye koyuldum. İlk bir buçuk saat hiçbir şeyden şüphelenmedim ve teleskoptan izlediğim cisimle ilgili notlarımı almaya devam ettim. Dünkü verilere eskaza denk geldiğim an bu işin içinde bir iş olduğunu sezdim. Rakamlar arasında inanılmaz bir uçurum vardı. İnanılmaz yerine astronomik diyebilirdim, ama senin kalbini kırmak istemedim sevgili günlük. Neyse… Daha sonra sayılarla boğuştum, hatta adeta güreştim ama cismin bulunduğu konum, büyüklüğü, etki alanı ve diğer birçok parametre son kayıtlarımla örtüşmüyordu. Bu yüzden, bir kez daha teleskobun başına geçtim ve dünkü referans noktasını esas alarak yeni bir fotoğraf daha aldım. Bu sefer beklenen sonuçlara erişmiştim ama bir önceki resimde karşıma çıkan dev madde de neydi diye merak ettim. Hâlâ neyin fotoğrafını çektiğimi bilmiyorum. Az önce bir rapor hazırlayıp Tübitak’taki görevliye mail attım. Göz ardı etmezlerse belki bakarlar.

Kulağa ne kadar aptalca geldiğinin farkındayım ama bu cisimde bir gariplik olduğunu seziyorum. İçimden bir ses, uzay boşluğunda şimdiye kadar hiç kimsenin keşfetmediği bir nesneye denk geldiğimi söylüyor ama elbette bu sesi bastırmaya devam etmeliyim. Hem hocamın bitmek bilmeyen tacizlerinden bıktım, hem de bir salak durumuna düşmekten korkuyorum.

25 Haziran 2019, Salı

Saat sabahın altısı ve Adnan Menderes Havalimanı’nın iç hatlar bölümünde oturuyorum. Yanıma sadece bir sırt çantası alabildim ve apar topar yola döküldüm. Dün akşamüzeri Tübitak Merkezi’nden bir ileti geldi. İlk uçakla Antalya’daki gözlemevine gitmemi ve birkaç gün önce rapor ettiğim cisimle ilgili hiçbir bilgiyi üçüncü şahıslarla paylaşmamamı tembihlediler. Maili Gözlemevi Müdürü Profesör Murat Bey bizzat yazmış ve kopya bölümüne danışman hocam Yalçın Bey’i de eklemiş.

Ben daha iletiyi görmeden evvel, Yalçın Hoca odama daldı ve üzerime yürüdü. Odadaki diğer iki asistanı kovduktan sonra “Benim iznim olmadan neler karıştıryorsun sen!” diye bağırdı. Ne kabahat işlemiş olduğumu çözmeye çalışırken, bilgisayarın başına geçmemi istedi. Dikte edercesine “Mail hesabına bak!” dedi. Yüzü kıpkırmızıydı ve burnundan soluyordu.

İletiyi okuduğumda hem hayrete kapıldım, hem de cennetten müjde almışçasına gülümsedim. Bu halim adamı büsbütün çileden çıkardı. İşaret parmağını sallayarak beni tehdit etti. “Tübitak’takilerin dediğini yap! Antalya’ya gidiyorsun, ama hemen akşam uçağıyla geri geleceksin. Bir daha da benim arkamdan iş çevirdiğini görmeyeceğim. Yoksa, yakarım çıranı!” Tehdidin ardından kapıyı çarpıp odadan çıktı. İçimden ‘Bu badireyi de atlattın Cemre.’ diye geçirdim.

Antalya’daki müdür, Yalçın Hoca’yı bilgilendirmesine bilgilendirmişti ama adamın makamını hiçe sayarak denetimi altındaki bir çalışana buyruk vermişti. Gözlemevi müdürünün bu pervasız tavrı doğal olarak yetki sınırını aşıyordu ama Yalçın Hoca’nın Antalya’daki büyük gözlemevi karşısında çaresiz kalacağını biliyordu. Sonuç olarak, azarı yiyen yine ben oldum. Umarım işi çabuk halledip aynı gün dönebilirim ama yolladığım cisme neden bu şekilde bir reaksiyon gösterdiklerini de merak ediyorum. Neden bu bahsi kimseye açmamam isteniyor? Bu basit mesele ne kadar ciddi bir hâl alabilir ki?

26 Haziran 2019, Çarşamba

Ben sadece master tezini verip mezun olmaya çalışan gariban bir öğrenciyim ya! Basın toplantısında ne işim var kardeşim? Lisans dönemindeki notlarım da hep vasattı. Bir kez olsun A almışlığım bile yok. Ne diye beni Ahmet Mete Işıkara gibi basının önüne itiyorlar ki? Anlamıyorum. Biraz sakin olup yaşananları kronik olarak anlatsam daha iyi olacak. Hem bu şekilde durumumu daha net analiz edebilirim.

Uçağım Salı sabahı Antalya’ya indi ve daha valiz bölümünde beklerken koluma güvenlik görevlileri girip beni dışarı çıkardılar. Adamlar çantamı beklememe bile izin vermediler. Daha sonra, gözlemevi müdür yardımcısı beni havalimanında karşıladı. Adam, sanki çok mühim biriyle karşılaşmış gibi hayranlıkla elimi sıktı. Gözlemevine vardığımda ise holdeki insanlar “Cemre Bey geldi.” diyerek koşuşturuyorlardı. Bey mi? O sırada belki de yanlış kişiyle bağlantıya geçtiklerini düşünerek biraz korktum.

Daha sonra, beni gözlemevi müdürüyle tanıştırdılar ve profesör olup biteni bana anlattı. Geçtiğimiz hafta rapor ettiğim şeyin tanımlanamayan bir cisim olduğunu söyledi. Antalya’daki rasathanenin gelişmiş teleskopuyla cismin daha net görüntülerini elde etmişler. Adam fotoğrafı bana uzattığı an küçük dilimi yutacak gibi oldum. Sesim kısıldı ve bir türlü yutkunamadım. Çevredekilerin elime tutuşturduğu bir bardak suyu güçlükle içebildim. Çünkü resmin köşesindeki değerlendirme raporunda cismin saniyede 28.6 km hızla ilerlediği ve hacminin ise 372 milyon kilometreküp olduğu not edilmişti. Astronomik değer işte böyle bir şey sevgili günlük.

Müdür Murat Bey, ben daha olayın büyüklüğünü sindirememişken konferans salonuna geçmemiz gerektiğini söyledi. Salondaki personel ise hummalı bir hazırlık içerisindeydi. Ses sistemi ve ışıklar test ediliyor, salonu dolduracak basın çalışanları ve akademisyenlerin oturacakları yerler belirleniyordu. Gözlemevi çalışanları cisimle ilgili bir animasyon bile hazırlamışlardı. Müdür Bey, basın açıklamasının yaklaşık bir buçuk saat sonra başlayacağını söyledi ve o süre zarfında benimle birlikte bir prova sunumu yaptı.

Mevzu büyük… Benim omuzlarıma yüklenemeyecek kadar büyük. Sunum esnasında tüm olan bitenin bir kamera şakası olabileceğini bile düşündüm. Hatta bunu toplantıya katılan gazeteciler bile düşünmüş olabilirler. Tübitak Gözlemevi Müdürü şehirdeki bütün basın ajanslarını ani bir toplantıya davet ediyor ve Güneş sistemi içerisinde daha önce kimsenin farkına varmadığı devasa bir cismi, İzmir’deki bir master öğrencisinin keşfettiğini ilan ediyor. Böyle bir haberi Türkiye’deki hangi gazeteci tereddüt etmeden yayınlayabilir ki? Doğrusu toplantının soru-cevap bölümü de bir hayli kısa geçti. Hazırlıksız gelen muhabirler şaşkınlıktan ne soracaklarını bilemediler.

Profesör Murat Bey toplantı sonunda basın mensuplarını araçlarına kadar takip etti ve bilhassa büyük haber ajansları için çalışan gazetecilerin haberi aynı zamanda İngilizce yayınlamasını rica etti. Bütün dünya bu inanılmaz keşfin genç bir Türk akademisyen tarafından gerçekleştirildiğini öğrenmeliydi.

Şu anda ağırlandığım otelin kahvaltı salonundayım ve birazdan gözlemevine gitmek üzere harekete geçeceğim. Dünkü harale gürele arasında Yalçın Bey’in tehdidini unuttum. Umarım Murat Bey araya girip durumu izah eder.

29 Haziran 2019, Cumartesi

Son birkaç günün telaşından yaşananları not etme imkânım olmadı, ama bu sabah uyandığımda ‘Bugün ne olursa olsun günlüğüme bir şeyler karalamalıyım.’ diyerek kendime bir söz verdim. Öncelikle şunu söylemem gerekir: ARTIK BİR WIKIPEDIA SAYFAM VAR!!!!

Wikipedia, Türkiye’de hâlâ yasaklı bir site olabilir ama birileri benim adıma bir Wikipedia sayfası açmış. Sayfadan haberdar olduğumda kendimi Nikola Tesla gibi hissettim ve sayfa neredeyse her saat başı güncelleniyor, çünkü son üç gündür her saat başı akıl almaz bir başka olay daha yaşanıyor.

Cisimle ilgili yapılan haberler sadece Türk medyasında yer bulmuştu. Daha sonra Perşembe günü acayip bir şey oldu. Galiba sosyal medyadaki yoğun paylaşımlar yüzünden mesele yurtdışındaki basın yayın organlarının da dikkatini çekti. Önce The Sun, Daily Mirror ve Bild gibi bulvar gazeteleri olayı haber etti. Sonra da –yani Cuma günü– BBC de olaya el atınca bütün dünya gözünü benim işaret ettiğim cisme dikti. Gözlem işiyle amatör veya profesyönel seviyede uğraşan herkes eline teleskop alıp yüksek bir yerlere çıkıyor. Teleskop satışları tavan yapmış.

Büyük haberi ise sona sakladım sevgili günlük! Dün gece Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri acil toplantı çağrısında bulundu ve bu çağrıya 193 üye ülkeden sadece 58’i delege yollayabildi. Toplantının sonunda canlı yayınla bir basın açıklamasında bulundular. Genel Sekreter, Tübitak’ın duyurduğu gelişmeyi doğruladı. Bu bilginin aslında Rus ve Hintli Uzay Araştırma Enstitüleri tarafından birkaç hafta önce elde edildiğini açıkladı. Yani, cismi ilk fark eden kişi ben değilmişim ama her iki araştırma enstitüsü de meçhul ziyaretçiyi yapay zeka yordamıyla keşfetmişler. Uyduların çektiği görüntüleri periyodik bir biçimde tarayan programlar güneş sistemi dışında aniden beliren kütleyi rapor etmişler. Bu araştırmalardan bağımsız olarak, cismi insan gözüyle keşfeden ilk kişi ben olduğum için dev ziyaretçiye benim adım verildi. Bundan sonraki günlüklerimde cisimden ‘CEMRE’ diye bahsedicem. Sakın kafan karışmasın.

Basın açıklaması sonrasındaki soruları toplantıya katılan bir bilim adamı cevapladı. Anlattıklarına göre, CEMRE takibe yakalandığı ilk andan beş gün sonra bir kereliğine mahsus olmak üzere yön değiştirmiş ve hızında değişiklikler gözlenmiş. Bu yüzden, CEMRE’nin dünya dışı bir medeniyetin eseri olduğuna kesin gözle bakılıyor. Zaten cisim müthiş bir hıza sahip! Bir uzay mekiği saatte yaklaşık 28,000 km hızda ilerler, CEMRE ise bunun dört katı hızda yol alıyor.

Basın açıklaması boyunca yetkililer uzaylı kelimesini ağızlarına almamak için özen gösterdiler ve ne gariptir ki, gazeteciler de hiçbir şekilde aynı kelimeyi anmadı. Sanki toplantı sonrasında sorulacak sorular önceden hazırlanmış gibiydi ve bu komplo teorisi sosyal medyada da çok konuşuluyor. Topluma yön veren güçler halkı bu düşünceye alıştırmaya çalışıyor olmalılar. Hatta belki de ekonomi daha az etkilensin diye bu bildiri Cumartesi günü yapıldı, ama pek bir yararı olacağını sanmıyorum.

Tüm bunların yanı sıra, söz hakkı alan son gazetecinin sorusu müthiş bir gerçeği idrak etmemizi sağladı.

– CEMRE’nin varış noktası nedir?

Eğer aynı hızda ve aynı rotada ilerlemeye devam ederse, 26 gün içerisinde Dünya’nın yörüngesiyle kesişecek.

2 Temmuz 2019, Salı

Master tezim yandı. Artık bundan eminim. Son reyting faciasından sonra, Yalçın Hoca beni sınıfta bırakmaya yemin etmiştir herhalde. Günlerdir o açık oturum senin, bu televizyon programı benim ortalıkta dolaşıyorum. Başta bu role soyunmaya gönüllü değildim ama arkamdan gelen dalga beni bu yöne sürükledi ve doğrusu keyif almaya da başladım. Ama yine de, keşke biraz daha mazbut bir görünüm sergileseydim ve üniversitedeki hocalarımı bu kadar kızdırmasaydım diye düşünüyorum.

Sanırım bu huy biraz da Türk milletinin kanında var. Türkiye’de ne zaman ulusal bir felaket yaşansa, daha önceden adı sanı bilinmemiş olan bir insan aniden ünlü olur ve kamuoyu O kişiyi bu konunun uzmanı beller. Ama ben uzman falan değilim ki! Günlerdir birinci ve ikinci sınıfta öğrendiğim temel bilgilerden bahsediyorum ve karşıma çıkan spikerler ağzını açmış beni dinliyorlar. Dün akşam da, rakip haber kanalı benim ağırlandığım programla aynı saatte Yalçın Hoca ile iki profesörü daha ekrana çıkarmış. Daha master tezimi bile bitirmedim ama üç profesörü birden reyting listesinin dibine gömmeyi başardım. Bu kadarını Elon Musk bile beceremezdi.

İnsanlar halka tepeden bakan, sıkıcı ve anlaşılmaz hocalar yerine, evlatları yaşındaki sempatik bir gençten bilgi almak istiyorlar. Şöhretim saraya kadar ulaşmış olmalı ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan beni yemeğe davet etti. Master tezim konusunda ondan yardım istemeyi düşünüyorum. Adım gibi eminim. Dünyanın en iyi tezini de yazsam, en kusursuz savunmasını da sergilesem, Yalçın Hoca beni artık GE-ÇİR-MEZ. Adamın zaten sinirlerini hoplatıyordum ve bu yaptığım son densizliklerle birlikte, artık sınıfta kalmayı garantiledim. Ama Erdoğan bana yardımcı olabilir. Hem az buz bir şey de yapmadım ki! Güneş sisteminde bilinmeyen bir cismi keşfettim. Diploma almayı hak etmiş sayılırım. Hoş! Gezi Parkı zamanında Erdoğan karşıtı bir ton slogan da atmıştım ama umarım saraydakiler bunu bilmiyordur.

Diğer yandan, CEMRE hız kesmeden Dünya’ya yaklaşmaya devam ediyor. Doğrultusunda da bir değişiklik yok. Türkiye hariç, diğer tüm ülkelerdeki insanlar cisim acaba gezegenimize çarpar mı diye konuşuyorlar, ama bizde böyle bir durum yok. İnsanlar daha çok merak içerisinde ve CEMRE fenomeni hükümet tarafından da hoş görülüyor olmalı ki, olayın ayyuka çıktığı ilk saatlerden beri havuz medyası uzayla ilgili yayın yapıyor. CEMRE sayesinde, ekonomik sorunlar ve siyasi çalkantılar unutuldu.

4 Temmuz 2019, Perşembe

Bugün gerçekten de moralim bozuk. Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşı karşıya geldiğimiz daha ilk an elini saçlarıma götürdü ve “Bu saç baş ne hâl böyle oğlum? Kestir şunları!” diyerek beni basının önünde azarladı. Bütün dünyaya rezil oldum.

Bir de üstün hizmet madalyası verip eve yolladı. Yani, tez muhabbetini falan açamadım.

25 Temmuz 2019, Perşembe

CEMRE son 16 saattir Ay’ın etrafında dönüyor. Herkes cismin Dünya’ya inmesini bekliyordu. Hatta NASA bir hafta önce yayınladığı raporda CEMRE’nin spiral iniş hareketine geçtiğini ve spiralin merkez noktasının Dünya yörüngesiyle kesiştiğini duyurmuştu, fakat öyle olmadı. Yörüngesindeki ani bir değişiklik ile Ay’ın yörüngesine takıldı.

Haliyle ortalıkta onlarca farklı senaryo dolanıyor. Kimi insanlar CEMRE’nin dünyayı istila etmeye gelmiş yabancı bir medeniyetin ordusu olduğunu iddia ediyor. Şimdilik tek parça halinde olan kütle binlerce küçük parçaya ayrılarak bize saldıracakmış. Cisim Ay’a konuşlanarak bize şah çekmiş. Bir başka senaryoya göre ise uzaylılar hesaplamalarında bir hata yapmışlar ve yanlışlıkla Ay’ın yörüngesine kapılarak orada esir kalmışlar. Onlara yardımcı olmalıymışız. Hangi fikre gülsem bilemiyorum.

Bu anlatılanlardan daha korkunç olanı ise, çevremdeki sayısız insanın bu söylentilere katıksız inanması. Hatta gruplaşmalar bile yaşanıyor. İnsanoğlu başına hangi felaket gelirse gelsin kamplaşmayı becerebilen bir mahlukat. İstilacılara karşı birleşelim diyenler ile zavallı uzaylı dostlarımıza yardım edelim diyenler arasında derin bir uçurum var ve siyasi kimseler de bu gerilimi ustalıkla kullanıp fırsattan istifade ediyorlar. Trump, Ay’a gidip o pislikleri vuracağız diye bağırıyor, Putin ise yardımcı olacağım diyor.

11 Ağustos 2019, Pazar

Tam CEMRE’ye alıştık derken, yepyeni bir numarasıyla daha karşılaştık. Dün akşam saatlerine doğru Türkiye’deki internet erişimi yavaşlatıldı ve haftalardır bangır bangır uzaylı yayını yapan havuz medyası da konuyla ilgili haber akışını durdurdu. Herkesin birbirine “Bir yerlerde terör saldırısı mı oldu?” diye sorduğu anlarda flaş haber kulaktan kulağa yayıldı. Yabancı haber ajansları CEMRE’nin Ay’ı yörüngesinden çıkardığını söylüyorlar. Türkiye’de ise içinde uzay, Ay, uydu veya CEMRE kelimesi geçen haberlerin yayınlanması yasaklandı. Kısacası, an itibariyle ben de artık yasaklı bir metayım.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, bu sabah da ülkücülerin saldırısına uğradım. Bayrağımızdaki ay yıldıza yabancı güçler tarafından el atılmış diye beni suçluyorlar. Uzaylıyı ben çağırdım sanki Dünya’ya!

Valiliğin emriyle koruma altına alındım. Polis lojmanlarında kalıyorum. Umarım her şey yoluna girer.

22 Eylül 2019, Pazar

Birkaç yıl önce izlediğim bir video geldi aklıma. Sanırım Güney Amerika’daki yağmur ormanlarında çekilmişti. Videodaki bir grup işçi buldozerlerle ve diğer makinelerle ormana dalmışlar. Ağaçları katletmekle meşgul olan adamlara yetişkin bir orangutan saldırmış ve bu olay sosyal medyada bir süre boyunca dolanıp durmuştu.

Hatırladığım kadarıyla öfkeli hayvan devrilmiş ağaç gövdeleri üzerinde bir o yana, bir bu yana koşuşturuyordu. Ara ara buldozerin kepçesine saldırıyor, aracın çelik yüzeyine yumruklar indiriyordu ama ne çare! İnsanoğlunun gelişmiş teknolojisi karşısında bir sonuç alması imkânsızdı. Tek yapabildiği, çalışmanın belki de yarım saat daha gecikmesine sebep oldu. Hepsi bu kadar…

Yorulduktan sonra, ya bir köşeye çekilip evinin işçiler tarafından talan edilişini izledi ya da çok fazla ileri gittiği için, oradaki adamlar tarafından tüfekle öldürülüp bir kenara atıldı.

Meseleye bir de işçilerin gözünden bakmak lazım elbet. Oradaki adamların kullandıkları makineler, testereler, cep telefonları ve diğer tüm cihazlar gelişmiş insan zekasının ürünü, ama o adamların pek parlak kimseler oldukları söylenemez. O işçilerin tek görevi, binlerce mühendisin bilgi ve emeği ile üretilmiş olan o yüksek teknoloji araçlarını kullanmak. Yani, buldozer operatörü olmak veya son model testere ile ağaç kesmek için üniversite mezunu olmaya gerek yok. Bir grup işçiye haritanın üzerindeki bir bölge gösteriliyor ve gidin oradaki ağaçları kesip şu adresteki fabrikaya götürün deniliyor. Ağaçların bulunduğu bölgede karınca kolonisi mi varmış, orangutan ailesi mi yaşıyormuş gibi sorular bu kararı verenlerin umrunda değil. Aynı şekilde, bu sorular oradaki işçilerin de pek umrunda değil. Onlar sadece kendi çıkarları ve vizyonları doğrultusundaki işi yapıyorlar ve teknolojik gelişimi sıfıra yakın olan türlerin başına ne gelip gelmeyeceği bu adamları pek ırgalamıyor.

Bu saatten sonra kesin olarak söyleyebilirim ki, bizim başımıza da aynısı geldi. Teknolojik gücü bizden katbekat üstün olan bir varlık, uydumuzu çalıp götürdü. Bunun için bizden ne bir izin istedi, ne de bizimle iletişim kurmaya yeltendi. Aslında biz sanki hiç yokmuşuz gibi davrandı. Geldi, Ay’ı yörüngesinden çıkardı, sonra da uydumuzla birlikte uzay karanlığının içinde kaybolup gitti. Tüm yaşananlar bence kozmik bir soygundan ibaret. Bir yabancı bize ait olan bir şeyi zorla koparıp götürdü.

Son birkaç gündür geceleri çok daha fazla yıldız görülüyor. Bunun sebebi Ay’ın semadan silinmiş olmasıymış. Ayrıca, doğal olarak bundan sonra ne güneş tutulması ne de ay tutulması yaşanacak. Daha da fenası, birkaç yıla kalmaz dünya ekseninin kayacağı söyleniyor. Yani, 23°’lik eksenimiz 45°’ye çıkacak. Bu da tüm dünyanın tepe taklak olması demek. Kutuplar yeni ekvator bölgesine, Akdeniz ise yeni kutup bölgesine dönüşüyor gibi bir şey.

Daha beter olanı ise cahilliğimiz. CEMRE, Ay’ı neden ve nereye götürdü? Bu iki sorunun üzerine belki de yüzyıllarca kafa yoracağız ama çok uzun bir süre boyunca kesin bir cevap alamayacağız. Ay belki de çok uzaktaki bir galakside yaşayan devasa bir koleksiyoncunun evini süsleyecek. Pudra malzemesi olarak kullanılacak. Dev bir uzaylının tek taş yüzüğü olarak satılacak veya bizim cahil kafamızla hayal edemeyeceğimiz bir hizmetin ham maddesi olacak.

Kesin olan şu ki, 21 Haziran Akşamı gördüğüm cisim bir kamyoncuya aitti. Kamyoncu malı yükledi ve daha sonra ardına bile bakmadan yoluna devam edip gitti.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...