bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 10 Ocak 2020 | Yazar: Emre Bozkuş

0

Entelektüel Algoritma | Emre Bozkuş (Kısa Öykü)

İş yerinde oyalanmak için uygulama mağazasında geziniyordu. Klasik mesai saati yılgınlığıyla, kurumların samimiyetsiz ilişkileri yeterince boğuyordu zaten. Bir de üstüne üstlük kültürel erozyona maruz kalınca, herkesten kaçarak kendi içine kapanmak istiyordu. Gezintisi sırasında karşısına çıkan popüler uygulamalardan biri ilgisini çekti: Entelektüel Algoritma. Tanıtım videosunu açtı ve düzgün giyimli bir adamı dinlemeye başladı.

“Hayatınız, belli kalıplarda yaşayan insanlara uyum sağlamaya çalışmakla mı geçti?  Ortak ilgi alanlarına sahip, nitelikli arkadaşlar edinmekte sorunlar mı yaşıyorsunuz? Siz de kendinize uygun entelektüel partnerinizi bulma umudunu yitirdiniz mi? O halde doğru yerdesiniz. Entelektüel Algoritma ile istediğiniz kriterlere sahip üyelerimizden biriyle görüşebilir ve güzel vakit geçirebilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey uygulamayı indirmek ve sorularımızı cevaplamak. Entelektüel Algoritma: yeni buluşma adresiniz!..”

Dikkatini çekmeyi başarmışlardı. Uygulamayı indirdi. Mesainin sonunda yorgun argın eve döndüğünde ilk işi yemeğini yemek ve ardından merakla telefonuna bakmak oldu. Karşısında bir arayüz belirdi. Soruların öncelikli olanlarını yanıtlarsa, geriye yalnızca partneriyle eşleşme olasılığını artıracak olanlar kalacaktı. 

Kullanıcı sözleşmesi çok uzundu, iyisi mi okumadan onaylamak, Ne olur ki! Sorular bilindik sorulardı; nerede yaşıyorsun, nerede okudun, en sevdiğin kitap, film… on adet soruyu yanıtladığında karşısında isimler ve fotoğraflar belirmeye başladı. Artık sağa ve sola kaydırarak kullanmaya başlayabilirdi. Tıpkı diğer uygulamalar da olduğu gibi ama tek fark, üyelerin hepsi kendisi gibi birer entelektüeldi…

***

Oya Seven, Yaş 28, Editör… İş adamı, yazar, felsefeci, sporcu ve birçok başka meslek grubundan insanın bir araya geldiği bu seçkin platforma kısa zamanda alışmıştı. Konuştuğu herkes tarafından leydi gibi karşılanıyor, ilgi alanlarına oldukça zarif tavırlarla alaka gösteriliyordu. Yaşadığı şey heyecan vericiydi, zira ömrü boyunca böylesine bir davranışla karşılaşmamıştı. Kendisini cennette gibi hissediyordu.

Görüştüğü son kişi “yaşamak kocaman bir olay, küçük yaşamamak gerek”, demişti. Hem ressam hem de iyi bir okurdu.  O gece evinde sabahladılar. Ama bir şeyler yanlış gitmeye başlamıştı sanki, fazla mükemmel olunca kusur arıyordu her insan gibi. Kusurların da kendince bir mahiyeti olduğu fikriyle büyüdüğünden mi yoksa aslolanın zaten bu olduğundan dolayı karar veremiyordu… Emin olduğu tek şey, içinde bir şeylerin koptuğuydu. Mutlak bir boşluğun içine düştüğü… 

Bir süre böyle devam etti. Partiler, kutlamalar, heyecanlı ve arzulu gecelerin bağlandığı doygun sabahlar. Doyuyor muydu sahiden? Ya da kandırıyor muydu kendisini? Bir hançer gibi ağır ağır ilerleyen ve kestiği eti parçalayan bu his neydi? Halbuki, mükemmele ulaşanın kendini tamamlaması gerekirdi. Maddenin doğasında bu vardı. Meğer onu yola çıkaran kendini tamamlamak değil de, aramakmış! İşte aklın bilinmezliklerinden biri daha. Kaos teorisi ve muadili yaşamlar… Gel de çık işin içinden!

Uygulamayı, yaklaşık üç ay kullandıktan sonra silmeye karar verdi, fakat tam sileceği esnada  birinden yeni bir mesaj aldı. Bulut Yağmur adında bir kullanıcı kendisiyle tanışmak istiyordu. Normalde geri dönüş yapmayıp silme işlemine devam edecekti ama içinden bir ses ya da önleyemediği bir dürtü, karşısındaki insanı tanıması gerektiğini söylemişti. Bu fikre tutunarak silmeyi erteledi ve profiline girip incelemeye başladı.

İzleyen günlerde, mutluluğun tadına tam anlamıyla doyduğu sohbetler geldi. Çünkü iyi anlaşıyorlardı ve bir bütünün kayıp iki parçası gibiydiler. Edebiyat zevkleri birdi, ikisi de “Yitik Zamanın İzinde” serisinin hayranıydı, sabahlara kadar Proust hakkında konuşuyorlardı. Sinemada Bergman’ın sembolleri üzerine ya da müzikte klasik bestecilerden herhangi biri hakkında saatlerce tartışabiliyorlardı. Bu muazzamdı, ta ki gerçek hayatta da tanışma isteği ortaya çıkan değin!

Bulut bir türlü ikna olmuyordu, Oya ne kadar uğraşsa da başaramıyordu. Utanıyordu, çekiniyordu ama nihayetinde bir yerde görüşmeyi kabul etti. Oldukça kalabalık bir kafede buluşmaya karar verdiler. İçerisi tıklım tıklımdı. Bir köşeye geçip uzunca bir süre beklemeye başladı. Tam ekildiğini düşündüğü sırada omzuna bir el dokundu, sevinçle döndüğündeyse karşısında şeffaf bir yüz ve binlerce kablodan örülü robotumsu bir varlık duruyordu.

“Merhaba, çok bekletmedim umarım.”

“Sen de kimsin!”

“Bulut.”

“Ama sen insan değilsin ki!

“Evet, sadece sizin gibi değilim ama insanım”

Oya’nın içinde bir ses bunun başına ilk defa gelmediğini söylüyordu. Fakat bu saçma fikri öteleyerek geri çekildi. Çevresindeki herkes ona bakıyordu, sanki hepsi bu oyundan haberdardı; evet, haberdarlardı. Burası bir oyun alanıydı ve kurbanı kendisiydi, neler oluyordu böyle? Korku içindeydi, ne yapacağını bilmiyordu. Yalnızca çantasını aldı ve ilkel bir reflekse tutunarak oradan uzaklaştı. Bulut ise ardında hayal kırıklığıyla ona bakıyor, istatistiksel hesaplamalarla durumu üstlerine rapor ediyordu.

***

Sonraki günlerde Bulut’tan gelen mesajların arkası kesilmese de hiç birine cevap vermedi. Korktuğundan mı böyle davranıyordu yoksa başka bir sebebi mi vardı? Emin olduğu tek şey kaçtığıydı. Bir gece yine bunu düşünürken iç sesi beklenmedik ziyaretçilerin gelişiyle bölündü. Kapıda görünüşlerinden anlaşıldığı kadarıyla biri kıdemli diğeri henüz çırak olan siyah elbiseli iki adam duruyordu. 

“Oya Seven, 28 Yaşında, Editör. Siz misiniz?” diyerek söze giren de tecrübeli olandı. Oya ise damdan düşercesine sorulan bu soru karşısında şaşkın, yalnızca “evet”, diyebildi. “Siz kimsiniz?” 

“Ben Mutedil Özyürek, arkadaşım da Yibek Tezürek. Atitech adlı şirketin yasal temsilcileriyiz. İçeri girebilir miyiz?”

“Tabi, buyrun.” diyebildi sadece. Korku zihnini ve bedenini kontrol dışı bırakmıştı çünkü. Mutedil, halinden beklendiği üzere uzun adımlarla ve alışkın bir tavırla hareket ediyordu ama Yibek çok telaşlı ve heyecanlıydı. Bu durumunu belli etmekten çekiniyordu. Oya’nın içinde korkuyla karışık merhamet doğuran da buydu işte. Oturma odasına geçtiklerindeyse konuşma kaldığı yerden devam etti.

“Sözü uzatmadan sadede geleceğim. Geçen salı günü 12.36 sularında teslim ettiğim AtiTech şirketine bağlı ‘Entelektüel Algoritma’ adlı uygulamayı kendi isteğinizle sildiğinizi onaylıyor musunuz?

“Evet, ama…”

“Yaptığınız işlemin sonuçları uygulamaya kaydınızı yaparken onaylamış olduğunuz sözleşmede net bir şekilde belirtiliyor. Şayet, bir kullanıcı geçerli bir mazaret ya da sebep sunmadan uygulamayı silerse, kullanıcı arayüzü şirkete devredilecek ve kişinin öz varlığına son verilecektir. Kısaca geçerli bir bahaneniz ya da mazeretiniz varsa dinliyorum, yoksa işlemi gerçekleştireceğim.”

“Bu da ne demek? Ne istiyorsunuz benden?”

O sırada Tibek yanındaki çantayı kucağına alıp, içinden çıkardığı cihazı ayarlamaya başlamıştı.

“O nedir acaba?” diyerek korkusunu belli eden Oya’ya soğuk bir sesle,

“Sanırım söylenecekler bu kadar” diyen bir ses karşılık verdi. Ardından sesini iyice yükselterek,

“Benden ne istediğinizi söyler misiniz lütfen? Alt tarafı bir uygulama kaldırdım, dünyanın sonu değil ya!” dedi. Fakat pek işe yaramadığı gelen cevaptan belliydi.

“Kurallar Oya Hanım, her zaman önemlidirler. Uygulamamız size göre önemsiz olabilir ama sözleşmede haklarınız ve yaptırımlar detaylıca belirtilmesine rağmen okumayarak yaşanması muhtemel sonuçları peşinen kabullendiniz. Bu sebeple bizlere hakaret eden sözlerle hitap etmeniz hiç hoş değil. Neyse, önemi de yok zaten.” 

Çantadan çıkan aygıtı alarak yeniden Oya’ya döndü,

“Güle güle Oya Hanım ya da iyi günler mi demeliydim?”

“Gidiyor musunuz?”

“Hayır efendim, siz gidiyorsunuz.” dedi ve makineden çıkan ışınlarla Oya yere yığıldı. Ardından telefonuna uzanan adam merkezi aradı.

“Denek 616 sistemden çıkarıldı, 617 için erişim izni istiyorum.”

Kulaklıktan gelen ses ciddiyetle,

“İzin verildi, yapay zeka kimlik edinme prosedürünü yeniden başlatın” dedi. 

Güncelleniyor yazısı belirdi ardından. Artık Oya değil Maya’ydı ismi…

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bir Garip Merdümgiriz...