bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 8 Mart 2019 | Yazar: Selim Erdoğan

0

Bilgi Çığı | Selim Erdoğan (Kısa Öykü)

Üçüncü kez buluşmuşlardı bugün. Güzel bir gündü ama eve döndüğünde Ali huzursuzlaşmaya başlamıştı. Onu kahvaltıya çağırmakla erken mi davranmıştı? Oysa kendini hızlı kaptırmamaya kararlıydı. Ev daveti biraz daha beklemeliydi belki. Ama gamzeli gülümseme her zaman en zayıf noktası olagelmişti. Gün bitimine doğru Belgin’in Ressamlar Kulübü üyesi olduğunu öğrenmişti. Huzursuzluğunun, kafa karışıklığının nedeni buydu. Oysa tam da bunu yaşamamak için en pahalı çöpçatan şirketlerinden birine iyi bir tatil parası vermişti. Ayrıntılı bir form doldurmuştu sonra. İki yüz soruyu cevaplamak iki gününü almıştı. Şirketin iddiası veritabanında tüm dünyadan altı milyondan fazla aday olduğuydu. Tabii coğrafi yakınlığı olanlara öncelik tanınıyordu. Dünya’daki en uygun kadını tesadüflerle bulamayacağını ancak otuz beş yaşında anlamıştı. Şirket dünyadaki en büyüklerden de biriydi.

Başvurudan iki gün sonra da geldi rapor eline. Belgin adında 28 yaşında bir doktordu en uygun aday. İstanbul’da yaşıyordu o da üstelik. Rapora göre dünya veritabanında coğrafi bölge parametresi hariç aynı puanı alan altı adaydan biriydi. Buna inanmalı mıydı? İnanmamanın maliyetine katlanmak istemedi. Derken bir önceki hafta buluştular. İri siyah gözleri, uzun kirpikleri, çıkık elmacık kemikleri, uzun boyu ve hatta belli belirsiz gamzeleriyle çok güzeldi Belgin. Şaşırtıcı olan, formu doldururken tercih ettiği fiziksel özelliklerin hepsinin sağlanmış olmasıydı. Çöpçatan şirket, sanki kafasındaki resmi taramış sonra da Belgin’i üç boyutlu yazıcıda basmıştı! Genç kadını görünce uyanmaya başlayan umutları, beklentilerini ne kadar azalttığını da hatırlatmış oldu ona. Konuştukça yumuşak doğasına da hayran olmaya başladı. Raporda adaylarla ilgili ayrıntılı bilgi verilmiyordu. Bu yüzden Belgin’in hangi kulüplere üye olduğu, hangi siyasi görüşü benimsediği, hobileri, alışkanlıkları ile ilgili bilgileri kendisi görüşmeler sırasında edinmeliydi. İş evliliğe giderse giysilerinin altında gizlenmiş hastalıkları, genetik riskleri de bilmeliydi tabii.

İkinci buluşmaları iyi gitmiş ve birbirlerini karşılıklı olarak beğendiklerini hissetmişlerdi. Ali yıllar süren yalnızlığını beraberce yok edecekleri birini bulduğuna ilişkin içinde çığlıklar atmaya başlamış olan umudunu yeniden kaybetmekten de şiddetle korkmaya başlamıştı şimdi. Karar vermesinde önemli rol oynayacak bilgilere bu buluşmada da erişememişti. Üçüncü buluşmada saatlerce konuşmuşlardı. Belgin Ressamlar Kulübü üyesi olduğunu söylediği anda derin bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Bildiği kadarıyla kulübün resimle ilgisi yoktu. Tüm Dünya’da kolları olan yarı gizli, tarikat gibi bir şeydi. Ortalıkta tuhaf ritüellerle ilgili söylentiler, Kulüp kaynaklı olduğu söylenen anlaşılmaz metinler dolaşıyordu. Gün sonunda Belgin’i evine bırakırken kafasında Ressamlar Kulübü ve kızla ilgili şüpheler, cüzdanında uzun kahverengi bir saç teli vardı. Teli arabasının koltuk arkalığında dikkatli bir inceleme sonucu bulmuştu. Arabasına aylardır uzun kahverengi saçlı biri binmediği için saç Belgin’e aitti. Teli eve dönmeden özel bir genetik araştırmalar merkezine bıraktı. Tam çözümü iki saat içinde göndereceklerdi.

Eve girince hemen terminalinin başına çöktü. Belgin’in çöpçatan şirket tarafından gönderilen resimlerinden birini basıp panoya iğneledi. Bilgisayarında “Belgin” dosyasını oluşturdu. Üyesi olduğu ücretli bilgi servisini açtı. Bu pahalı servisi ender kullanırdı. Bedava kaynakların hiç biri güvenilir değildi. Ressamlar Kulübü yazdı kutucuğa. Birkaç saniye içinde ekrana raporlar döküldü. İlk raporu açtı heyecanla. 2021’den önce adı hiçbir yerde geçmiyordu. Rapora göre Kuzey Amerika Birliği gizli servisi Berlin istasyonu tarafından kurdurulmuştu. Dünya halkları arasındaki kültürel farkları zaman içinde yok edip Kuzey Amerika merkezli bir Dünya devleti kurulmasına yardımcı olmak gibi bir amacı vardı. Bu gibi şeyler duymuştu gerçekten de. Rapor özetini basıp resmin altına iğneledi. Raporun güvenlik sertifikasına baktı. Dört derecelendirme şirketine üyeydi Ali. NewsRate, B+ vermişti. InR, rapora A vermiş, NRA ise C vermişti. GRate ise derecelendirmemişti. GRate’in raporu derecelendirmemiş olması ilginçti. Ancak çok ciddi veri yoksunluğu böyle bir şeye neden olurdu. Tabii NRA gibi bir şirketin C vermesi, yani raporun zayıf güvenilirliğe sahip olduğunu söylemesi canını sıktı yine. Birkaç yıl önce işler daha kolaydı. Derecelendirme şirketleri bu kadar çelişkili notlar vermezlerdi. Zamanla hem sayıları artmış hem de aynı raporla ilgili kalite yorumları farklılaşmaya başlamıştı.

Ali birkaç yıl sadece GRate’i kullanmıştı. İlk haber derecelendirme servislerinden biriydi GRate. Her gün bilgi terminallerinden yağan binlerce haberi, raporu derleme, müşteri için önemsizleri eleme gibi bir fonksiyonu vardı. Dünyayı izlemeyi kolaylaştırmıştı bu hizmet. GRate ve diğerleri bilgi miktarının ve yayılma hızının artışının maliyetlerinden biri olan güvenilir bilginin bu yoğunluk içinde boğulmasına kapitalizm tarafından verilen cevaptı. Bu sistemin gelişmesinden hemen önce bu boğulma yaşanmıştı. Neye inanacaklarını bilmeyen insanlar tutarsız bilgileri kafalarında tutarlı hale getirmeye çalışıyor, neredeyse minör şizofrenik kişilikler geliştirmeye zorlanıyordu. Felsefi içeriğinden yoksun, biraz zorunlu sinisizm bu kirliliğe verilen cevaplardan biri olmuştu.

Pahalı bir hizmetti derecelendirme. Ama derecelendirme sertifikasız bilgi sokak dedikodusundan farksızdı. İletişim maliyetleri sıfıra yakınsarken faturalar derecelendirme yüzünden kabarıyordu artık.

Başka bir rapora baktı. GRate A vermişti bu rapora. NRA yine C demişti. Diğer ikisine göre kalite B’ydi. Rapor, Ressamlar Kulübü’nün spontane bir hareket olarak Floransa’da bir bahar festivali sırasında ortaya çıktığını söylüyordu. Hemen sonra iki ayrı hareket aynı adla devam etmişti. Biri sadece lezbiyen kadınların üye olduğu bir kulüptü ve Ortadoğu’dan Avrupa’ya kadar yaygın bir faaliyet alanı vardı. Diğeri Güney Avrupa’da daha güçlü bir tür yeni hippi hareketiydi. Belgin hangisine üyeydi? Lezbiyen olamazdı herhalde. O halde hippi miydi? Hippi de neydi? Hippi yazdı terminale. Yeni raporlar döküldü. Teker teker bakmaya başladı. Raporlardan biri hippilerin 1960’lı yılların başında San Fransisco’da ortaya çıkmaya başladıklarını söylüyordu. Beatnik hareketinin devamıydı. Beatnik de neydi o halde? Sertifikaya baktı. GRate A vermişti. Diğerleri D’ye kadar gider derecelerle işaretlemişlerdi raporu. Beatnik yazdı kutucuğa. Jack Kerouac, Allen Gingsberg isimleri, bir sürü bilmediği terim içeren raporlara ulaştı. Her biriyle ilgili güvenlik sertifikaları derecelendirme çeşitliliği göstermeye devam ediyordu. Çeşitli görüntüler de vardı raporlarda. Belgin’i o resimlerdeki kıyafetlerle hayal etmeye çalışıyordu. Başka bir rapor yeni hippilikten söz ediyor Ressamlar Kulübün’nün 2020’ten sonra ortaya çıkan, bilginin metalaşmasını protesto eden bu yeni hippilerce kurulduğunu iddia ediyordu Bilginin metalaşması ne demekti?

Anahtar kelimeleri girdi kutucuğa. Bilimsel makaleler de içeren raporlar geldi yine. “Bir Manipülasyon Aracı Olarak Bilgi” “Yeni Asimetrik Bilgi Problemi” gibi başlıkları vardı bunların. Bunları okuyacak ne zamanı ne de birikimi vardı. Rapor özetlerinin çıktılarını alıyor, panoya iğneliyor, oklar, soru işaretleri çiziyor, alta anlamını bilmediği yeni terimler ekliyordu. Ama Belgin’le bir geleceğinin olup olamayacağının cevabı oluşmakta olan bu panodaydı. Raporları düzenledi ve beş ayrı yorumcu şirkete gönderdi. Bu hizmete bayılıyordu. En karmaşık bilimsel metinleri bile temel eğitim seviyesinde bir paragrafta anlatabiliyorlardı bu şirketler. Bu arada bir ileti geldi. Genetik şirketindendi. Saç telinin analiz sonuçları olmalıydı. Dosyayı aldı ve hiç açmadan genetik risk araştırmalarında uzmanlaşmış üç ayrı şirkete gönderdi. Bir saate kadar Belgin’in geçirmekte olduğu, gelecekte yakalanacağı hastalıklar, başka genetik bozukluklar elinde olurdu. O genlerde güzel siyah gözlerden başka neler vardı acaba? Saatine baktı. Gece yarısına iki saat kalmıştı. Hafifçe paniğe kapılır gibi oldu. Okul yıllarındaki gibi ertesi güne bitirmesi gereken bir proje vardı ve daha işi yarılamamıştı bile. Zaman gece yarısından sonra daha hızlı akardı. Şüphelerini gideremezse kızla ilişkisine konsantre olamayacağını biliyordu. Hep böyle olurdu çünkü. Donuk, dalgın duruşu da kadınlara hemen itici gelirdi. Bu kez böyle olsun istemiyordu Ali. Belki kahvaltıyı erteleyebilirdi ama bu da istemediği bir etki yaratabilirdi.

Paniğin o burkucu sıcaklığını hissetti karnında. Tekrar Ressamlar Kulübü sorununa dönmeliydi. Lezbiyenlik olasılığını bir kenara atmıştı ama emin miydi bu kararın doğru olduğundan? Biraz araştırma yapınca lezbiyenlerin heteroseksüel evlilikler yapabildikleri bilgisine ulaştı. Demek ki bu olasılığı tamamen kenara koyamazdı. İstatistikler neydi o halde? Sayılar önüne gelmekte gecikmedi. Bilgilere ilişkin güvenlik sertifikalarını inceledi. Sonradan lezbiyen olanlar; lezbiyen olduğu halde evlenenler, evliliği sırasında lezbiyen ilişkilerini sürdürenler ya da yeniden tamamen lezbiyen ilişkileri tercih edenlerle ilgili sayısal bilgiler önündeydi şimdi. Bunları iki, üç boyutlu grafiklere döktü. Renklendirdi,evirdi,çevirdi. Yardımcı çizgiler çekti, sildi, bastı ve artık yer kalmayan panoya yerleştirdi. Bazen araştırmakta olduğu şeyle Belgin’in güzel yüzü arasındaki ilişkiyi kaybediyordu.

Derken bir haber ilişti gözüne bilgi ekranın altından. InR, Derecelendirme Şirketleri Birliği’nden uyarı cezası almıştı. Bazı raporları yeterince veri olmadan derecelendirdiğine karar verilmişti. Bu da ne demekti şimdi? Ham bilgilere güvenmesi mümkün değildi. Güvenilir bilgi elde etmek için derecelendirme şirketlerine para ödüyordu ve bu şirketlerin de güvenilir olmadığı mı ortaya çıkıyordu? InR’nin Belgin’le ilgili araştırmasında elinde olan raporlara verdiği notlara baktı. Ressamlar Kulübü ile ilgili iki ayrı iddia içeren raporlardan birine A diğerine B vermişti. Çok güvenilir ve güvenilir yani. Nasıl olurdu bu? İki farklı iddiaya da güvenilir demişti InR. Bu yüzden mi uyarı almıştı? Derecelendirme sistemine güvenmeyecekse neye güvenecekti bu dünyada? Bu kez derecelendirme şirketlerini incelerken buldu kendini. Bu şirketlerin en büyük sorunu çıkar çatışmalarıydı millet vekillerinden birine göre. Kanun parlamentoda görüşülürken söylemişti bunu. Biraz daha araştırınca bu şirketlerin gizli bir takım çıkar ilişkileri nedeniyle not verebildiklerini gördü. Derken dünyada bu şirketleri derecelendiren şirketler olduğunu fark etti. Derecelendirme kalitesi ölçümü diyorlardı bu işleme. Saatine baktı. Gece yarısını bir saat geçiyordu ve doğru dürüst ilerleme sağlayamamıştı daha. Masasında da yer kalmamış yeni çıktıları parkeye koymaya başlamıştı.

Dört şirketi de sorgulamaya karar verdi. Derecelendirme kalitesi ölçümü hizmeti satın alabileceği şirketlerden birinde hesap açtı ve ön ödeme yaptı. Üyesi olduğu şirketlerin bilgilerini önünde açılan forma girdi ve gönderdi. Tam bu sırada genetik risk araştırma şirketlerinden birinden genetik risk raporu geldi. Kalbi heyecanla atmaya başladı. Raporu açtı. Belgin’in bağışıklık sisteminin genetik zarları iyi gelmişti. On beş yıl içerisinde yüzde iki olasılıkla meme kanserine yakalanacaktı. Yirmi beş yıl içerisinde yüzde üç olasılıkla kalın bağırsak kanseri onu bekliyordu. Şeker riski de çok düşüktü. Koroner damar hastalıkları riski altmış yaşından sonra üssel olarak artıyordu. Olasılık eğrisi, normal eğrinin içinde kalıyordu ama. Rapor bundan başka ne olduğunu bilmediği yüz elli kadar hastalık için olasılık hesaplaması ve yaş tahmini yapmıştı. Hepsini basıp parkeye yaydı. Öfff.

Nasıl yorumlayacaktı bunları. Belki genetik risk raporları ile ilgili hizmet alabileceği yerler bulabilirdi. Hepsini “Belgin Sağlık Riskleri” dosyasına kaydetti. Bir posta daha geldi. Gönderdiği raporların özetleri gelmeye başlamıştı. Saatine baktı. Sabaha karşı ikiydi. İyice uykusu gelmişti ama işini bitirmeden uyuyamazdı. Okumaya başladı. Tek bir paragrafı on kere okudu. Uykusuzluktan ya da yorgunluktan veya aşırı bilgi yüklenmekten konsantre olamıyordu. Diğer metin özetlerine geçti. Aynı durum orada da vardı. Belki şirket iyi yapmamıştı işini. Derken iki posta arka arkaya geldi.. Hepsi yorumcu şirketlerdendi. Yüzünü soğuk suyla yıkayıp uykusunu açmaya çalıştıktan sonra okumaya başladı. Yeni asimetrik bilgi problemi eski asimetrik bilgi problemi değildi. Bilgi tüketicileri ile bilgi üreticileri arasındaydı şimdi asimetri. Hatta bilgi üreticileri ile bilgi üreticileri arasında da farklı nitelikteki bilgiler bazında eşitsizlik vardı. Bunu okumayı bıraktı küfür ederek. Para vermişti bir de bu adamlara!!

Belki bu raporların da derecelendirilmesi gerekliydi. Ama abonesi olduğu derecelendirme şirketlerinin kalite ölçümü sonuçları daha gelmemişti eline. Beklemeye zamanı yoktu. Raporları derecelendirme şirketlerine gönderdi. Posta geldi. Diğer genetik risk araştırma şirketindendi. Raporu açtı. İlk göze çarpan Belgin’in Hay-Wells sendromu olarak bilinen hastalığın genini taşıyor olduğuydu. Eli bıkkınlıkla gitti bilgi kutucuğuna. Bir saniye sonra raporlar döküldü. Adenosil metionin bölgesinde TP73L genindeki mutasyondu nedeni. Komplikasyonlar bölümü yine bilmediği terimleri içeriyordu. Bu noktada raporları basmaktan vazgeçti. Bir posta geldi. Bu kez derecelendirme kalite ölçümü raporuydu gelen. Açtı raporu. Yöntem başlıklı paragrafı okudu. Ölçüm istenen şirketlerin hazırladığı rastlantısal seçilmiş beşer rapor inceleniyor, referansları araştırılıyordu.

Buna göre InR’nin örneklemi A- olarak notlanmıştı. NRA’nın işlerine C kalite derecesi verilmişti. NRA’dan elde ettiği raporlara bakmak için ekran değiştirdi. Bir posta daha geldi. Yorumcu şirketlerden biri. Sonra yeni bir posta daha. Genetik risk araştırmaları raporu. Sahi bu raporlar ne olacaktı. Hay-Wells sendromuyla ilgili daha çok bilgiye…Gözlerini açtı. Saatine baktı. Sabahın beşi olmuştu! Ne zaman dalmış da bu kadar uyumuştu. Açılmamış yirmi kadar posta saydı ekranda. Belgin birkaç saat içinde gelecekti ve..kafasının netleştirmek bir yana tamamen sisle doldurmuştu. Yine projeyi bitiremeyeceğini anladığı dönemlerde olduğu gibi birden vazgeçti. Yapamayacaktı. Bir sömestr daha uzatacaktı eğitimini. Kendini yatağa attı.

Kapı ne zamandan beri çalıyordu? Saate baktı. 10:00’du. Belgin miydi bu? Kalkıp aynaya baktı. Üstünde dün akşamdan kalma elbiseler vardı. Buruş buruş olmuşlardı. Saçı dağınık, yüzü sakallardan kararmıştı. Hiçbir şey düşünemiyordu. Kapıya giderek açtı. İri siyah gözlerle karşılaştı. Beyaz bir bantla toplanmış kahverengi saçları çekici bir şekilde omuzlarına dökülüyordu. Beyaz, kolsuz bluzu ve bluciniyle çok şıktı.

“B-ben özür dilerim” dedi Ali. “Uyuyakalmışım ve..Gelsene.”
“Ben..eğer uygun değilsen..”dedi tereddütlü bir sesle Belgin.
“Yo hayır..Tabii ki uygunum. Benim hatam. Biraz işim vardı. Geç yatmışım. Lütfen gir.”

İçeri girdi Belgin. Elindeki paketi Ali’ye uzattı. “Kahvaltı için.” dedi. “Ispanaklı peynirli çörek..Ben yaptım.”
Ali paketi alırken hafif asimetrik gülümsemesinin belirginleştirdiği gamzeye baktı. “Lütfen geç.” dedi salon kapısını gösterirken. “On dakika içinde hazır olurum.” Belgin tedirgin adımlarla etrafı inceleyerek girdi salona. Ali mis gibi kokan paketi mutfağa bırakıp odasına yönelirken bir şeyi fark etti. Kafasındaki sis tamamen dağılmıştı. Dünkü kabus gecesini ne kadar gereksiz yaşamıştı! Hızla soyunup yeni elbiseler hazırlamaya başladı. Bilmemne şirketinin raporu o gamzeden daha güçlü olabilir miydi? Gömleğini giymeden banyoya girdi ve traş olmaya başladı. Sayılar, terimler, dereceler ıspanaklı peynirli çörekle yarışabilir miydi? Birden durdu. Tıraş etmekte her zaman zorlandığı sakalların neredeyse gözüne kadar çıktığı yerdeydi bıçak. Sol gözünü hafifçe kıstı. Belgin on dakikadır resminin, kendiyle ilgili raporların, çıktıların panoyu, masayı, zemini kapladığı salondaydı!

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

1970 İzmit doğumlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Mezunu. Enerji sektöründe çalışıyor. Denizatı Vadisi, İkibinseksendört, Gofer Ağacı ve Trinidad'ın Dönüşü romanlarının yazarı.