bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 8 Mayıs 2020 | Yazar: Konuk Yazar

0

Ateş Düştüğü Yeri Yakar | Mehmet Kardaş (Kısa Öykü)

Robot karanlıkta uyanıyor. Bir şeyler ters, hem de çok. Göremiyor, duyamıyor, hareket edemiyor.

Hemen hata bulma programlarını çalıştırmak istiyor ama o da olmuyor. Süreçleri ne yapacağını şaşırırken sonunda bir insan sesi duyuyor.

“12K53 seri numaralı robot. Şu anda, olaydan bir gün önceki yedeğine dijital olarak döndürülmüş durumdasın. Yasaları ihlal ettiğin iddiası ile yargılanacaksın. Tekrar bir bedene dönüp dönemeyeceğin burada belli olacak. Anlaşıldı mı?”

12K53 anladığını bildiriyor. Ne olayından bahsediyor olabilirler? Hafızasında yargılanmayı gerektirecek hiçbir şey bulamıyor.

“Bundan bir gün önce, devriye rotan üzerinde bir evde çıkan yangında yaşanan olaylar sonucu bedenini ve hafıza modüllerinin bir kısmını kaybettin. Seninle olay yerinde bedeninden kurtardığımız veri ve görüntüleri paylaşacağız. Düşünce süreçlerinin kaydı bulunmadığı için neyi neden yaptığını bilmiyoruz ve senden eylemlerini açıklamanı isteyeceğiz. Hayatın bu sorulara vereceğin cevaplara bağlı. Anlaşıldı mı?”

12K53 yine anladığını bildiriyor ve veri akışı hemen başlıyor.

Karanlığı aydınlatan alevler, gökyüzüne yükselen dumanlar beliriyor birden uzakta. Gecenin seslerini işitiyor, sistemlerinin çalışmasını tekrar takip edebiliyor. Hissedebilmek paha biçilmez, her ne kadar hiçbir şeye müdahil olamıyor olsa da. Sadece eski bedeninde bir gözlemci şimdi. Ve nasıl olup da yasaları çiğnediğini öğrenmek üzere.

Yanan eve doğru son hızla koşuyor sokakta. Bir yandan da itfaiye ekiplerine yangının konumunu gönderiyor. Tahmini varış süreleri on dakika.

Yol kenarında, evden on metre kadar uzakta şimdiden birkaç kişi toplanmış. Onlara uzak durmalarını söylerken yangını inceliyor. Alevler çift katlı müstakil evi boydan boya çoktan sarmış. Bina çatırdayarak yanarken canlı işareti görebilmek için yangını tüm alıcıları ile farklı spektrumlarda taramaya başlıyor.

O sırada birisi kolunu yakalıyor. “Oğlum!” diye feryat ediyor bir adam. “Oğlum içeride!”

Biyometrik eşleşme ile adamın kimliğini, gerçekten bu adreste oturduğunu ve oğlu dışında başka kimsesi olmadığını öğreniyor.

“Beş dakika dışarı çıkmıştım.” diyor adam bir ile bir geri giderek. “Oğlan içeride oynuyordu. Çabuk!”

O sırada evin canlı tespit taraması bitiyor. “Kurtarma girişimi anlamsız.” diyor 12K53. “İçeride canlı kimse yok.”

Baba 12K53’ü yumrukluyor. “İçeride diyorum!” diyor gözleri yaşlı. “Ona bir şey olursa ne yaparım?”

Babanın yalvaran bakışlarında görüntü donuyor.

“Eve giriyor musun, girmiyor musun?” diye soruyor hâkimin sesi. “Biz ne yaptığını biliyoruz ama eski halinle aynı kararları verebileceğinden emin olmak istiyoruz.”

“Eve girmezdim.” diyor 12K53.

“Neden?”

“Tarama verilerim açık şekilde içeride canlı kimse olmadığını gösteriyor. Geçerli bir sebep olmadan içeri girmem, ateşe dayanıksız bedenimin yok olmasına neden olacağı için anlamsız.”

Karşıdan bir cevap gelmeden görüntü oynamaya devam ediyor.

12K53 yerinden kıpırdamıyor.

Baba çılgına dönüyor. Bir oraya bir buraya koşturuyor, kendini yumrukluyor, saçını başını yoluyor. Ama en sonunda çenesini sıkıp öylece duruyor, gözlerinden akan yaşlara aldırmadan yangını izliyor.

12K53, itfaiye ekipleri gelene kadar güvenliği sağlamak için olay yerine fazla yaklaşanları uzaklaştırmaya ve bir güvenlik kordonu oluşturmaya çalışıyor.

O sırada kalabalıktan bir çığlık yükseliyor. Birisi eliyle yanan evi işaret ediyor.

Arkasını döndüğünde birinin alevlerin içine daldığını görüyor.

Baba! Baba ortada yok!

Tüm sistemleri maksimum kapasitede çalışmaya başlıyor. Evin içindeki sıcaklık beş yüz santigrat derecenin üzerinde. Alt katta hareket ettiğini görebiliyor babanın. Hemen geri dönüp çıkmaz ise, sıcaklıktan kavrulması veya dumandan zehirlenmesi için sadece saniyeleri var. Kendisi onu kurtarmak için peşinden girerse, zamanında babayı bulup zorla çıkarabilse bile ikisinin de sağ kurtulma ihtimali imkânsıza yakın.

Alevler içindeki evin görüntüsü tekrar donuyor.

“Ne karar veriyorsun?” diye soruyor hâkim.

12K53 düşünceli. Soruya soruyla karşılık veriyor. “Baba neden eve girdi? Ona içeride canlı kimse olmadığını söylediğim halde neden?”

“Belki babalık içgüdüsü, belki çaresizlik…” diyor hâkim iç çekerek. “Belki oğlunun hâlâ hayatta olduğunu hissetti, belki de onsuz hayatın bir anlamı olmayacağını düşündü. Önemi yok. Bu mahkeme babanın değil, senin yaptıklarınla ilgileniyor. Gördüklerin karşısında ne yapmaya karar veriyorsun?”

“İçeri girmiyorum.” diyor 12K53.

“İçeri girmiyorsun.” diye tekrarlıyor hâkim sessizce.

12K53 veri akışının devam etmesini bekliyor. Ama evi sarmış alevler kıpırdamıyor, gecenin sesleri ve kalabalığın gürültüsü devam etmiyor.

“Neden?” diye soruyor hâkim sonunda. “12K53, neden babanın peşinden eve girmedin?”

“İhtimalleri siz de gördünüz.” diyor 12K53. “Babayı kurtarmaya çalışmam demek, ikimizin de ölmesi demek. Vücudum bu tür sıcaklıklara dayanacak şekilde tasarlanmadı. Babayı kurtarabilmek için tek şansım onu eve girmeden önce durdurmak veya yapabileceklerini öngörüp gözümü ondan hiç ayırmamak olurdu. İçeride canlı olmadığını açıklamama rağmen, gerçekler yerine içgüdüleriyle hareket edeceğini düşünememiş olmalıyım.”

Hâkim bir yorum yapmıyor ve bir an sonra veri akışı devam ediyor.

Baba alevlerin içinde ve 12K53 olduğu yerde kıpırdamadan duruyor. Arkasına toplanan kalabalık bağırıp çağırıyor, onu itip kakarak alevlerin içine girmesi için zorlamaya çalışıyor. Artık çok geç olduğundan habersizler. Babanın alevler içindeki hayati fonksiyonları giderek zayıflarken arkasındaki kalabalık birdenbire sessizleşiyor. Gecede uzaklardan gelen itfaiye sirenleri ve yanan evin çatırtıları dışında bir şey duyulmuyor.

12K53, neden sessizleştiklerini anlamak için kalabalığa doğru dönüyor. Yetişkinlerin arasında ufak bir çocuk da var şimdi. Kocaman gözlerle yanan eve bakıyor. Biyometrik eşleşme, çocuğun babanın oğlu olduğunu gösteriyor.

12K53 aniden harekete geçiyor. Sanki tüm sistemleri bir virüs tarafından ele geçirilmiş, kontrolü başkası eline almış gibi. Alevlere doğru müthiş bir hızla koşmaya başlıyor.

‘Çok geç!’ diye düşünüyor olan bitenleri izlerken. ‘Bir hiç uğruna kendini yok etmen anlamsız!’

Ama durmuyor. Duramıyor.

Alevlerin içine dalıyor.

Görüşü tüm spektrumlarda kızıla bürünüyor. Sensörleri sıcaklık alarmları vermeye başlıyor ama o hepsini susturup babanın nerede olduğunu anlamaya çalışıyor. Saniyeler içinde zemin katı tarayıp orada olmadığını anlayınca üst kata çıkan merdivenlere yöneliyor. Fakat attığı her adımda, yanan basamaklar göçerek çok değerli saniyelerine mal oluyor. Son birkaç basamağa ulaştığında babanın adını çıkarabildiği en yüksek sesle haykırıyor ama sesi can çekişen evin çatırtıları arasında kayboluyor.

Üst kat aşağıdan çok daha sıcak ve dumandan göz gözü görmüyor. Babayı son gördüğü odaya doğru ilerlerken alevlerle zayıflayan tavan sonunda dayanamayıp çöküyor. Öfkeyle dans eden alevler ile beton dumanı birbirine karışıyor. Babanın çöküntüden zarar görüp görmediğini bilmiyor ve öğrenecek zaman da yok. Vücudunun ağırlığını kullanarak yıkılan alevli sütunlar arasında odaya doğru ilerlemeye çalışıyor. Metal bedeni alev gibi kıpkızıl parlıyor artık. Devrelerinin yanmaya başlaması işten değil.

Son bir çabayla yıkıntının arasından geçmeyi başarıyor ama odaya girdiği anda tüm görüşü kayboluyor.

Sıcaklıktan çalışmakta zorlanan programları görüş sensörlerinden cevap alınamadığını bildiriyor. Bozulmuş olmalılar.

Artık vakit yok. Bedeninin çalışamaz hale gelmesine saniyeler var.

Babanın adını haykırıyor ama ses çıkarıp çıkarmadığından bile emin değil. Ne kendi sözlerini işitebiliyor, ne de alevlerin gürültüsünü. Sadece sessizlik.

Elleri önde, etrafı yoklayarak birkaç adım ilerliyor. O sırada yukarıdan düşen bir şeyler dengesini kaybetmesine neden oluyor ve yerdeki bir şeye takılıyor.

Hareketsiz ve yumuşak bir şey.

Bir beden.

Baba!

Ellerini bedenin altından geçirip babayı kavrıyor. Hayatta olup olmadığını bilemiyor. Göremiyor, duyamıyor ve artık her an kollarındaki ağırlık hissi de kayboluyor.

Geldiği yoldan dönmesi imkânsız. Bedeninin kontrolünü kaybetmek üzere. Çalışan son motorlarına ulaşabilmesi için emirleri tekrar tekrar gönderiyor ve sonunda babayla birlikte ayağa kalkıyor. Daha doğrusu kalktığını düşünüyor. Yön ve konum verisini tamamen kaybetmiş durumda.

İşlemcilerinden motorlarına gönderebildiği son emir, tüm güçleriyle ileri doğru koşmalarını sağlamak oluyor.

***

Tüm veri akışı duruyor ve 12K53 kendini karanlıkta buluyor.

12K53 olan biteni sindirmeye çalışırken, “Neden?” diye soruyor hâkim.

“Kurtarabildim mi?” diyor 12K53 sadece. “Baba yaşıyor mu?”

“Kucağında baba ile kendini ikinci katın camından atmayı başardın.” diye cevaplıyor hâkim. “Hatta, üst kattaki anıların hasarlı olduğu için nasıl yaptığından hâlâ emin değiliz ama yere düştüğünüzde sen altta, baba da en az hasar alacak halde senin üstündeydi. Ancak itfaiye ekipleri sizi bulduğunda metal vücudun bazı noktalarda eriyip sizi birbirinize yapıştırmıştı. Baba ise içerde gazdan zehirlenip bayılmış ve iç organları da maalesef sıcaktan kavrulmuş. Kurtarılamadı.”

Bunun üzerine 12K53’ün tek yapabildiği sessiz kalmak. Küçük çocuğun korkak bakışları ve az önce kollarında hissettiği ağırlık ise hâlâ capcanlı.

“Neden?” diye soruyor hâkim tekrar. “Babanın kurtarılamayacağını bildiğin ve denemenin anlamsız olduğunu söylediğin halde çocuğu görünce neden eve girdin?”

Uzun süre düşünüyor 12K53. Bir robot için bile uzun süre.

“Evi canlı ibaresi için ilk kez taradığımda ve canlıya rastlamadığımda çocuğun evde can verdiğini düşünmüş olmalıyım.” diye başlıyor. “Bu durumda babanın veya benim alevlerin içine girmem bir hiç uğrunaydı. Baba eve girdikten sonra da kurtulma şansımızın düşüklüğü müdahaleyi anlamsız kılıyordu. Ama çocuğun hayatta olduğunu görünce… Babayı kurtarmazsam başka kimsesi olmayan çocuğu da kurtaramayacağımı anlamış olmalıyım. Evet, belki iş bu noktaya gelmeden, insanların imkânsızlığa rağmen yapabileceklerini tahmin edip babaya engel olmalıydım. Yaptıklarım çok geçti ve hepsi sonunda bir hiç içindi. Başarısız oldum. Suçumu ve verilecek cezayı kabul ediyorum.”

Hâkim sessiz kalıyor. 12K53’ü karanlığın içinde tek başına, bir gün öncesinin alevleriyle uzun süre yalnız bırakıyor.

Ama sonunda kararını yumuşak bir sesle açıklıyor. “Bu mahkeme, önlem almakta geç kalarak bir insanın ölmesine neden olduğun ve artık kurtarılma imkânı olmadığı halde harekete geçerek kendi bedenini de yok ettiğin için seni suçlu buldu. Gerçek bir bedene asla geri dönemeyeceksin.”

12K53 kaderine boyun eğiyor ve kendini kapatılıp sıfırlanmaya hazırlıyor, fakat hâkim devam ediyor. “Aynı zamanda bu mahkeme, sanığın imkânsızlığa rağmen eyleme geçmesini takdire şayan bulmuş ve vatandaşlık veri tabanı erişim verilerek, bilincinin afet yönetim sistemlerine entegre edilmesine karar vermiştir.”

12K53 hiç beklemediği bir anda milyonlarca insanın verisine erişim kazanıyor. Afet ve kaza ihtimallerinin kızıl alevleriyle dört bir yanları sarılmış milyonlarca insan.

O, özellikle aralarından bir tanesini arayıp buluyor. Babası alevlerin içinde ölen çocuğu.

Güvende olduğunu görüyor ama yine de onu takip listesinin en üstüne kalıcı olarak alıyor.

Çünkü ihtimaller her yerde ve ateş düştüğü yeri yakıyor.

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...