İthaki Bilimkurgu Klasikleri Dizisi

81- Düşyılanı (Dreamsnake) / Vonda N. McIntyre

İncelemesini Oku

Vonda N. McIntyre, 1970’lerin feminist bilimkurgu hareketinin ön saflarında yer alan, arkadaşı ve işbirlikçisi Ursula K. Le Guin gibi, edebiyatta ve özellikle bilimkurguda yaygın görülen cinsiyetçiliğe meydan okuyan ileri görüşlü bir yazar. Düşyılanı ise bilimkurgunun üç büyük ödülünü alan türün sayılı romanlarından biri.

Nükleer savaşla yaralanmış Dünya’da insanlık küçük kasaba ve kabilelere dağılmış, dünya dışı varlıkların teknolojileri ve sırları, tek şehrin duvarları ardındaki herkese yasaklanmıştır. Yılan isimli şifacı ise bu yokluk dünyasında hastalıkları iyileştirmek ve aşı geliştirmek için yılanlarıyla dolaşarak zehrin gücünü kullanmaktadır.

Yılan, hasta bir göçebe çocuğa yardım ettiği sırada, nadir bulunan düşyılanı, korkusuna yenilen bir kabile üyesi tarafından öldürülür. Yılan’ın şifa vermeye devam edebilmesi için tek bir seçeneği vardır: Yeni bir düşyılanı bulmak. Bu yüzden çorak çöllerden radyasyon çukurlarına, bilgisini kıskançlıkla koruyan şehirden dünya dışı varlıkların sırlarına uzanan tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda kalacaktır.

İnsan hayatını tehdit eden bir dünyayı ve işlevsizleşmiş toplumları tek bir kişi ne kadar etkileyebilir? Şifa vermek sadece bedeni iyileştirmek midir?

Düşyılanı, insanların hasta ettiği bir dünyanın reçetesi.

82- Stepford Kadınları (The Stepford Wives) / Ira Levin

İncelemesini Oku

Ira Levin, Stepford Kadınları ve Rosemary’nin Bebeği gibi eserleriyle popüler kültürün haletiruhiyesini şekillendiren, eserlerinde gizem, korku, bilimkurgu gibi pek çok türün unsurlarını birleştiren bir yazar. Stepford Kadınları da normal denilenin gizlediği ürkütücülüğü ve kusursuz kadınlarıyla paranoyaya uzanan bir feminist gerilim romanı.

Connecticut’taki Stepford kasabası tüm varlıklı insanların, başarılı ve memnun kocaların, güzel ve saygılı eşlerin yaşadığı pastoral bir cennet köşesidir. Joanna Eberhart da bu kasabaya kocası ve iki çocuğuyla birlikte yeni taşınmıştır.

Başta her şey yolundadır. Stepford kusursuz bir kasabadır. Her şey gerçek olamayacak kadar iyidir. Ancak Joanna’nın canını sıkan bazı şeyler vardır. Her şey fazla kusursuz, herkes fazla mutlu, kadınlar fazla itaatkârdır. Stepford’ın karanlık kalbinin Erkekler Kulübü’nde attığından şüphelenmeye başlayan Joanna içinse hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Stepford’ın kusursuzluğunun altında yatan gerçekler açığa çıkacak mıdır? Peki ya Joanna, Stepford tarafından yutulmaktan kendini kurtarabilecek midir?

Stepford Kadınları, erkek egemen toplumun kayan maskesi.

83- Callahan Günlükleri (The Callahan Chronicals) / Spider Robinson

İncelemesini Oku

Spider Robinson, 20. yüzyılın son çeyreğindeki bilimkurgu camiasının en yaratıcı ve güçlü seslerinden biri, yeri de Douglas Adams ve Terry Pratchett gibi yazarların yanı. Callahan öykülerini bir araya getiren Callahan Günlükleri ise absürt, sarsıcı, heyecanlı ve oyunbaz bir eser.

Callahan’ın Yeri, her zamandan insana ve her galaksiden uzaylıya kapısı açık bir mekân; müdavimleri ise normalin tam zıddı kimseler: zaman yolcuları, konuşan köpekler, alkolik vampirler, sibernetik uzaylılar ve birbirlerini önemseyen bir grup insan. Burası kötü kelime oyunlarının da iyi sohbetler kadar takdir edildiği nadir yerlerden biri.

Bir zaman polisi zaman suçlusunun peşine düşüyor, uzak gezegenden bir uzaylı içini dökmek istiyor, aynanın içinde hapis kalan bir adam yardım arıyor, intiharın eşiğindeki bir telepat özel gücünden kurtulmaya çalışıyor ve her birinin yolu Callahan’ın Yeri’ne düşüyor.

Tüm bunlar olurken Callahan’ın Yeri’nin müdavimlerini çok daha büyük bir görev bekliyor: Dünya gezegeninin sonunu getirecek komploya engel olmak.

Callahan Günlükleri, kitabın empat hâli.

84- Güneşin Altın Elmaları (The Golden Apples of the Sun) / Ray Bradbury

İncelemesini Oku

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil, fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yazarın ilk derlemelerinden biri olan Güneşin Altın Elmaları ise Bradbury’nin erken dönem öykülerinden otuz iki tanesini bir araya getiren gerçek bir hazine.

Bir kupa dolusu güneş ışığı için roketle Güneş’e giden bir kaptan, deniz fenerine âşık olan bir deniz canavarı, sevildiğini hissetmek isteyen bir cadı, kişisel cennetlerini keşfeden astronotlar…

Sıradan yaşamın tuhaf, gizemli ve büyülü yanlarını, bilimkurgu ve fantazinin arasındaki sınırları esneterek anlatan öyküler içeren Güneşin Altın Elmaları’nda Bradbury aile, iktidar, hayal gücü, yalnızlık ve uygarlık gibi temaları kendine has dili ve üslubuyla işleyerek insanlık tarihinin dramatik bir özetini çıkarıyor âdeta.

İnsanlık başka dünyalara hasret olmaya mahkûm mudur? Yoksa tüm arzularımızı karşılayan bir dünya mümkün mü?

Güneşin Altın Elmaları, içtekini keşfetmek için çıkılan uzak yolculuk.

85- Neuromancer (Neuromancer) / William Gibson

İncelemesini Oku

William Gibson, adını bilimkurgu tarihine neon harflerle yazdırmış, siberpunk türünü âdeta tek başına var etmiş bir yazar. İlk romanı Neuromancer da yayımlandığı andan itibaren türün klasiklerinden birine dönüşen, birçok alanda etkisini hâlâ hissettiğimiz bir şaheser.

Yetenekli siberuzay kovboyu Case, işverenini soyarken yakalandığı için psikedelik bir ilaçla matrisle olan bağlantısını yitirir. Etten bir beden içinde sıkışan ve eskisi gibi matrise bağlanıp özgürce süzülmenin hayalini kuran Case, yaşadığı kanunsuz Çiba Şehri’nde hayatta kalmak için her türlü tehlikeli işle haşır neşir olur.

Ayna gözlüklü jiletkız Molly’nin onu Armitage isimli gizemli bir işadamı için kaçırmasıyla her şey değişir. Case’e matrise tekrar bağlanabilmeyi vadeden Armitage, ondan imkânsızı gerçekleştirmesini ister. Bu amaç uğruna Case, Molly’yle birlikte İstanbul’dan Dünya yörüngesine ve siberuzayın en derin köşelerine kadar uzanan, zorlu bir maceraya atılmak zorunda kalacaktır.

Siberuzayda yaşam, her şeyden daha gerçek olabilir mi? İnsanlar etten bedenlerini geride bırakabilirler mi?

Neuromancer, karşılıklı mutabakata dayalı bir halüsinasyon.

86- Tohumdan Hasada (Seed to Harvest) / Octavia E. Butler

Yalnızca kaleminin kuvveti değil aynı zamanda muhalif duruşu, ırk ve cinsiyet eşitsizliğine karşı tepkisiyle de döneminin en mühim figürlerinden biri olan tarihteki ilk kadın siyah bilimkurgu yazarlarından Octavia E. Butler, hem bilimkurguda hem de Afroamerikan edebiyatında bir dönüm noktası. Örüntücüler Dörtlemesi’ni oluşturan, yazarın reddettiği biri hariç tüm kitaplarını bir araya getiren Tohumdan Hasada ise Butler’ın kimlik ve dönüşüm temalarının kök bulduğu eser.

On yedinci yüzyıl Afrika’sında şekil değiştirebilen, iyileştirici güçlere sahip Anyanwu, güçlü ve yıkıcı bir varlık olan Doro’yla karşılaşır. Yüzyıllardır başkalarının bedenini çalarak hayatta kalan Doro kendi psişik insan türünü yaratmanın peşinde tüm dünyaya tohumlarını saçmaktadır.Doro’nun nasıl bir tiran olduğunu anlayan Anyanwu onda hem en büyük düşmanını hem de en yakın dostunu bulacaktır. Birbirinin yüreğine farklı sebeplerle korku salan bu ikiliyi, her nesilde yeni bir zorluk beklemektedir. Doro’nun mükemmelliğe en yaklaştığı kızı Mary, babasının planlarını öğrendiğinde kendisi gibileri özgürleştirmek ve insanlığa yeni bir rota çizmek için ona meydan okuyacak fakat bu rota, uzaydan gelen ve insanları değiştiren bir hastalıkla sınandığında kontrolden çıkacaktır.

İnsanlığın geleceği bir tasarıya göre şekillenebilir mi? Kurtuluş tohumunun kendi başına filizlenmesi mümkün mü?

Tohumdan Hasada, medeniyetin nasıl dönüştüğünün mitik hikâyesi.

87- Mümkünatı Yok (It Can’t Happen Here) / Sinclair Lewis

İki dünya savaşı arasındaki dönemin eleştirel yaklaşımıyla ünlü yazarı Sinclair Lewis, modern toplumsal gidişatı erkenden çözümleyip teşhis eden, akıl ve mizah dolu yaratıcılığıyla Nobel Ödülü’ne layık görülen bir yazar. En önemli eserlerinden Mümkünatı Yok ise dönemi için bir alternatif gelecek sunan ve sunduğu karamsar gelecek gerçekleşen ender alternatif tarih romanlarından biri.

1930’ların sonu yaklaşırken Avrupa savaşa, ABD ise başkanlık seçimine gidiyor. Demokrasi ve özgürlükler tüm dünyada ayaklar altında ve “Özgürlüğün Ülkesi”nin de geleceği eskisi kadar güvende görünmüyor. Herkesin aklında aynı korku, aynı soru: Faşizm bizim ülkemizde de galip gelebilir mi? Sıkı bir siyasi liberal olan gazeteci Doremus Jessup’ın aklıselime inancı tam olduğundan cevabı belli: Mümkünatı yok!

Ama süreç başka türlü işliyor, kim bilir kaçıncı defa tekerrür eden tarihin sahnesi bir tirana kalıyor. Bir kader seçiminin eşiğindeki ülkesini alternatif fakat çok da imkânsız olmayan, karanlık bir gelecekle yüzleştiren Sinclair Lewis, Mümkünatı Yok’ta demokrasiye neden ihtiyaç duyduğumuzu bir kere daha hatırlatıyor.

En güçlü ve gözü pek idealistlerin, insanlığın gelişiminin en büyük yaratıcıları olmak yerine onun en kötü düşmanları olmaları mümkün mü?

Mümkünatı Yok, eşikteki tehlikeye dair küçük bir uyarı.

88- İnsanlığın Çocukları (The Children of Men) / P. D. James

Ödüllü yazar P. D. James, Agatha Christie sonrası İngiliz polisiye edebiyatının Ruth Rendell’la birlikte en büyük iki isminden biri, namı diğer Polisiyenin Kraliçesi. Yönetmen Alfonso Cuarón tarafından 2008 yılında beyaz perdeye uyarlanan İnsanlığın Çocukları ise distopya türünün en iyi örneklerinden.

İnsan ırkı kısırlaşmış, son nesil ise artık yaşlanmaya başlamıştır. Gelecekten beklentisi olmayan ve kendilerinin yaşayan son insanlar olduğunu bilen toplumlarda intihar ve suç oranı arttıkça uygarlık yıldan yıla çökmeye başlar. Bir sabah tüm haber kanallarında dünyanın en genç insanının hayatını kaybettiği duyurulunca insanlar kalan son umutlarını da yitirirler.

İngiltere ise Xan Lyppiatt’ın despot yönetimi altındadır. Lyppiatt’ın tarihçi kuzeni Theo Faren, bu meşum atmosferde yalnız ve umursamaz bir hayat sürmeye çalışıyordur… ta ki Julian adındaki genç bir kadınla “tesadüfi” karşılaşması onu bir grup isyancı muhalifle temasa geçirene kadar. Faren’ın hayatı birdenbire geri dönülmez bir şekilde değişir. Vereceği kararlar ise insan ırkının geleceğini derinden etkileyecektir.

İnsanlığın sonu ile Dünya’nın sonu apayrı şeyler olabilir mi?

İnsanlığın Çocukları, geleceği yok olmanın eşiğinde bir ırkın acı portresi.

89- Yol İşaretleri (Roadmarks) / Roger Zelazny

Roger Zelazny, farklı mitolojileri bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık hâline getirmiş eşsiz bir yazar. Yol İşaretleri ise kısmen fantastik öğeler içeren deneysel bir bilimkurgu romanı.

Red Dorakeen, kendisinin de bir başkasının da hatırlayamayacağı kadar uzun zamandır Yol’daydı. Çok uzun zaman önce yaşlı bir adam olarak Yol’da yürümüştü. Şimdi ise çok daha gençti. Mavi renkli hurda Dodge pikabıyla antik dönem Maraton’unda istilacı Perslerle savaşan Yunanlara silah taşıyor, yolda Hitler’le ve de Sade’la tartışmalara giriyor, zamanda bir ileri bir geri durmaksızın yolculuk ediyordu.

Şimdiyse biri Red’i öldürmek için on girişimin düzenleneceğine dair Yol’u yöneten yasalara göre resmi bir beyanda bulunmuştu. Gizli düşmanı, (çok tehlikeli bir keşişten bir Tiranozor’a kadar uzanan çeşitlilikte, insan veya diğer türlerde) suikastçılar tutmak için geçmişi ve geleceği tarıyordu. Red’in peşini bırakmayacaklardı, Yol onu nereye götürürse götürsün.

Yol İşaretleri, zamanlar arası bir kendini keşif yolculuğu.

90- Dinozor Öyküleri (Dinosaur Tales) / Ray Bradbury

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 1983’te yayımlanan Dinozor Öyküleri, her yaşa hitap eden farklı türlerde dört öykü ile iki şiir içeriyor.

Tarihöncesi çağlara safari düzenleyen bir şirket, yavaş yavaş dinozora dönüşen bir çocuk, bir deniz fenerini saplantı hâline getiren uzak zamanlardan bir canavar, beyaz perdeden çıkıp günlük hayata karışan dinozorlar…

“Sis Düdüğü” ve “Bir Gök Gürültüsü Sesi” gibi çok sevilen iki öyküyü de içeren derlemede Bradbury hataları, başarısızlıkları, intikam arzuları ve hayalleri olan sıradan insanların –ve dinozorların– olağanüstü hikâyelerini anlatıyor.

Bugüne bakabilmek için ne kadar geçmişe gitmek gerekir? Bir dünyanın kaderi bir kelebeğin kanatlarının rüzgârıyla değişebilir mi gerçekten?

Dinozor Öyküleri, tarihöncesinden uzak geleceğe yankılanan bir gök gürültüsü sesi.

91- Şimdi ve Daima (Now and Forever) / Ray Bradbury

İncelemesini Oku

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 2007’de yayımlanan ve iki kısa romanı bir araya getiren Şimdi ve Daima, Bradbury’ye niçin düzyazının şairi dendiğini kanıtlar nitelikte bir kitap.

“Bir Yerlerde Bir Müzik Çalıyor”da James Cardiff, okuduğu şiirler ve gördüğü rüyalar tarafından yavaş yavaş küçük çocukların sokakta oynamadığı ve sakinlerinin asla yaşlanmadığı, gözlerden uzak bir kasabaya çekilir. Kasabanın şairane güzelliğinden ve bir Mısır kraliçesinin adını taşıyan hoş, esrarengiz bir kadından büyülenen James, acımasız bir yıkım yaklaşırken kasabanın gizemlerini ortaya çıkarmak için elinden geleni yapacaktır.

“Leviathan ‘99”da acemi astronot Ishmael Hunnicut Jones, Cetus 7’ye binerek kaderini bir kuyrukluyıldızı saplantı hâline getiren amansız bir delinin ellerine bırakır. Gezegenler arasında gezinen mürettebat ise bu yolculukta ilahi bir yargıyla ve evrendeki en korkunç düşmanla yüzleşecektir: Zamanla.

Şimdi ve Daima, Amerika’nın önde gelen hikâye anlatıcısının eşsiz yeteneğinin nefes kesici çeşitliliğini ve zihninin, ruhunun ve kalbinin bastırılamaz canlılığını gözler önüne seriyor.

Şimdi ve Daima, ustadan ustalara saygı duruşu.

92- İnsandan Öte (More Than Human) / Theodore Sturgeon

“Bizi kimse yaratmadı. Evrimleşerek bu hâle geldik. Bir sonraki aşamayız biz.”

Hugo ve Nebula ödüllü Theodore Sturgeon kaleme aldığı eserlerle bilimkurgu, fantezi ve korku türlerini derinden etkileyen, sıradışı bir yazar. Sturgeon’ın en önemli eseri kabul edilen İnsandan Öte ise özgürlük, ahlak ve aidiyet temalarını irdeleyen bir başyapıt.

Aptal Lone başkalarının düşüncelerini duyabiliyor ve sadece bakarak bir adamın beynini uçurabiliyor. Janie eşyalara dokunmadan onları hareket ettirebiliyor. İkizler kilometrelerce uzağa ışınlanabiliyor. Bebek ise bir süper bilgisayar beynine sahip. Her biri ayrı ayrı yetenekli ucubeler ama bir araya geldiklerinde evrimdeki bir sonraki aşamayı temsil edebilecek tek bir organizmayı oluşturuyorlar.

Bu gruba çok güçlü bir telepat olan Gerry katılınca işler tehlikeli bir vaziyet almaya başlıyor. Ahlaki bir pusuladan yoksun olan Gerry’nin kendisini reddeden dünyaya duyduğu nefret belki de “evrimdeki bir sonraki aşama”yı uygarlığın sonunun habercisi hâline getirecek.

“Bilimkurguda daha önce görülmeyen birçok şeyi Sturgeon sayesinde gördük.” —Robert Silverberg

93- Ölüme Yazgılı Şehir (Grad Obrechennyi) / Strugatski Kardeşler

Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. 1972’de tamamlanan ama “tehlikeli fikirlerle” dolu olduğu için ancak 80’lerin sonunda yayımlanabilen Ölüme Yazgılı Şehir ise birçokları tarafından yazarların magnum opusu kabul ediliyor.

Sabahları güneşin bir tuşa basılarak açıldığı ve geceleri kapandığı, bir tarafı uçurum, diğer tarafı ise inanılmaz yükseklikte bir duvarla çevrili gizemli bir şehir… Deney adındaki bu şehrin sakinleri farklı tarihlerden ve farklı mekânlarından koparılmış, Deney’de kendi kendilerini yönetmeye bırakılmış insanlardır ve amaçları şüpheli görünen Mentorlar tarafından yönlendirilmektedirler.

1950’lerin Leningrad’ından getirilen genç bir astronom, Andrey Voronin, şehirdeki ilk işi çöp toplayıcılığı olmasına rağmen Deney’e yürekten inanmaktadır. Andrey en yakın arkadaşının intiharından sonra sarsılacak, uzaylı olduklarını düşündüğü Mentorların kökenini ve amaçlarını öğrenmek için tehlikeli bir yolculuğa çıkacaktır.

Yönetici sınıfın olmadığı bir medeniyet mümkün mü? İnsanlar kendileriyle baş başa kalabilir mi gerçekten?

94- 2010: İkinci Uzay Destanı (2010: Odyssey Two) / Arthur C. Clarke

İncelemesini Oku

“Galakside cesur bir gezinti ve 2001: Bir Uzay Destanı’na layık bir devam kitabı.” —Carl Sagan

Arthur C. Clarke, bilimi edebiyatla eşsizce birleştiren, bilimkurgunun üç büyük usta­sından biri. İnsanın evrimini, yapay zekânın gelişimini ve uzay yolculuğunu konu edinen 2001: Bir Uzay Destanı’nın büyüleyici de­vam kitabı 2010: İkinci Uzay Destanı ise ga­laksinin derinliklerine gizemli bir yolculuk.

Jüpiter ve monoliti çevreleyen gizemli olay­dan yıllar sonra Sovyet ve Amerikalı astro­notlar insanlığı temelden değiştirebilecek potansiyel cevaplar aramak üzere, Jüpiter’in uydularına ve Discovery’ye doğru yeni bir yolculuğa çıkarlar. Görevleri: monolitlerin bilmecesini çözmek ve HAL’ı mürettebatı öl­dürmeye sürükleyen koşulları anlamak.

Çinli bir keşif ekibi de aynı hedefe yöne­lir ve kurtarma görevini, Discovery’nin Jüpiter’in yörüngesindeki esrarengiz mo­nolit hakkında sahip olabileceği değerli bilgileri ele geçirmek için çılgınca bir yarışa dönüştürür.

Bu arada, bir zamanlar Dave Bowman ola­rak bilinen varlık –monolitin gizemini çözen tek insan– hayati bir görev için Dünya’ya doğru yola çıkar.

2010: İkinci Uzay Destanı, kozmik gizem­lerin ve insanın bitmeyen bilgi arayışının öyküsü.

95- Ara İstasyon (Way Station) / Clifford D. Simak

Onu diğer birçok bilimkurgu yazarından ayıran pastoral, nazik bir üsluba sahip olan Clifford D. Simak, bilimkurgunun altın çağının ürettiği ilk üstatlardan biri. Simak’ın en ünlü eseri Ara İstasyon ise insanlığın galaksideki yerine dair çarpıcı bir anlatı.

Enoch Wallace yaşlanmayan bir münzeviydi, yüz yılı aşkın süredir aynı eski evde yaşıyordu ve hâlâ Amerikan İç Savaşı’nda kullandığı silahı taşıyordu. Dışarıdan alelade bir yapı gibi görünen evi ise Galaktik Merkez’in işlettiği yıldızlararası bir ara istasyondu.

Yüz yıldan daha uzun bir süre önce, Ulysses adında bir uzaylı Enoch’u Dünya’nın tek galaktik transfer istasyonunun bekçisi olarak işe almıştı. Enoch’un görevi yaptığı işi gizli tutmak ve galaksinin bir ucundan ötekine yolculuk eden uzaylı gezginleri evinde ağırlamaktı.

CIA bu gizemli adamın hayatına yakından bakmaya karar verince Enoch Wallace’ın sakin hayatı altüst olacak, bunun sonucunda Galaktik Merkez de Dünya istasyonunu kapatmayı tartışacaktı. Dünya gezegeni hem eli kulağında bir nükleer savaşla hem de galaksideki diğer uygarlıklar tarafından dışlanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Enoch’un ise Dünya adına çok önemli bir seçim yapması gerekecekti.

Yazar: Bahri Doğukan Şahin

1995, Erzurum. Kitap okur, belgesel izler, sinema, felsefe ve bilimkurguyla ilgilenir, öykü yazar. Kayıp Rıhtım'da başladığı yazarlık serüvenine, Fantastik Canavarlar ve Bilimkurgu Kulübü gibi internet sitelerinde ve çeşitli dergilerde devam etmekte. bahridogukan@gmail.com

İlginizi Çekebilir

gezegen astronot 2

Keşfedilen Yeni Gezegenler Bilimkurguyu da Dönüştürüyor

St. Andrews Üniversitesi’nden araştırmacıların yeni bir çalışmasına göre, 1995’te Güneş benzeri bir yıldızın etrafında dönen …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et