bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 21 Ocak 2017 | Yazar: Konuk Yazar

0

“İnsan”ın İç Yolculuğu: Mars Yıllıkları

“Kendini gerçekten akıllı hissetmediğin ve akıllı olmayı istemediğin zamanlarda, akıllı olmaktan nefret ediyorum, diye düşündü kaptan. Ben daha kendimin kim olduğundan emin değilken bu doğruyu yaptığım düşüncesinden iğreniyorum. Kimiz biz aslında? Çoğunluk mu? Yanıt bu mu? Çoğunluk daima kutsaldır, değil mi? Daima, daima; kısacık, önemsiz bir an için bile haksız değildir, öyle mi? Düşündü: Nedir bu çoğunluk ve kimlerden oluşur? Ne düşünür, nasıl böyle olmuştur, hiç değişir mi ve ben nasıl oldu da bu ahlaksız çoğunluğa dahil oldum? Tüm bir dünya kendisini haklı görürken, aslında tek bir adamın haklı olması mümkün mü? Bu konuyu düşünmeyelim. Şimdi yerlerde sürünelim, heyecanlı görünelim ve tetiği çekelim. Oraya ve buraya!”

Raymond Douglas Bradbury, 1920 doğumlu ABD’li öykü, roman ve oyun yazarı. 20.yy’ın Poe’su demekten çekinmeyeceğim Bradbury, birçok türde, özellikle bilimkurgu, korku ve fantastik türlerinde önemli eserler verdi. Bilimkurgu alanında SWFA tarafından, fantastik edebiyat alanında ise WSFS tarafından “Büyük Usta” ünvanına layık görüldü. Korku edebiyatı için en önemli ödüllerden biri olan Bram Stoker ödülünü birkaç kez kazandı. Hugo’dan Pulitzer’e, Prometheus’tan Emmy’e kadar sayısız birçok ödülün sahibi oldu. En bilinen eserleri, önemli distopyalardan biri olan Fahrenheit 451, Resimli Adam ve birbiriyle bağlantılı 28 öyküden ya da bölümden oluşan Mars Yıllıkları’dır.

Bradbury’nin, çoğunlukla bilim insanları ve pilotların yazarlık yaptığı bilimkurgunun altın çağında yazarlık kariyerine başlaması göz önünde bulundurulursa, eserlerinde sosyal bilimleri kullanma ustalığı göze çarpan ilk özelliklerden biridir. Bu bağlamda, 1950’lerde yazdığı Yıkım’a Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! romanları ile bilimkurguda yeni bir ufuk açan Alfred Bester gibi yeni dalgaya öncülük eden isimlerden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz. Öncelikle 1940’larda bilimkurgu dergilerinde yayımlanan, daha sonra 1950’de kitap olarak basılan Mars Yıllıkları da tam olarak Bester’in romanlarının gördüğü görevi görüyor. Mizahtan psikolojiye, insanın tahribatından ırkçılığa kadar birçok konuda kaleme aldığı Mars Yıllıkları öyküleri, kolonizasyon teması içerisinde çok geniş bir perspektif sunuyor. Ray Bradbury, 2012 senesinde vefat ettiğinde, New York Times onun için “Modern bilimkurguyu edebiyatın ana akımına çekmekten en çok sorumlu olan yazar.” demişti.

Mars’ın Kolonizasyonu

Dünyalılar öyküsüyle başlıyor seyahatler. Mars’a inen dört astronot, görevi gerçekleştirmenin sevinciyle bir kutlama bekliyorlar. Az uzakta bir ev görüp karşılanma umuduyla gidiyorlar. Önce kapıda bekletiliyorlar, sonra da içeride bekletiliyorlar. Bekledikçe huzursuzlukları artan ekip daha sonra başka bir yere yönlendiriliyor. Devamında Kafka’nın Dava‘sındakine benzer bir durum oluşuyor. Kitaptaki en ilgi çekici öykülerden biri olan bu öyküye, sonraki bölümde tekrar değineceğim. Üçüncü Mars Seferi isimli öyküde adından da anlaşılacağı üzere başarılı ya da başarısız olup olmadığı bilinemeyen ilk iki seferden sonraki sefer konu ediniliyor. Önceki seferlerden aksi yöne inen mürettebat beklediklerinden çok farklı bir ortamla karşılaşıyorlar. Lem’in Solaris‘ini düşündüren bu tekinsiz hikaye ilerledikçe enfes bir korku/gerilim öyküsü halini almaya başlıyor.

“Biz Dünyalılar, büyük ve güzel şeyleri yıkmak konusunda hünerliyizdir. Mısır’daki Karnak tapınağının ortasına sosisli sandviç büfeleri dikmemiş olmamızın tek sebebi, orasının yol üstünde olmaması ve ticari bakımdan pek işe yaramaz oluşudur.”

Kolonizasyon sözcüğü kulağa biraz daha yumuşak gelse de şöyle açıklayabiliriz: Bir ülkenin ya da gezegenin üzerinde egemenlik kurup kaynaklarını kendi çıkarına kullanmak. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bu bir işgaldir. Bradbury, kolonizasyonun mizantropik yönünü de ele almayı ihmal etmiyor. Özellikle Ve Ay Hala Işıldıyordu öyküsü zihnimin bir köşesine kazındı bu anlamda. Dördüncü Mars seferinde gezegene ulaşan ekipte yer alan Spender, Mars medeniyetine meraklıdır ve gezegende yaşamış canlıların kalıntılarını inceledikçe hayranlık besler. Bu hayranlıkla beraber ekip arkadaşlarına karşı bir tavır almaya başlar ve insanların burayı da Dünya gibi berbat edeceği fikri ile hareket eder. Marslı şehirlerinin betimlemeleri, sizlere H. P. Lovecraft‘ın romanlarını düşündürecek öykü, yaklaşımı açısından Kozmokomik Öyküler‘de yer alan Dinozor öyküsüyle önemli benzerlikler barındırıyor. Dinozor öyküsünde de Calvino, mizantropiyi evrimsel sürecin içinde işleyerek aktarıyordu.

Sosyal Bilimlerin Etkin Kullanımı

Ucuz uzay hikayelerinin çoğunlukta olduğu bir dönemde yazılan Mars Yıllıkları, ilgi çeken bir konu olan Mars’ı tema olarak belirleyip sosyal bilimleri etkin kullanmasıyla, özellikle o dönem için önemli bir değerdir. İnsanı merkeze alan 28 öyküde, anlambilim ve göstergebilimden psikolojiye, sosyolojiden felsefeye hemen her sosyal bilim dalını görmek mümkün. Kitapta bilimkurgunun yanında korku, gerilim ve gotik öğeleri ile de karşılaşıyoruz. Öyküler ırkçılık, insan tahribatı, yalnızlık, ekoloji, toplumsal ilişkiler, kültürel farklılıklar, çaresizlik… gibi onca konuyu barındırıyor. Bir yandan da Amerikan toplumunu ve Amerika’nın sömürgeci politikasını da alttan alta hicvediyor.

“Dünya’daki hayat hiçbir zaman çok iyi şeyler yapılacak denli yerine oturmadı. Bilim hepimizin çok önünde konuşuyordu ve insanalar mekanik bir çölde kayboldular, aygıtlar, helikopterler, roketler gibi güzel şeyler yapan çocuklar gibiydiler; yanlış şeyler vurgulandı, makineleri çalıştırmaktansa, makineler üzerinde duruldu. Savaşlar gittikçe büyüdü ve sonunda Dünya’yı öldürdü.”

Kitap Ylla isim öyküyle açılıyor. Mars’ta klasik bir kıskanç koca ile eşinin ilişkisi içinde farklı maddesel biçimler, teknolojiler ve ekosistemler betimlenmiş. Mr. K, eşinin Dünya’dan Mars’a seyahat eden canlıların olduğunu gördüğü rüyalarını bile kıskanmaktadır. Erkeğin kadın üzerinde egemenlik kurmaya çalışmasının hastalıklı yönünü de incelemiş oluyoruz. Önceki bölümde bahsettiğim Dünyalılar isimli öykü de ise Bradbury, gerçeklik algımızla oynuyor. İlk gelen mürettebat, onları önemsemeyen ve gerçekliklerini reddeden insanımsılarla karşılaşıyorlar. Yeşil Sabah‘ta ise konumuz Mars’a binbir zorlukla gelen Mr. Benjamin Driscoll. Silent Running‘i izleyenler, Freeman Lowell’ın doğaya olan hayranlığını ve evrendeki son ormanı koruma çabasını hatırlarlar. Benjamin de Freeman’ınkine benzer bir tutkuyla Mars’ın zorlu şartlarına dayanmakta güçlük çeken ciğerleri ile durmaksızın tohum ekiyor.

Gece Karşılaşması da ilginç öykülerden biri. Thomas, Dünya’nın curcunasından sıkılıp Mars’a yerleşerek bir benzin istasyonu açar. Bir gece uzaktan bir nesne seçer, bir Marslı olduğunu anlamıştır gördüğünün. Yanına gider; iletişim kurmaya çalışırlar, kurarlar da ancak farklı zamanlardalardır. Marslı için Thomas, Thomas için Marslı sadece bir görüntüdür. Ateş Balonları‘nda işin içine teoloji giriyor. İşçilerin yeni yeni yerleşkeler kurduğu gezegene Dünya’dan bir grup rahip gönderilir. Ekibin başı Peregrine işçilere öğüt vermesi istenirken, o fiziksel varlıklarından kurtulmuş Marslılarla iletişime geçmeyi kendine hedef edinmiştir. Yaban‘da sevdiği erkek için Dünya’yı terketmeye hazırlanan bir kadın anlatılıyor. Vergi Yükümlüsü, Dünya’dan kaçmak isteyen, devletçilikten, hükümetin her şeyin üzerindeki baskısından ve savaşlardan bıkmış bir adamın serzenişi.

“Sabahın köründe roket sahasına indi ve tel örgülerin altından üniformalı adamlara bağırarak Mars’a gitmek istediğini söyledi. Onlara, bir vergi yükümlüsü olduğunu ve Mars’a gitmenin hakkı olduğunu söyledi…Savaşlardan, sansürden, devletçilikten, zorunlu askerlikten ve hükümetin sanat, bilim, şu ve bu üzerindeki kontrolünden uzaklaşmak vardı işin ucunda! Dünya varsın onların olsundu!”

Göğün Ortasındaki Yol da kitaptaki önemli öykülerden biri. Irkçı aşırılıkların arttığı bir dönemde yazılmış öyküler. Henüz Afroamerikan sivil haklar hareketi başlamamışken, köle ya da ikinci sınıf olarak görülen insanları da unutmamış Bradbury. Dayanışma yoluyla para toplayarak bir roket yapan Afroamerikanların, tüm engellemelere rağmen Mars’a giderek, özgür bir hayat kurma hayalleri öykülenmiş. Şu alıntıyı okurken Türkiye’nin 1940’larda kalmış olduğunu düşünmeden edemiyorum: “Neden şimdi gidiyorlar, aklım almıyor. Her şey de iyiye gidiyordu. Yani her geçen gün daha fazla hak elde ediyorlardı demek istiyorum. Ne istiyorlar o zaman? İşte kelle vergisi kaldırıldı ve gittikçe daha fazla eyalet yargısız infazı önleyen ve eşit haklar sağlayan kanun hazırlıyor. Daha ne istiyorlar? Neredeyse bir beyaz kadar para kazanabiliyorlar, ama def olup gidiyorlar.” Umarım, basit ve çağdışı düşüncelerle bölüne bölüne birbirimizden uzaklaştığımız bu günlerden, asıl önemli olanın “insan” olduğu günlere erişiriz.

İsimlerin Koyulması‘nda yeni gezegene yerleşen insanların her şeyi Dünya’ya benzeterek isimlendirmektedirler. Usher II, özel bir öykü çünkü Fahrenheit 451‘in öncülü niteliğinde. Öykünün baş kahramanı Mr. Stendhal, Poe’nun anısına Mars’ta Usher Malikanesi’ni inşaa ettirir. Edgar Allan Poe‘nun hikayelerindeki en ince detayı bile inşaatta ve dekorasyonda kullanır. Malikanenin bulunduğu coğrafyayı bile gri tonlarında değiştirir ve Poe’nun ünlü öykülerini baz alarak hareketlerini planlar. Gotik, bilimkurgu ve polisiye tek öyküde buluşmuştur. Hayalgücünün, kitapların, hayalürünü hemen her şeyin yasak olduğu Dünya’dan denetim için gelinecektir. Marslı adlı bölüm ise Artificial Intelligence filmindeki David-Monica ilişkisini düşündürüyor. Çocuklarını kaybeden aile, bir sabah kapılarını çalan şeyi, çocukları olmadığını bile bile kabul ederler.

“Yasaları biliyorsunuz. Kelimesi kelimesine uygulanacak. Kitap yok, ev yok, herhangi bir şekilde hayaletleri, vampirleri, perileri ya da herhangi bir hayal mahsulü yaratığı çağrıştıracak hiçbir şey üretilemez.”

İzleyiciler‘de kurtulup geldikleri Dünya’daki savaşı çıplak gözlerle seyreden insanların geri dönüş istekleri öyküleniyor. Sonraki öykü Sessiz Kasabalar‘da ise Dünya’ya dönen insanlardan sonra Mars neredeyse bomboş kalmıştır. Walter Gripp ise gezegende kalan tek kişi olduğunu düşünerek avare avare dolaşmaktadır. Bir gün bir telefon sesi duyar ve peşine düşer. Telefonun ucunda umduğunu bulamayacaktır. Uzun Yıllar‘da “Ve Ay Hala Işıldıyordu” öyküsündeki mürettebata geri dönüyoruz. Gezegende kalan Hathaway, Jupiter’den dönen Wilder ve ekibini karşılar. 20 yıl sonra ilk kez görüşüyorlardır. Yağmur Çiseleyecek‘de, artık insanların kalmadığı gezegende harap olmamış tek evdeki mekanizmaların insansız işleyişi konu alınmış. Son öykü Bir Milyon Yıllık Piknik‘te, Timothy’nin babası, ailesini piknik yapmak bahanesiyle Dünya’dan kaçırır. 28 öyküdeki genel izlek, “Yolculuk -> Yerleşme/ Gezegeni Tanıma -> Adapte Olma ve Dönüştürme -> Bozulup Yıkılma” evrelerini izleyerek son buluyor.

Borges ve Mars Yıllıkları

Kitap şeklinde ilk kez 1950’de Amerika’da yayımlanan eser, öncesinde Weird Tales, Planet Stories ve The Magazine of Fantasy and Science Fiction gibi ünlü dergilerde tefrikalar halinde yayımlandı. Türkiye’de ilk kez Baskan Yayınları tarafından 1984’te Gümüş Çekirgeler isminde eksik olarak basıldı. Daha sonra 2000 senesinde İthaki tarafından orijinal isminde tam olarak yayımlandı. Kitabın Jorge Luis Borges için önemli bir yeri vardır. Borges’in 1948’den sonra yayımladığı ilk eser, en çok tanınan kitaplarından biri olan Alef‘tir. Fantastik hikayelerin ilk defa göze çarptığı bu kitaba şüphesiz ki Mars Yıllıkları ile Bradbury’nin etkisi olmuştur. İronik şekilde Alef, Mars Yıllıkları’ndan bir sene önce yayımlanmıştır. Daha sonra Borges, Mars Yıllıkları için bir önsöz de yazmıştır. Annesi Leonor Acevedo Suárez, şöyle bahseder:

“Ateşi düşmedi ve en sonunda gecenin bir vakti ameliyat olmak zorunda kaldı. İki hafta boyunca yaşamla ölüm arasında gidip geldi, başta ateşi sürekli 40-41 dereceydi; ilk haftanın sonunda biraz düşmeye başlayınca, bana ‘bir kitap oku, bir sayfa oku’ dedi. Sayıklıyor, kapıdan hayvanların girdiğini görüyordu vb. Ona bir sayfa okudum ve bana şöyle dedi: ‘Tamam. – Nasıl tamam? – Delirmeyeceğimi biliyorum artık, kesinkes anladım.” Eve dönünce, ilk kez fantastik öykü yazmaya başladı. Yıl 1948’di, demek ki 49 yaşındaydı. Kaldi ki, ona klinikte okuduğum bir sayfa Bradbury’nin Mars Yıllıkları’ndandı. Ondan sonra, fantastik öyküler yazdı sadece…. Günün birinde ona şöyle dedim: ‘Neden artık eskisi gibi şeyler yazmıyorsun?’ Bana şu yanıtı verdi: ‘Bırak, boşver onları.’ Haklıydı.”

Hazırlayan: Canberk İleri

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...