bilimkurgu kulubu

Edebiyat zamyatin-biz-kapak

Tarih: 23 Eylül 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

George Orwell’dan Zamyatin’in “Biz” Romanı Üzerine Bir İnceleme

Adını duyduktan uzun yıllar sonra nihayet Zamyatin‘in “Biz” adlı romanını elde etme şansına eriştim. Biz kitapların yakıldığı bu çağın tuhaf edebi ürünlerinden biri. Gleb Struve’nin Sovyet Rusya Edebiyatının Yirmi Beş Yılı adlı eserinde bulabildiğim bilgilere göre kitabın hikayesi de oldukça ilginç:

1937 yılında Paris’te ölen Zamyatin, Ekim devrimi öncesi ve sonrasında birçok kitap yayınlayan Rus asıllı bir romancı ve eleştirmendir. Biz romanı 1923 yılı civarında yazılmıştır. İ.S. 26. yüzyılda geçen bir fantezi olan eserin Rusya’da yayınlanması öykünün Rusya ile ilgili olmamasına ve dönemin siyasetiyle doğrudan hiçbir ilişkisi bulunmamasına rağmen ideolojik olarak sakıncalı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Taslağın bir kopyası ülke dışına kaçırılınca romanın İngilizce, Fransızca ve Çekçe çevirileri yayınlansa da, o dönemde Rusça olarak yayınlanmamıştır. İngilizce çevirisi Amerika’da basıldıktan sonra ben bir türlü bir kopyasını elde edememiştim, fakat neyse ki sonunda (Nous Autres – Biz Diğerleri adlı) Fransızca çevirisini bir yerden bulmayı başardım. İlk gözlemlerime göre kitap bir başyapıt olmasa da kesinlikle olağandışı bir eser ve İngilizce yayın yapan hiçbir yayınevinin bu kitabı yeniden basacak kadar atılımcılık göstermemesi de şaşırtıcı bir durum.

zamyatin

Biz ile ilgili olarak fark edilen – ve daha önce kimsenin belirtmediğini tahmin ettiğim – ilk önemli nokta Aldous Huxley‘in Cesur Yeni Dünya adlı eserinin kısmen bu kitaptan alıntılandığıdır. Her iki kitabın merkezinde de ilkel insan ruhunun rasyonalize, mekanize ve acısız bir dünyaya karşı başkaldırısı yer almaktadır ve her iki hikaye de günümüzden yaklaşık altı yüz yıl sonrasında geçer. İki kitabın atmosferi de benzerdir ve kitaplarda tanımlanan toplumlar kabaca aynı yapıya sahiptir. Fakat Huxley’in kitabı daha düşük bir politik farkındalık düzeyinde seyreder ve güncel biyolojik ve psikolojik teorilerden daha çok etkilenmiştir.

Zamyatin’in vizyonuna göre 26. yüzyılda Utopia sakinleri bireyselliklerini o kadar kaybetmişlerdir ki, kimlikleri ancak sayılardan ibarettir. “Gardiyanlar” olarak adlandırılan siyasi polislerin kendilerini gözlem altında tutabilmesi için camdan evlerde otururlar (kitap televizyonun icadından önce yazılmıştır). Hepsi birbirine eş üniformalar giyerler ve insanlardan genellikle ya “numara”, ya da “ünif(üniforma) olarak söz edilir. Sentetik besinlerle beslenirler ve en yaygın eğlence biçimi hoparlörlerden yayınlanan “Tek Devlet” marşı eşliğinde dörtlü gruplar halinde uygun adım yürümektir. “Seks saati” denen belirlenmiş zaman dilimlerinde bir saatliğine cam evlerinin perdelerini indirmelerine izin verilir. Doğal olarak evlilik kavramı olmasa da, cinsel yaşam tam olarak da keyfi değildir. Cinsellik amacıyla herkese pembe kuponları olan bir tür karne verilir ve belirlenmiş seks saatlerinden birini paylaşan kişiler de bu kuponu imzalar. Tek Devlet “Hayırsever” olarak anılan bir kişi tarafından yönetilmektedir. Hayırsever her yıl halk tarafından mutlaka oybirliği ile yeniden seçilir. Devletin yönetim ilkesine göre mutluluk ile özgürlük asla bir arada bulunamaz. Adem cennet bahçesinde mutlu iken özgürlüğü isteme hatasında bulunmuş ve bunun bedelini de cennetten kovularak ödemiştir. Tek Devlet ise özgürlüğü ortadan kaldırarak mutluluğu geri getirmiştir.

zamyatin-biz-2

Buraya kadar Cesur Yeni Dünya ile Biz arasında çarpıcı bir benzerlik göze çarpmaktadır. Fakat Zamyatin’in kitabı her ne kadar daha dağınık bir anlatıma ve burada özetlenmesi güç olan görece zayıf ve kopuk bir hikaye örgüsüne sahip olsa da, Huxley’in kitabında bulunmayan politik yönü ile öne çıkar. Huxley’in romanında doğum öncesi tedaviler, ilaçlar ve hipnoz yoluyla insan organizmasına istenen özelliklerin kazandırılabileceği kabul edildiğinden “insan doğası” sorunu bir anlamda kökten çözülmüştür. Üst düzey bir bilim adamı yarı-moron bir Epsilon ile aynı kolaylıkla üretilebildiğinden, her iki durumda da annelik duygusu veya özgürlük isteği gibi ilkel içgüdülerin izleri kolayca silinebilir. Ayrıca toplumun neden kitapta ayrıntılı olarak tanımlanmış katmanlara ayrılması gerektiğine yönelik herhangi bir açıklama da getirilmez. Amaç ekonomik sömürü değilse de, üstünlük taslama veya zorbalık da akla yakın bir amaç gibi görünmemektedir. Herhangi bir güçlük, sadizm veya güç saplantısı da söz konusu değildir. Zirvedekilerin zirvede kalmak için ikna edici bir nedeni yoktur ve herkes yavan bir mutlulukla dolu olsa da yaşam o kadar amaçsız hale gelmiştir ki, böyle bir toplumun varlığını sürdüreceğine inanmak güçtür.

Zamyatin’in romanı genel olarak bizim durumumuzla daha büyük paralellik gösterir. Uygulanan tüm eğitime ve Gardiyanlar’ın yakın takibine rağmen, insanlara özgü içgüdülerin çoğu hala varlığını korumaktadır. Hikayenin anlatıcısı olan D-503 yetenekli bir mühendis olmakla birlikte pek de kendisiyle barışık olmayan bir kişiliktir ve hissettiği ilkel dürtülerden dolayı dehşete düşmektedir. D-503 yeraltı direniş hareketinin bir üyesi olan I-330’a aşık olur (tabii aşık olmak da bir suçtur) ve kadın bir süreliğine onu isyan hareketinin içine çekmekte başarılı olur. İsyan başladığında Hayırsever’in düşmanlarının oldukça kalabalık olduğu ve bunların devleti yıkmanın yanı sıra, evlerinin perdelerini indirir indirmez sigara içmek ve alkol kullanmak gibi suçlar da işledikleri ortaya çıkar. D-503 sonunda kendi aptallıklarının bedeli ödemekten kurtulur. Yetkililer son zamanlarda yaşanan kuralsızlıkların nedeninin bazı kişilerin yakalandığı ve hayal gücü olarak adlandırılan bir hastalıktan kaynaklandığını keşfettiklerini açıklarlar. Beynin hayal gücünden sorumlu bölgesi saptanmıştır ve hastalık x-ışını uygulaması ile tedavi edilebilmektedir. D-503 bu işlemden geçtikten sonra başından beri yapması gerektiğinin bilincinde olduğu şeyi yapmakta güçlük çekmez ve örgüt arkadaşlarını polise ihbar eder.  I-330’a camdan bir fanusun altında basınçlı hava ile işkence uygulanmasını izlerken de hiçbir duygu belirtisi göstermez.

zamyatin-biz-3

“Elleri koltuğun kollarını sıkıca kavramış halde bana bakarken gözleri kapandı. Fanusun altından çıkarıp elektrik şokuyla ayılttıktan sonra yeniden fanusun altına soktular. Bu işlemi üç kez tekrarlamalarına rağmen dudaklarından tek bir sözcük bile çıkmadı. Onunla birlikte getirilen diğerleri daha dürüst davrandı ve birçoğu tek bir uygulamadan sonra suçunu itiraf etti. Yarın hepsi Hayırsever’in Makinesine gönderilecek.”

Hayırsever’in Makinesi bir çeşit giyotindir. Zamyatin’in Utopia’sında idam yaygın olarak uygulanır.  İdamlar Hayırsever’in huzurunda halka açık olarak ve resmi şairler tarafından okunan zafer şiirleri eşliğinde gerçekleştirilir. Giyotin ise tabii tarihten bildiğimiz o ilkel araç değildir artık, bunun yerine kullanılan geliştirilmiş cihaz kurbanlarını bir saniyede sıvılaştırarak ortadan kaldırır ve geriye yalnızca biraz duman ile berrak bir su birikintisi kalır. İdam aslında bir çeşit insan kurban etme törenidir ve idamı anlatan sahneler bilinçli olarak antik çağların karanlık köle toplumlarının atmosferi ile betimlenmiştir. Zamyatin’in kitabını Huxley’in kitabından üstün kılan da işte totaliter toplumların insan kurban törenleri, zalimliğin başlı başına bir amaç olması ve tanrısal özellikler atfedilen bir lidere tapınılması ile tanımlanan bu irrasyonel yönünü içgüdüsel olarak kavrayış biçimidir.

Kitabın yayınlanmasının neden reddedildiğini anlamak güç değil. D-503 ile I-330 arasında geçen (biraz kısaltarak alıntıladığım) aşağıdaki diyalog bile sansürcüleri harekete geçirmeye yeterli:

“Bu söylediğinin bir devrim olduğunun farkında mısın?”

“Tabii ki bir devrim, neden olmasın ki?”

“Çünkü bir devrim daha yapılamaz. Bizim devrimimiz en sonuncusuydu ve bundan sonra bir devrim daha olamaz. Bunu herkes bilir.”

“Sevgilim, sen matematikçisin… Söylesene, en son sayı hangisidir?”

“Bu saçma bir soru. Sayılar sonsuzdur, en sonuncu sayı diye bir şey olamaz.”

“O zaman nasıl oluyor da en sonuncu devrimden söz edebiliyorsun?”

zamyatin-biz

Romanda buna benzer başka bölümler de var. Fakat Zamyatin’in yergisinin hedefi aslında bizzat Sovyet rejimi de olmayabilir. Romanı yaklaşık olarak Lenin’in öldüğü sıralarda kaleme alan Zamyatin’in aklında henüz Stalin’in diktatörlük döneminin olması mümkün olmadığı gibi, 1923 yılının Rusya’sında pek de kişilerin yaşamlarını fazlaca güvenli ve rahat bularak isyan edebileceği koşullar geçerli değildi. Zamyatin’in eleştirisi herhangi bir ülkenin düzeninden çok sanayi devriminin öngörülen sonuçlarına yönelik gibi görünmektedir. Diğer kitaplarının hiçbirini okumasam da, Gleb Struve’den Zamyatin’in uzun yıllarını İngiltere’de geçirdiğini ve İngiliz yaşam biçimi üzerine oldukça keskin hicivler yazdığını öğrendim. Biz romanından da Zamyatin’in primitivizme güçlü bir eğiliminin olduğu açıkça görülebiliyor.

1906’da Çarlık hükümeti, 1922’de de Bolşevikler tarafından aynı hapishanenin, aynı koridorunda hapsedilen Zamyatin’in içinde yaşadığı politik rejimlere tepki duymak için haklı nedenleri olduğu anlaşılabilirse de, bu kitap yalnızca kişisel bir kinin yansıması değildir. Biz romanı aslında insanın tedbirsizce lambadan çıkardığı ve bir daha da şişeye sokamadığı cin olan “Makine” üzerine kaçırılmayacak bir incelemedir. George Orwell, 1946

Çeviren: Gamze Özfırat

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...