bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 30 Nisan 2015 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Galaktik İmparatorluk’un Başkenti: Trantor!

Ünlü bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un, ilk kitabını henüz 20’li yaşlarının başındayken yazmaya koyulduğu Vakıf Serisi, çağdaş zamanların en önemli bilimkurgu roman serilerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Toplam 7 adet romandan oluşan bu seri, adeta incelikle yaratılmış bir galaktik destandır ve hâlâ türünün en saygın üretimlerinden biri olarak gösterilmektedir. Hiç kuşkusuz Vakıf Serisi’ni bu denli tarihi ve önemli kılan şey, hayal gücünü zorlayan yaratıcılığında gizlidir. Bu ölümsüz seri; ustalıkla örülmüş kurgusu, hız kesmeyen temposu, her defasında okurunu ters köşeye yatırmayı başaran kitap sonlarıyla, içinde merak ve keşfetme duygusu barındıran her canlıyı cezbetmeyi sürdürmektedir.

Öte yandan Vakıf Serisi’ni unutulmaz kılan bir diğer özelliği de içerdiği gelecek ve toplum öngörüsünde yatmaktadır. Öyle ki seri, insanlığın Samanyolu boyunca milyonlarca gezegene dağıldığı çok uzak bir gelecekte geçmektedir. Her şeyden önce böylesi uzak bir geleceği konu almak, başlı başına bir edebiyat cesareti gerektirmektedir. Ancak tüm bilimkurgu otoritelerinin de hak verdiği üzere, Isaac Asimov; yaratıcılığı, bilimsel konulara hakimiyeti ve cesaretiyle, türün en öne çıkan yazarlarının başında gelmektedir. Kaldı ki kendisine “Bilimkurgunun Babası” ünvanı beyhude yere verilmemiştir. O, geride bıraktığı 500’ü aşan eseriyle, bu ünvanı ne denli çok hak eden biri olduğunu zaten kanıtlamıştır.

asimov

Isaac Asimov, geleceğin dünyalarını ve toplumlarını tasvir ederken bilindik kolaycılıklara kaçmak yerine; mümkün olduğunca kompleks ve girift yapılar ortaya koymayı yeğlemiştir. Bu durum, eserlerinin gerçekçiliğini arttıran önemli bir özelliktir. Söz gelimi, O’nun eserinde geçen herhangi bir gezegenin; binlerce yıllık tarihi, kendisiyle özdeşleşmiş mimarisi, doğal koşulları, ticaret trafiği gibi ayrıntılı özellikleri bulunur. Bunun yanı sıra her gezegende, mitolojileri, yaşam biçimleri, inanışları ve hatta gelenek-görenekleri bile birbirinden farklı olan halklar yaşar. Yazarın ayrıntılara önem veren bu tarzı, karmaşıklığın içinde kendi doğallığını var etmiştir. Biz okuyucular, o gezegen ve üstündeki halk gerçekten de varmış gibi hissederiz. Dolayısıyla kendisinden aldığımız bu hisle, kitaba çok daha bağlanır ve onun bizi çepeçevre sarmalamasına boyun eğeriz.

Kurgunun, karakterlerin ve anlatım biçiminin yanı sıra, her türde olduğu gibi bilimkurguda da mekan yaşamsal bir önem arz eder. Çünkü bir kurgu, aynı zamanda bir eylemler bütünlüğüdür ve her eylem bir mekanın kuşatıcılığına tutsaktır. Bugün gerek sinema ve gerekse de edebiyat dahilinde verilmiş onlarca unutulmaz eser, aynı zamanda yarattıkları mekanlarıyla da hafızalarda yer etmişlerdir. Örneğin nasıl ki Nostromo’suz bir Alien, Pandora’sız bir Avatar, Enterprise’sız bir Star Trek düşünülemezse, Trantor’suz bir Vakıf da o denli düşünülemezdir. Çünkü Trantor, milyonlarca gezegene hükmeden Galaktik İmparatorluk’un başgezegenidir ve Asimov tarafından bu konumuna denk düşen bir ihtişamla tasvir edilmiştir.

7210

Her şeyden önce 45 milyar nüfusa sahip olan Trantor, tüm gezegeni kapsayan tek bir kentten ibarettir. Nüfusunun büyük kısmını devlet memurları oluşturur. Bunun yanı sıra bünyesinde barındırdığı yüz binden fazla yüksek öğretim kurumu ile tüm galaksinin bilim merkezi konumundadır. Ayrıca ünü neredeyse galaksinin her gezegenine yayılmış olan Galaktik Kütüphane de Trantor’da yer alır. Hayatının son dönemlerinde Hari Seldon tarafından üs olarak da kullanılan bu kütüphane, gerek imparatorluğun ve gerekse de Vakıf’ın kaderinde çok önemli bir yere sahiptir.

Öte yandan Trantor, mimari yapısıyla da benzersizdir. 200 milyon kilometre karelik imparatorluk sarayı dışında, tüm gezegen bir kubbe ile örtülmüştür. Güvenlik güçleri ve bazı bilim insanları dışında, “Üstyaka” adı verilen bu kubbelerin üzerine çıkmak imparatorluk tarafından yasaklanmıştır. Bu nedenle olsa gerek, Trantor hiç bir zaman uzaydan görünen bir dünya olarak tasvir edilmedi. Çok uzun bir süre boyunca insanoğlunun zihninde içsel bir dünya olarak yer aldı ve akla kubbelerle örtülmüş bir insan kovanı görüntüsünü getirdi. Aynı zamanda gezegenin yüzeyi de metrelerce kalınlığa sahip bir çelik örtüyle kaplanmıştır. Tüm yapılar bu çelik örtünün üzerine inşa edilmiş ve daha sonradan da kubbelerle örtülmüştür. Kısacası Trantor, bu iki çelik yığını arasına sıkışmış bir dünyadan ibarettir.

Trantor

Kubbelerle kaplı bu ihtişamlı gezegende yaşayanlar için, tüm aydınlatma ve iklimleme hizmetleri, imparatorluk tarafından yapay bir şekilde sunulmaktadır. Dolayısıyla gezegende yaşanan tüm mevsimler ve hatta gece ile gündüzler bile teknolojik olarak yaratılmaktadır. Kubbelerin dışındaysa gezegenin kendi doğal koşulları hüküm sürer; fakat ne var ki bu koşullar, kubbelerle çepeçevre sarılmış 45 milyar insan için bir anlam ifade etmez. Buna rağmen, kubbelerin üstünde kendine özgü bir doğal hayatın varlığı da gözlemlenmiştir. Hatta yapılan incelemelerde, kimi Üstyaka bölgelerinde ormanların oluştuğu ve bu ormanlarda yaşayan canlıların bulunduğu görülmüştür.

Trantor, görünüşte tek bir kentten oluşuyorsa da, sonuçta kocaman bir gezegendir ve kendi içinde çok sayıda değişik bölgelere sahiptir. Dolayısıyla her bölgenin kendine özgü bir yaşam biçimi, toplumsal yapısı ve gelenekleri vardır. İmparatorluk, gerekli görmedikçe bölge insanlarının yaşayış tarzlarına müdahale etmemeyi seçer. Trantor’un bilinen en meşhur bölgeleri ise şunlardır: Dahl (Özellikle Billibotton semtiyle ünlüdür), Ery, Imperial, Mandanov, Millimaru, Mycogen, Nevrask, Kuzey Damiano, Streeling (Hari Seldon’un kaçışı sırasında sığındığı aynı isimli üniversitesiyle ünlüdür), Wye ve Ziggoreth… Hari Seldon, psikotarihi geliştirme sürecindeyken bu bölgelerin hemen hemen hepsini yakından tanıma fırsatına ulaşmıştır. Buralarda edindiği farklı tecrübelerin, psikotarihi geliştirmesine katkıda bulunduğu aşikardır. Özellikle Mycogen bölgesinde yaşadığı maceralar ve öğrendiği bilgiler hayati derecede önem arz etmektedir.

planetary_arrival__trantor_by_ultra_studios-d3cv59z

Trantor, çok uzun yıllar boyunca galaksinin ve Galaktik İmparatorluk’un göz bebeği olmayı sürdürdü. Ancak Hari Seldon’un öngördüğü çöküş, henüz o hayattayken Trantor’da da emarelerini göstermeye başlamıştı bile. Öyle ki, kentte sık sık arızalar ortaya çıkıyor, kubbelerin rutin bakımı yapılmıyor ve kimi bölgelerde sosyal hizmetler aksıyordu. Buna bağlı olarak kentte işlenen suç oranlarında dikkat çekici bir yükseliş vardı. Çoğu kişi, bu devasa imparatorluğun günün birinde yıkılacağına hiç ihtimal vermese de, Hari Seldon için her şey apaçık ortadaydı. O, bu çöküşün yavaş yavaş başladığını, sadece Trantor’u gözlemleyerek bile fark edebiliyordu. Çünkü Trantor, imparatorluğun başkenti olduğu kadar küçük bir prototipi de sayılırdı.

Trantor, Cleon I döneminde ihtişamının son parıltılarını yaşadı. Cleon I’in saltanatından sonra hızlı bir duraksama, gerileme ve çöküş çağına girdi. Milyonlarca dünyaya hükmeden İmpatorluk ağır adımlarla çökerken, Trantor da makus kaderinden kaçamadı. Tıpkı imparatorluğun ki gibi, bu kentin çöküşü de yavaş ve sancılı gerçekleşti. İmparatorluk tüm gücünü yitirip, tarihin tozlu raflarındaki yerini aldığında, Trontor çoktan eski ihtişamlı günlerini geride bırakmıştı bile. İmparatorluğun çöküşünü takiben ortaya çıkan karanlık ve barbarlık dönemlerinde Trantor büyük yaralar aldı. Galaksinin dört bir yanından buraya gelen kaçak madenciler, gezegenin kubbelerini ve çelik yüzey kaplamalarını söküp gittiler. Trantor, artık o eski Trantor değildi. İmparatorluğun başkenti olmadığı dönemlerdeki doğal haline geri büründü. Üzerinde az sayıda da olsa ilkel insan kabilelerinin yaşadığı biliniyordu. Bu insanlar hayatlarını tarım yaparak sürdürüyorlardı.

trantor 2

Tüm bu yıkıma ve çöküşe rağmen, Trantor’da ayakta kalan son imparatorluk kalıntısı Galaktik Kütüphane’ydi. Zira, Trantor’un o ihtişamlı günlerinin tek tanığı olan bu yapı, tüm galaksi ve insanlık için çok önemli bir rol üstlenmişti. Asimov dehasının bir parıltısı olarak karşımıza çıkan Trantor, bilimkurgu tarihinin en kendine özgü üretimlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Bilimkurgu evreninde, Trantor’un ihtişamına ve heybetine yaklaşabilen bir gezegen tasavvuru; en iyimser yaklaşımla bile nadiren görülür.

Etiketler: , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…