mulksuzler

Oğul Theo Downes-Le Guin’in Kaleminden Mülksüzler

Ursula K. Le Guin’in oğlu ve edebi vasisi Theo Downes-Le Guin, Mülksüzler’in ardındaki sanatsal süreç ve romanın yankılarının hâlâ sürmesinin sebepleri üzerine düşüncelerini dile getiriyor.

Daha önce Le Guin okumamış biri bana nereden başlayacağını sorduğunda, ona nadiren Mülksüzler‘i tavsiye ederim. Yüzmeye yeni başlayacak birini direkt suyun en derin yerine atlamaya teşvik etmezdim. Roman, gönül meselelerini nazikçe ele alsa da, hem üzerimizdeki etkisi hem bizi içine çekme şekli oldukça serttir. Tabii bir de yazarının zihnindeki tezahürü söz konusudur ki, hele de yazar annenizse bu epey karışık bir durumdur. Diğer Le Guin romanlarının da gönüldeki yeri başkadır ve bir başlangıç noktası önermek gerektiğinde onlar daha güvenli görünür. Ancak, biri en sevdiğim Le Guin kitabının hangisi olduğunu sorduğunda da cevabım hemen her zaman Mülksüzler olacaktır.

1960’ların başlarından itibaren takribi on yıllık bir zaman diliminde annemin en meşhur kitapları doğdu -ki bunların arasında Yerdeniz serisinin yarısı ve Karanlığın Sol Eli olmakla beraber, bu dönemin sonunda doruk noktası mahiyetinde de Mülksüzler geldi. Eserlerini böyle peş peşe sıralamak; bir yandan evi çekip çevirirken, üçüncü bir çocuk –yani beni– dünyaya getirirken, hepimizi –ilaveten birkaç kediyi de bizimle birlikte- büyütürken ve bir yıllığına Londra’ya taşınırken; bir yandan da her yıl bir roman yazdığı bu dönemin coşkusunu ve yorgunluğunu anlatmakta yetersiz kalıyor. Ursula, hayatımızın ilerleyen dönemlerinde bana, sanatçı iyi desteklense bile, bir roman yazmanın nasıl yorucu bir fiziksel eylem olduğunu insanların küçümsediğini söylemişti. Kendim bir roman yazmadım, ancak annemin hayatının bu on yılına bakıp şunu söyleyebilirim: Evet, nasıl yorucu olduğunu tahmin edebiliyorum.

Ursula’nın, o dönemin bilimkurgu klişeleri yerine, kültürel dünya inşasını tercih ettiğine dair yaygın kanı Mülksüzler için kesinlikle doğrudur. Evet, elimizde bir uzay gemisi var; ama aynı zamanda hem Urras hem de Anarres’te giyim kuşamdan cinsel ahlâka kadar kültürle ilgili daha birçok ayrıntı var. Ursula’nın yaşamı boyunca doğa bilimlerine duyduğu ilgi ve tutku, Shevek’in mesleğinde ve Yanıtlayıcı’nın icadına götüren teorilerin dile getirilmesinde kendini gösterir. Annemin akademideki deneyimi, akademik dar kafalılığın canlı bir tasvirini sunmuştu. Mülksüzler’de her şeyden önce, siyaset felsefesi ve pratikteki hâllerini, radikal kolektivizmin yeniden inşası için bir taslağı ve kitabın tam başlığındaki “ikircikli ütopya”yı buluruz.

Bu taslak, elli yıl sonra bile dikkate değer bir şekilde güncelliğini korudu. En azından bir kuşak boyunca ve kısmen üniversite müfredatları sayesinde, Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler, cinsiyet, anarşizm ve anti-kapitalizm üzerine temel metinler hâline geldi. Bu kitapları her zaman “kuzenler” olarak düşündüm; ön yargılarıma sürekli meydan okuyan birbirinden çok farklı iki kuzen. Ancak benim kıstaslarıma göre, Sol El, cinsiyet politikalarını incelerken, bir “politik kitap” pozisyonunda değil. Gethen’de perde arkasında farklı politik sistemler hayal edebiliyorum. Nitekim Ursula, 1997 tarihli bir röportajında ​​”Karanlığın Sol Eli’ndeki politikalar çok iyi düşünülmemiş” demişti. Anarres’te ise tam aksine, politik felsefe ve sistemler ön plandadır. Mekânı, hikâyeyi, olay örgüsünü, karakterleri ve ilişkileri her açıdan değiştirmeden bunları değiştiremezsiniz. Tabii Mülksüzler‘i Karanlığın Sol Eli’nden daha iyi yapan bu değildir; Sol El kendi önemli varlık amacını gerçekleştirmiştir. Ancak entelektüel, etik ve şiirsel olması, aklı ve yüreği bir araya getirmedeki kusursuz ustalığı bakımından Mülksüzler‘i geçmek zordur.

Her iki romandaki anti-kapitalist temayı da etkili biçimde imbikten geçiren 2014 Ulusal Kitap Vakfı konuşmasını izlemek, Le Guin okumaları bu iki kitapla başlayıp biten kuşak için, yazarın öteden beri radikal bir düşünür olduğu izlenimini pekiştirir. Annemin bu izlenimi uyandırmasından rahatsız olmuyorum ve o da bundan rahatsız olmazdı. Radikal düşünür olmak, “Bilimkurgu ve Fantastiğin Büyük Hanımı” olmaktan veya cinsiyet ve türle harmanlanmış buna benzer saçma ünvanlardan daha iyidir. Ancak Ursula’nın daima radikal olduğu fikri, hayatının karmaşıklığını basitleştirmek; -büyük harfle: “Sanat”ın erken dönem romantik ideallerini, etik, adalet ve siyasetle kesiştirip uzlaştırmak için yapılan uzun ve zorlu bir yolculuğu yok saymak olur. Ursula’nın otuzlu yaşlarının başından kırklı yaşlarının başına kadar olan, az önce bahsettiğim on yılı, bu uzlaşmada derinden etkili oldu.

Ben o zaman küçük bir çocuktum ve Ursula o günlerde işinden hiç bahsetmezdi, bu yüzden, Mülksüzler‘e giden yolu açan sanatsal olgunlaşma süreci hakkında sadece tahmin yürütebilirim. Elde ettiği başarıyla ve destekleyici bir eşle, hayatında nihayet derin araştırmalara ve tefekküre fırsat bulmuş oldu. Evliliği ikinci on yılına girerken ve çocukları büyürken, babasının ölümüyle evlat, eş ve anne olarak rolleri derinden etkilendi. Ursula’nın nefretle karşı çıktığı ve protesto ettiği bir olgu olarak ABD’nin Vietnam Savaşı’na girmesi, pasifizm ve sosyal eşitsizlik hakkındaki fikirlerini netleştirdi. Rocannon’un Dünyası’nın deli dolu “Uçanatlar”ıyla Mülksüzler’i yazması arasındaki sürede dünyada çok şey değişmişti; ona keza Ursula da değişiyordu. Ve artık insan ırkının adaletsizlik ve zulüm devranına bir alternatif keşfedip sunmaya hazırdı.

Kaynak: New Scientist

Ursula K. Le Guin'in 2014 Ulusal Kitap Vakfı Konuşması

Bana bu güzel ödülü layık görenlere yürekten şükranlarımı sunuyorum. Ailem, menajerim, editörlerim, burada bulunmamım benim olduğu kadar onların da eseri olduğunun farkındalar, bu ödül benim olduğu kadar onların da. Ve bu ödülü, edebiyattan çok uzun zamandır dışlanmış olan, son elli yıldır bu güzel ödüllerin sözde ‘gerçekçilere’ verilmesini seyreden bütün yazarların, fantastik ve bilimkurgu yazarı dostlarımın namına da kabul etmekten ve onlarla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

Sanıyorum ki bizi zor zamanlar bekliyor. Yaşamakta olduğumuz hayata alternatifler getirebilen, korkuya kapılmış toplumun ve takıntılı teknolojilerinin ötesinde başka varoluş yollarının peşine düşebilen ve umudu yeşertecek gerçek toprakları tasavvur edebilen yazarların sesini yükseltmesini bekleyeceğimiz zamanlar. Özgürlüğün ne olduğunu hatırlayabilen yazarlara ihtiyaç duyacağız. Şairlere, hayalperestlere: daha büyük bir gerçekliğin gerçekçilerine.

Şimdiyse, bir piyasa malının üretimiyle sanat icra etmek arasındaki farkı bilen yazarlara ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Azami kurumsal kâr ve reklam geliri elde etmek uğruna satış stratejilerine uygun yazılı malzemeler peyda etmek sorumlu kitap yayıncılığı ve yazarlıkla pek de örtüşmez. (Bu alkışların cesur sahiplerine teşekkürler.)

Yine de satış departmanlarının yazı işleri üzerinde kontrolü ele geçirdiğini görüyorum; kendi yayıncılarımın da, cehalet ve açgözlülükten kaynaklı abes bir telaşla, bir e-kitap için halk kütüphanelerinden, müşterilerden istediklerinin altı-yedi katı ücret talep ettiklerini görüyorum. Daha yeni, vurguncunun tekinin bir yayıncıyı itaatsizliğinden ötürü cezalandırdığına, yazarların şirket fetvalarıyla tehdit edildiğine şahit olduk; ve görüyorum ki birçoğumuz, kitapları yazanlarımız da basanlarımız da bunu kabullenmiş durumda. Vurguncu tüccarların bizi deodorant gibi satmasına ve ne yayımlayıp ne yazacağımızı söylemesine izin veriyoruz.

Biliyorsunuz ki kitaplar yalnızca birer mal değildir. Kâr amacı gütmek, sanatın gerçek gayesiyle ekseriyetle çatışır. Kapitalizmle iç içe yaşıyoruz. Onun hâkimiyetinden kaçılamaz gibi geliyor. Kralların tanrısal hakları da bir vakitler böyleydi. Her insan hâkimiyetine karşı direnilebilir ve iktidarlar yine insan eliyle değiştirilebilir. Direniş ve değişim çoğu zaman sanatta başlar, daha çok da bizim sanatımızda: sözcüklerin sanatında.

Uzun ve güzel bir meslek hayatım oldu, iyi yol arkadaşlarıyla. Şimdi burada, geldiğimiz son noktada, Amerikan edebiyatının ihanete uğradığını görmeyi hiç istemiyorum. Bizler; hayatını yazarak ve yayımlayarak kazananların arzusu -ki bunu ısrarla istemeliyiz- kazançtan adil pay alabilmektir. Ancak bizim güzel ödülümüzün adı kâr değildir. Onun adı özgürlük.

Teşekkür ederim.

Münevver Uzun

Onu siz delirttiniz!

İlginizi Çekebilir

yirminci yuzyilda paris - jules verne

Bir Jules Verne Distopyası: Yirminci Yüzyılda Paris

“…dünyanın gidişatına bakılırsa artık gelecekten bir şeyler ummak bile boş!” Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir