kilic ve gezegen

Maceracı Bir Bilimkurgu Alt Türü: Kılıç ve Gezegen

Kılıç ve Gezegen kavramı, ilk olarak Amerikalı bilimkurgu editörü Donald A. Wolheim tarafından altmışlı yıllarda ortaya atılmış olsa da kökenleri 1880’lere kadar uzanmaktadır. Alt türün adı, ileri teknolojiye sahip gezegenlerde ya da uzay ortamında kılıç gibi ilkel aletlerle yüz yüze dövüşen insanlardan gelmektedir. Zaten adı ziyadesiyle açıktır ve muhtemelen aklınıza gelebilecek en ünlü örneği Yıldız Savaşları’dır. Orada da kılıcın üstün teknolojiyle birleştirilmiş daha yeni ve daha ışıltılı bir formu olan ışın kılıcı kullanılıyordu. Kılıç ve Gezegen’in ana karakteri genel olarak Dünyalı bir insandır ve başka gezegenlere bilimin izin verdiği yollardan seyahat ederek oranın yerli halkına veya içlerinden birisine karşı mücadeleye girişir. Uzay Operası’nın erken habercisi olan türde, kendisini bulduğu söz konusu yabancı gezegenin teknolojisi kahraman için oldukça ileridir. Ancak yerli halk tarafından özellikle kılıç kullanımı tercih edilir ve bazen ortamın tutarlılığını yakalamak adına Antik Roma tarzı bir uygarlık şekli betimlenir. Üstün teknolojiler ise sadece belli başlı alanlarda kendini gösterir ve yalnızca hikâyenin devamlılığını sağlamak adına kullanılır. Hiçbir zaman ana unsur olarak hikâyede yer almaz ya da uzun uzadıya anlatılmaz.

Kılıç ve Gezegen’in adı, köken olarak fantazya türünde yer alan Kılıç ve Büyü, sinematik bir tür olan Kılıç ve Sandalet gibi akımlardan yola çıkılarak oluşturulmuştur. Bu unsurların bilimkurguya da yedirilebileceğini düşünen pek çok yazar vardır.

Türün Tarihi

1880’de Percy Greg tarafından yazılan Across the Zodiac: The Story of a Wrecked Record, alt türün temeli olarak kabul edilmektedir. Ana karakter olan anlatıcı isimsizdir, kitap boyunca da kim olduğunu söylemez. İsimsiz anlatıcımız, yerçekimine karşıt olarak geliştirilmiş yeni bir enerji türü olan aperjiden yararlanarak Mars’a gitmektedir. Onu Mars’a götüren uzay mekiğinin adı da Astronot’tur. Mars gezegeninde küçük varlıklar yaşamaktadır ve kendi gezegenleri dışında evrenin hiçbir yerinde yaşam olmadığına inanmaktadır. Anlatıcı onlara kendisinin Dünya’dan olduğunu söylediğinde bunu derhâl reddederek onun aslında Mars’ın bilinmeyen bir yerinden gelen, daha uzun boylu bir Marslı olduğunu söylerler. Anlatıcı onları asla Dünyalı olduğuna ikna edemez. Aynı zamanda asker de olan anlatıcı, orada yaşayan Mars prensesine âşık olur ve olaylar gelişir. Kitapta kurgusal olarak kullanılmak üzere geliştirilen bir dil ilk defa görülür ve Marslılar bu dilde konuşur.

Edwin Lester Arnold tarafından yazılan Lieut.Gullivar Jones: His Vacation, hem fantazya hem de bilimkurgu unsurlarını içermektedir. 1905 yılında yayımlanan kitap, kendisinden çok kısa süre sonra yayımlanacak ve türe asıl çıkışını sağlayacak olan Marslı Prenses kitabının ilham kaynağı olarak kabul edildiğinden 20. yüzyılın bilimkurgu klasiklerinde önemli bir yere sahiptir. Ardılı olan eseri pek çok yönden etkilemiş olan Lieut.Gullivar Jones: His Vacation’da da ana karakter bir askerdir ve Mars’a gidince oranın prensesine âşık olur. Ancak John Carter’ın aksine Gullivar Jones başarılı olamaz. Ne vurulduğu Mars prensesiyle birlikte olabilir ne de düşmanlarını alt edebilir. Bu da neden on bir ciltlik kendi serisine kavuşamadığının kanıtı gibidir. Kitap, 1964 yılında türün yükselişiyle birlikte Gullivar of Mars adıyla yeniden basılmıştır.

mars prensesi kapak

Gelelim türün gözbebeği olan ve onu zirveye yerleştiren asıl esere, Barsoom serisine. Kendisinden önceki iki eserin de başat özelliklerini alan John Carter da bir askerdir, bilimsel yollardan Mars’a gider ve Mars prensesine âşık olarak onun için mücadeleye tutuşur. Serinin bütün kitaplarının konusunu da bu temel üzerinden dallanıp budaklanan mücadeleler oluşturur. Mars’ta her an bir macera, her an bir dövüş ve her an bir mücadele vardır. 1912’de All-Story dergisinde yayımlanan Under the Moon of Mars adlı ilk bölümüyle tefrika edilmeye başlanan Marslı Prenses kitabıyla seri başlar ve 1964’te kitap olarak yayımlanan Marslı John Carter adıyla yayımlanır. Aslında serinin Burroughs’un elinden çıkan son kitabı 1941’de tefrika edilen Gathol Prensesi Llana’dır. Ancak ölümünden 14 sene sonra oğlu John Coleman Burroughs, babası tarafından yazılan Skeleton Men of Jupiter ve kendisinin yazdığı düşünülen John Carter and the Giant of the Mars adlı hikâyeleri resimleyerek Marslı John Carter adıyla serinin son kitabı olarak yayımlar. Bu kitap bilimkurgu alanında başyapıt olarak kabul edilmiş ve birçok yazara ilham vermiştir. Ray Bradbury, Robert A. Heinlein, Jack Vance ve Arthur C. Clarke gibi pek çok yazar seriye hayrandır.

Edgar Rice Burroughs bir damar keşfettiğini anlayınca durmaz ve Barsoom serisine benzer başka bir Kılıç ve Gezegen yapıtı yaratır: Amtor serisi. Bu kez ana karakterimiz Carson Napier bir bilim insanıdır ve kendisine bir uzay gemisi inşa ederek Amtor’a gider. Napier de öncülü Carter gibi gittiği gezegenin prensesine âşık olur ve macera başlar. İlk kez 1932’de Argosy dergisinde altı bölüm hâlinde tefrika edilen Venüs Korsanları ile başlayan seri, 1964’te yazılan The Wizard of Venus kitabıyla son bulur. Son kitaba adını veren hikâye aslında 1941’de yazılmaya başlanır ancak Pearl Habor saldırısı olunca Burroughs kalemi bırakarak orduya destek vermeye koşar ve savaş muhabirliği yapar. Hikâyenin devamını ise asla getiremez. Daha sonra hikâye, seriyle hiçbir ilgisi bulunmayan Pirate Blood ile birleştirilerek The Wizard of Venus başlığıyla yayımlanır.

amtor dizisi 1 venus korsanlari

Bir başka Burroughs tefrika serisi olan Pellucidar ise Oyuk Dünya teorisine dayanmaktadır ve içerdiği ögeler dolayısıyla bir Kılıç ve Gezegen serisi olarak kabul edilmektedir. Oyuk Dünya teorisi, serinin yazıldığı yıllarda bilimsel kabul ediliyordu.

Otis Adelbert Kline, kendi Venüs ve Mars serisine sahiptir. Kitaplar genellikle dergilerde bölümler hâlinde tefrika edilerek yayımlanmıştır. Venüs Serisi üç kitaptan oluşur ve ilk olarak 1929’da yayımlanan The Planet of Peril ile başlayıp 1932’de The Port of Peril ile biter. Mars Serisi ise iki kitaptan oluşmaktadır. 1933 yılında The Swordsman of Mars yayımlanır, aynı yıl ise serinin ikinci kitabı olan The Outlaws of Mars gelir. Kline ile Burroughs arasında bir edebi savaşın bulunduğu söylenir, güya iki yazar da bu serileri birbirlerinin alanlarını işgal etmek için yazmıştır. Bu söylentiyi ilk dile getiren, türe adını da veren Donald A. Wollheim’dır. Wollheim’a ileriki yıllarda kaynağı sorulduğunda gayet rahat bir tavırla, “Ben uydurdum!” demiştir.

Robert E. Howard da Burroughs’un takipçilerinden biridir. Onun macera dolu romanlarını okuyan Howard yazara hayran kalmıştır. Almuric adlı bir kitap kaleme alan Howard, bu eserini hayattayken yayımlayamadı. Ölümünden üç sene sonra, 1939’da Weird Tales dergisinde tefrika edilerek yayımlandı. Almuric’in aslında Howard’a ait olmadığı ve menajeri Otis Adelbert Kline tarafından yazılarak Robert E. Howard adıyla piyasaya sunulduğu söylentisi de mevcuttur, fakat bu iddiaların altı hiçbir zaman doldurulamamıştır. Almuric’te ana karakter Esau Cairn bir boksördür ve politikacının teki ondan pis işlerini yapmasını, çok para verebileceğini söyler. Cairn adamı döver ve hastanelik eder. Artık herkes onu aramaktadır, ışınlanma makinesi olan bilim insanı arkadaşının yanına kaçan Cairn, onun teşvikleriyle uzay yolculuğu yapmaya ikna olur. Makine onu Almuric adlı bir gezegene ışınlar ve Cairn burada Gura adlı bir halkla tanışır. Guralar içinden insana benzerliğiyle dikkat çeken Altha adlı bir kadına gönlünü kaptırır.

Tür artık o kadar ünlüdür ki bilimkurgu denilince ilk akla gelen şey kılıçlarla dövüşen ve sonunda sevdiği prensese kavuşan adamlar akla gelmeye başlar. Bu patlamayla birlikte altmışların ortalarından başlayarak yetmişlere kadar Burroughs’un yazım tarzını temel alan taklitler peşi sıra gelir. Pek çok yazar onu taklit ederek kendi Kılıç ve Gezegen kurgularını kaleme alır. Bunların arasında kimler yoktur ki? Lin Carter, Michael Moorcock, Gardner F. Fox, Arkady ve Boris Strugatsky, John Frederick Lange… Sonuncusunun yazdığı Gor serisi, aralarında en uzun ömürlü olanlardandır. 80’li yıllardan itibaren türe olan ilgi azalmaya başlar ve o tarihlerden itibaren genişletilmiş Dray Prescot serisi kitapları ve Gor serisinin devam kitapları dışında kayda değer eser verilmez. Bu yıllarda birkaç istisnadan söz etmek mümkündür. SM Stirling’in 2006 yılında yayımlanan The Sky People’ı ve 2008 yılında yayımlanan In the Courts of the Crimson Kings’i dışında, 2007 yılında Charles Nuetzel’in yazdığı Torlo Hannis of Noomas ve daha önce Charles Allen Gramlich tarafından kaleme alınan Talera üçlemesi de aynı yıl yayımlanmıştır.

Türün Dinamiği

Edgar Rice Burrougsh büyük ölçüde Kılıç ve Gezegen alt türünün dinamiklerini belirlemiştir. Burroughsian olarak adlandırılan bu edebi tarzın bir kısmı, Barsoom serisinin öncesinde yazılan Across the Zodiac: The Story of a Wrecked Record ve Lieut.Gullivar Jones: His Vacation kitaplarından ileri gelmektedir. Dünya’da yaşayan ve aynı zamanda çoğunlukla anlatıcı olan ana karakter, genelde hikâyesinin yazıldığı dönemde yaşamaktadır. Karakterimiz ya bir bilim insanı ya da askerdir. Hiç olmadı, bunlardan birisiyle arkadaştır ve bilimsel yollarla Dünya’dan ayrılarak Mars’a, Venüs’e ya da başka bir gezegene gönderilir. Söz konusu bilimsel yollar zaman yolculuğu, ışınlanma, teleport ve astral seyahat olabilir, ancak yazar okuruna bilimsel yöntemin kurgusal dünyasında o kadar da yaygın olmadığını açıklamalıdır. Bunun içindir ki yönteme erişimi olan kişi bilim insanı ya da asker gibi yetkili biri olmalıdır. Yeni bir gezegene giden kahraman burada Dünya’dan daha geride olan, barbarlık çağındaki bir uygarlığın ortasına düşer ama bir yandan da bu uygarlığın teknolojik olarak daha yüksek bir medeniyet dönemi geçirdiğini anlar. Çünkü hikâyede sık sık yüksek teknoloji içeren cihazlara rastlanmaktadır. Yabancı gezegenin fiziksel, kimyasal ya da biyolojik özelliklerinin yaşanabilir bir dünyanın koşullarına ilişkin herhangi bir bilimsel anlayışı takip etmesine gerek yoktur. Genel olarak koşullar Dünya ile benzerdir; ancak farklı sayıda uydu, farklı renkte Güneş veya alışılmış dışında renklere sahip toprak ile karşılaşılabilir. Kahramanımızın bu gezegene gelince edindiği insanüstü güçleri, yerçekiminin Dünya’dan daha düşük olması gibi bir nedene bağlanabilir. Yine de saydığımız unsurlar kurguda bulunmuyorsa bu da göz ardı edilebilir.

Sert ve cesur erkek kahramanımız, yabancı gezegende ya birbiriyle savaşan iki halk bulur ya da zorba bir yönetici tarafından sömürülen tek bir halk ile karşılaşır. Her iki durumda da kahraman, insana benzeyen ve halkının en güzel dişisi olan bir kadına âşık olur ve onun halkının yanında saf tutar. Genelde âşık olunan kadın, daha sonra o gezegenin prensesi çıkar. Sonrasında âşık olunan güzel kadın, ya halkının düşmanı diğer halk tarafından kaçırılır ya da zorbalarca alıkonulur. Böylece kahramanımız kılıcını kuşanır ve yollara düşerek sevdiğini kurtarmaya girişir. Az gider uz gider, elverişsiz ve ıssız topraklardan geçer, çeşitli yaratıklarla dövüşür, kayıp uygarlıkları keşfeder, acımasız tiran ve diktatörlerin zulmettiği şehirlerle karşılaşır. Her seferinde görkemli kılıç dövüşlerine girerek rakipleriyle yüzleşir, hapislere düşer, cesurane bir tavırla hapisten kaçıp kader ortaklarını kurtarır ve yoluna çıkanları kılıçtan geçirir…

İşte Kılıç ve Gezegen tam olarak budur.

Hazırlayan: Emrecan Doğan

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

babylon 5

Babylon 5’ı Bir TV Efsanesi Yapan 5 Neden

Babylon 5, Star Trek veya Star Wars kadar adı geçmese de başı sonu önceden planlanmış …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin