bilimkurgu kulubu

Edebiyat Üzerine bilimkurgu edebiyat

Tarih: 9 Eylül 2019 | Yazar: Ayşegül Yalvaç

0

Kara Bahtlı Kem Talihli Bilimkurgu Yazarları

Yıllardan beri “Türkiye’de bilimkurgu sineması neden gelişmiyor?” sorusu üzerine tartışmalar dönüyor. Konu sinema değil ama tartışmaların ucu bir şekilde bilimkurgu edebiyatına dokunuyor. Şahsen Türk sinemasının bir bilimkurgu yapımını finanse edebilecek kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum. Hatta şunu da ekleyeyim: Şayet kapasite konusunda yanılıyorsam, Türk sineması bu kapasiteyi tedarik edebilecek bütçeye sahip. Genellikle bu sorunun yanıtı, ”bu türden bir yapımı hayata geçirecek şartların eksikliği” şeklinde oluyor. Kimileri ise ”Türkiye’de bilim gelişmiyor, bilimkurgu nasıl gelişsin?” diye düşünüyor. Burada bilimin gelişmemesinden kasıt nedir tam olarak bilmiyorum. Teknoloji kapasitemiz kısıtlı olabilir. Belki de akademiden icat beklentileri karşılanmıyordur. Fakat benim fikrime göre bu önerme doğru olsun, yanlış olsun, bilimkurgu edebiyatının veya sinemasının gelişmemesinde temel neden değildir.

Bilimkurgu sineması gelişmiyor, bunun birinci nedeni bilimkurgu edebiyatı ile sinemanın kopukluğu. Türkiye’de bilimkurgu edebiyatı var, bilimkurgu yazan yerli yazarlar var, fakat bu yazarların hikayelerinden ortaya çıkarılmış bir senaryo yok. Bu da bence yerli yazarların iyi veya kötü yazmasıyla hiç ilgili değil. Bence hikayelerin gün yüzüne çıkmaması veya senaryolaşmamasındaki en büyük engellerin başını ön yargı çekiyor ve ön yargıyı tek düze bakış açısı izliyor. Bunların hemen akabinde ise baskı altına alma, kısıtlama ve sınırlar çizme sorunu geliyor. Bunlar şahsi fikirlerim, yanılıyor olabilirim ve zıt fikri olan varsa, nedenleriyle bana ulaşırsa seve seve dinlerim. Özetle fikrim üzerinde sabit değilim, tartışmaya ve başka pencereden bakmaya açığım.

sinema ve edebiyat

Engellerin başında ön yargı geliyor dedim. Biraz açıklamak isterim. Öncelikle Türk edebiyatında bilimkurgunun varlığını yok saymak ve hatta mevcut yazarların eserlerine ”ben bunu yapabilir miydim?” diye kendine sormadan burun kıvırmak bir ön yargıdır. Kimler yapıyor bunu? “Türkiye’den bilimkurgu çıkmaz” diyenler liste başı ve her iddiasına varım, yerli bilimkurgu okumamışlardır. Sabır gösterip, bir eseri veya küçük bir öyküyü bile sonuna varmadan, “saçma” deyip kenara atmak ön yargıdır. Bilimkurgunun da türleri vardır. Mesela fantazya ile iç içe geçebilir. İşin içine fantazya girdiği zaman ”saçma” yargısı göreceli bir hal alır. En popüler bilimkurgu yapımlarından birinde bilimkurgu fantazya ile iç içedir. Star Wars fantazyasız kurgulanabilir miydi? Hiç gitmediğimiz, hiç bilmediğimiz hayatların, yaşam formlarının, gezegenlerin, yıldızların hikayesi yalnızca fantazya yardımı ile anlatılabilirdi. Bu nedenle, son derece hızla geri bildirimlerin kişilere yapıştığı günümüz dünyasında şimdi “Star Wars bilimkurgu mudur?” tartışmaları da doğdu. Oysaki üzerine uzunca bir düşünmek lazım. Hızlı geri-bildirim düşünmenin sonucu değildir ama…

Bir diğer sorun bilimkurguya yönelik bakışların sabit bir açıdan gelmesi, tekdüzeliği. Bahsettiğim tam olarak şudur; “Jules Verne geleceği gördü, bilimkurgu edebiyatı daima geleceği görmüştür. Kubrick bize uzay dersleri verdi adeta. Bilimkurgu böyle olmalıdır.” Fakat herkesten Asimov veya Jules Verne olmasını bekleyemezsiniz. Zamanın ötesinde yaşamış, tarihe geçmiş insanlardan bahsediyoruz. Bu noktadan bakarak, yeni yazarların meydana çıkmasını engellersiniz. Korkarak saklanırlar, eserlerini kendilerine saklarlar. Ben bir mühendis olarak Da Vinci ile kıyaslanırsam mesleği bırakabilirim (Bu arada Da Vinci gözümde mühendistir de). Şimdinin yazarından da Jules Verne kadar iyi olmasını beklememeliyiz. Kaldı ki bugün ile Jules Verne dönemi arasında büyük farklar var. Gelecek tamamen asla bilinmez, gelecek ön görülebilir ama yaşadığımız dönemde sıklıkla su kaynaklarımızın tükeneceğinden, Mars’a taşınma telaşesinden, açlıktan, kıtlıktan, küresel ısınmadan bahsediyoruz. Bu şartlarda keskin tahminler yapmak da öyle kolay değil. İleri görüşlü insanlar var. Bu insanlar kendilerini acımasızca eleştirenlerden de ileri görüşlü. Fakat anlaşılmadıklarında ne olur? Ortaya çıkmazlar, kimseye ulaşamazlar. Bu nedenle yazardan geleceğe dair akla yatar tahmin beklentisi kabul edilebilir olsa da anlaşılamaması yazarın piyasadan süpürülmesiyle sonuçlanınca kalpsizliktir.

Evet anlaşılamama durumu olabilir. Yeni bir yazar hakkında hiçbir fikrimiz yoktur. Zihninde ne tasarlamıştır ne şekilde yazıya dökmüştür, düşünmeye de yanaşmayız, “saçmalamış” deriz. Örneğin Futurama‘da kariyer çipi diye bir kavram var. Kişilere çip takıyorlar. Böyle bir şey 3000’li yıllara dair bir öngörü müdür, yoksa bir mecaz mıdır? Yerli bir yazar, karakterlere çip taksa ne düşünürdünüz?  Seneler önce sıklıkla dönen bir muhabbet vardı. Şöyle söylerlerdi: “Bir gün her insana çip takacaklarmış, o çiple yaptığı her şeyi kayıt edip, izleyebileceklermiş.” Bakın bu oldu. Bu son yıllarda olan bir şey. Evet, bir çip var üzerimizde. Akıllı telefonunuz sizin çipiniz. İşte bilimkurgu her zaman geleceği görmek zorunda değil. Jules Verne denizaltını hayal etti diye yeni bir yazar başka gezegenlerdeki fizik kurallarını kestirmek zorunda değil veya ileride insanları kontrol eden cihazın tam olarak ne olacağını anlatmakla yükümlü değil.

Öyleyse bilimkurguda mecaz var. Futurama’daki kariyer çipi üzerinden bugünü düşünürsek (Aslında Futurama yıl 3000 ama), kurgulayanın mantık dışı, olmayacak bir şey yazdığını söylemek çok zorlayıcı olur. Bugün insanların ne işle meşgul olacağına tam olarak karar veren bir sistem yok, ama bugün insanların ne okuyacağına, ne yiyeceğine, ne izleyeceğine yönelik sinsi baskı yapan bir sistem var. Burada yalnızca pozitif bilimler değil, sosyoloji ve psikoloji de kullanılıyor. Neden olmasın? Şöyle ki: Netflix‘e girdiğinizde sıklıkla aynı içerik ilk olarak ekranınızda beliriyor. Kitap alışverişi için ziyaret ettiğiniz site ekranda sıklıkla aynı kitaplarla karşılaşmanızı sağlıyor. Kitaplarla buluştuğunuz kitapçılarda da her kitabı rafların içinde aramanıza gerek yok. Kimileri hep göz önünde. Durum bu şekildeyken, kimi zaman seçimleriniz sizin seçimleriniz olmayabiliyor. Öyleyse Futurama’daki gibi, bir gün hangi kariyeri seçeceğinize, hangi becerileri geliştireceğinize neden birileri karar vermesin? Bu ille de bir cip ile olacak değil. Ama yeni bir yazarın bu tarz konularda mecaza girme şansı kalmıyor. O zaman şans verilmiyor aslında. “Bilimkurgu çıkmıyor” ya da “gelişmiyor” demek belki de yanlış.

Ve son olarak kısıtlamalar, sınırlamalar, baskı yazarın saklanıp kabuğu içinde yazmasına sebep veriyor. Gerçi bu noktaya vardıysak iyi. Yani ön yargısız birileri kitabı aldı okudu ve sonra eleştirdi, beğenmedi aşamalarında sorun kalmadı ama yazar kendisi ortaya çıkmıyor aşamasındayız. Bilimkurgu anlayışımızı ön yargı ve şartlandırmalar sınırlıyor. Çünkü beklenti çizgiler çekmiş durumda: “Bilimkurgu, bilimi, geleceği, teknolojiyi kurgulamalı. Bilim kurgu saçma olmamalı.” Kime göre, ne şekilde saçma sorusu yanıtsız kaldıkça bu ”yazma” tabelası dibinde çizilmiş kırmızı kalın bir çizgi. “Bizden bilimkurgu yazarı çıkmaz, bizde bilim yok ki”. Burun kıvırmanın yarattığı bir baskı bu. Bu başka bir deyişle kibarca ”yazma döveriz’‘ demek. Şimdi yazar üzerinde bu yük varken, ortaya çıkması zor. Eser çıkarması da zor. Yönetmen ve yapımcı da aynı baskı altında. “Kimse beğenmeyecek, hızlıca, düşünmeden geri bildirim yapacak” endişeleri var. Cesareti kıran bir oluşum var.

Bir de çoğu zaman bilimkurgu sineması bilimkurgu edebiyatından besleniyor. Öyleyse bilimkurgu eserleri yayılmazsa, çoğalmazsa sinemanın bu konuda karnı guruldayacak. Bununla birlikte bilimkurguyu kalıplara sokmayan, farklı açılardan bakabilen, anlamaya açık kişiler de var. Onlara teşekkür etmek lazım. Onlar sayesinde okuyabildiğimiz, gün yüzüne çıkmış yerli ve yeni yazarlar var. Bilimkurguyu yorumlamak bence kişinin geleneksellikten, klişelerden ve geçmişten uzak tutarak düşünmesini gerektirir. Bugün Jules Verne zamanı değil. Bilimkurgu yazarlarının da kendine güvenmesi gerekiyor. Yeni düşüncelere gelen tepkiler çoğu zaman eleştirel olur. Bunu kabullenip üstesinden gelmek lazım. Siz yeni fikirlerden, tasarlamaktan, hayal etmekten hoşlanıyor olabilirsiniz, ama tarih boyunca toplumlar için bunu söylemek mümkün olmadı. Kimin hikayesinin ne kadar görünür olacağı üzerinde yazarların kontrolü çok az, ama en son okuduğum yerli ve yeni yazarların hikayelerinden yola çıkarak umutlu olduğumu söyleyebilirim.

Hazırlayan: Ayşegül Yalvaç

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Çevre mühendisliği eğitimi aldı. Şu anda özel sektörde mesleğini kıyısından köşesinden icra ediyor, artan zamanında da suyun yeniden kullanımı üzerine ABD’de bir laboratuvara danışmanlık yapıyor. Bunlara ve berbat bir zaman yönetimi olmasına rağmen okumaya, gezmeye, yazmaya, izlemeye çalışıyor. Yazarın hayal gücüne hayran bırakan her hikâyeyi okumaktan, dinlemekten ve/veya izlemekten hoşlanıyor. Paylaşmayı seviyor. En çok da düşünceleri paylaşmayı…