bilimkurgu kulubu

Edebiyat Üzerine

Tarih: 1 Aralık 2018 | Yazar: Alp Kütükçü

0

James Gunn: Bilimkurgu Dünyayı Kurtarabilir mi?

Bilimkurgu türünün altın çağının son temsilcilerinden James Gunn’a göre en azından yardımcı olabilir.

Merkür’ün yüzeyinde robotların gezindiği, Antarktika’nın buzullarından devasa bir uzaylının çıktığı ve galaksideki 25 milyon gezegene hükmeden bir imparatorluğun varolduğu sihirli bir zaman vardı: Bilimkurgunun öncülerinden Isaac Asimov ve Robert A. Heinlein’ın ilk akıl-kurcalayıcı öykülerini yazdığı 1930-1940 arası dönem, yani bilimkurgunun “Altın Çağı”. Yeni edebi akımlar bilimkurgunun çehresini değiştirse de Altın Çağ’ın yaşayan son siması, 95 yaşındaki James Gunn, yazmaya devam ediyor.

Lawrence, Kansas’ın yerlisi olan Gunn, 1948 yılında Amazing Stories, Astounding Science Fiction (şimdiki Analog), and Galaxy gibi bilimkurgu okurlarına yönelik dergilerde kısa hikayeler yazarak kariyerine başladı. İlerleyen yıllarca onlarca kitap yazdı; 1962’de yazdığı The Immortals, televizyon dizisine uyalandı ve 1972 basımı şaheseri The Listeners, pek çok araştırmacıya Dünya dışı yaşamı arama konusunda ilham verdi. Büyük ihtimalle Gunn’ın en büyük başarısı, bilimkurguyu daha saygın kılmasıydı. Kansas Üniversitesi’nde bir profesörken, bir bilimkurgu merkezi açıp onlarca kitap ile doldurdu.

James Gunn (2008).

Mottosu “Hadi bilimkurguyla Dünya’yı değiştirelim!” olan Gunn, işini epey ciddiye alıyor. Gunn’a göre çoğu Altın Çağ yazarının bilimkurguyu yaymak gibi bir dürtüsü vardı. Yıldızlarası seyahati, garip uzaylıları ve güçlü makineleri betimleyerek bizi 20. yüzyılın tehlikelerinden korumaya ve gelecek için umut aşılamaya çalıştılar. 1940ların ortasında Gunn, kendi deyimiyle “Bilimkurgunun Altın Çağı’nın Büyük Dörtlüsü” Asimov, Heinlein, Theodore Sturgeon ve A.E. van Vogt’tan ilham aldı ve çok şey öğrendi çünkü bu dörtlü, bilimkurgunun her alanıyla ilgili yazıyorlardı.

Bütün bu eserleri basan ve Altın Çağ’ı başlatan kişi, 1957 yılında Astounding Science Fiction dergisinin editörü olan John W. Campbell’dan başkası değildi. Ayrıca Campbell, 1957 yılında The Thing From Another World isimli klasik bilimkurgu filmi olacak – Antartika’da bir uzaylıyı anlatan Who Goes There? – isimli öyküyü kaleme aldı. Campbell’ın zorlamaları ve öğütleri sayesinde derginin yazarları, bilimkurgu konseptini domine eden saçma Buck Rogers maceralarından vazgeçip fütüristik fikirlerin akıllı incelemelerine konsantre oldu. Heinlein’in bazı kitapları, Astounding dergisinde seri haline getirildi. Asimov’un robotlar ve galaktik imparatorluklar hakkındaki öyküleri ise Ben, Robot ve Vakıf serilerinde derlendi. Gunn’ın en erken öyküleri de aynı tarzdaydı; bazılarında uzaylı türleri arasındaki iletişim zorluğu üzerinde durdu ve bu temaya The Listener’da geri döndü.

Robert A. Heinlein, Isaac Asimov, Lyon Sprague de Camp 1975.

1950lerin ortalarında çoğu bilimkurgu dergisi iflas etmişti çünkü Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’de, James Gunn’ın ise The Joy Makers’ta yaptığı gibi en iyi yazarlar, geleceğin sosyolojisini incelemeye almışlardı. 1960lar ve 1970lerde Harlan Ellison ve Ursula K. Le Guin gibi bazı New Wave yazarları dolayısıyla bilimkurgu, daha edebi ve deneysel bir hal almıştı. 1980’den sonra kalan bilimkurgu dergilerinin okuma oranı düştü ancak basılan bilimkurgu kitabı sayısı her yıl artıyordu. Gunn, bu durum için diyor ki: “Ben başladığımda, basılan her şeyi okuyabiliyorduk. Şimdi ise bilimkurgu çok dallanıp budaklandı.”

Yıllar boyunca Gunn, kitaplar, kısa öykü derlemeleri ve antolojiler üretmeye devam etti. Geçtiğimiz yıl, Tor Kitapları Gunn’ın Transcendental trilojisindeki üçüncü kitabı – Geoffrey isimli bir uzay gemisinin ve bir grup uzaylı ve insan yolcunun birbirlerine hikayeler anlattığı – yayımladı. Gunn’a göre en önemli yeni bilimkurgu akımı, iyi kadın yazarların yükselişi ve bu yükseliş, bilimkurguyu iyiye götürüyor. Ve ekliyor: “Bilimkurgu, insanları cesurca ve özgürce düşünmeye teşvik ediyor. Bu, insan ırkı için iyi bir şey.”

Etiketler: , , , , , ,


Yazar Hakkında

Çocukluğundan beri Küçük Yeşil Adam'ın peşinde. Wake up, Neo...