bilimkurgu kulubu

Edebiyat Üzerine Isaac Asimov

Tarih: 20 Nisan 2019 | Yazar: Ahmet Boyraz

0

Isaac Asimov ve Anıları (2. Bölüm)

Tüm bu şöhret ve üretkenliğin kaynağı neydi? Sayısız kitap ve öykünün oluşturduğu bir zirvede adeta ölümsüzleşen Asimov, kendisinden bu denli bahsedileceğini hiç düşünmüş müydü? Ya biz okur kitlesi; doya doya okuduğumuz ve kendisinden övgüyle bahsettiğimiz Isaac Asimov’un yazarlık kariyerinin arka planını hiç merak ettik mi?

Asimov, birbirinden farklı alanlarda yazmış olmasına rağmen daha çok bilimkurgu romanlarıyla ve popüler bilim kitaplarıyla tanınan bir yazar. “Isaac Asimov ve Anıları” yazı dizimizin bu ikinci bölümünde, Asimov’un çocukluk yıllarını, yazarlığa adım atışını, eserleri ve yaşamı hakkında bilinmeyenleri yine kendi kaleminden derlemeye devam ediyoruz…

Asimov ve Annesi

Anna Berman Asimov. 1930’lar. Brooklyn

Sayısız kitap yazan Asimov’un üretkenliğini bir yana bırakarak nasıl bu kadar iyi yazdığını düşünmeye ne dersiniz? Elbette etkilendiği kişiler olacaktır. Ama en büyük pay annesinde gibi görünüyor.

 Annemle babam şekerci dükkânını sattıktan sonra, annem akşam okuluna gidip yazmayı öğrenmeye karar verdi. Tabii Yidiş ve Rusça yazmayı mükemmel biliyordu ama bu dillerin ikisinde de Latin harfleri kullanılmaz. İngilizce nasıl yazılacağını öğrenmesi gerekiyordu.

İşi çok çabuk kapan annem kısa süre sonra bana İngilizce harflerle özene bezene yazılmış kısa mektuplar gönderir hale gelmişti. Akşam okulundaki öğretmenlerinden biri sonunda bir gün yüzünü kızartıp anneme (Asimov ailesi fertlerinin deyimiyle) o Meşum Soru’yu sormuştu.

‘’Afedersiniz, Bayan Asimov’’ demişti, annemi koridorda durdurarak, ‘’Acaba Isaac Asimov’la herhangi bir akrabalığınız var mı?’’

Bir metre elli santim boyundaki annem bu soru üzerine gururla dimdik durarak, ‘’Evet, var. Kendisi benim çok sevgili oğlumdur’’ cevabını verir.

‘’İşte!’’ der öğretmen, ‘’Nasıl bu kadar iyi yazdığınız şimdi anlaşılıyor.’’

‘’Anlamadım’’ der annem buz gibi soğuk bir tavırla, ‘’Asıl onun nasıl bu kadar iyi yazdığının şimdi anlaşılması lazım.’’

500 Dolarlık Konuşma Teklifi

Okula gittiğimde beni bir mektubun beklediğini gördüm. 10 Kasım günü Cornwell Üniversitesi’nde bir konuşma yapmamı talep ediyorlardı… (karşılık olarak) beş yüz dolar teklif sunuyorlardı. O güne kadar bir konuşma için birisine bu kadar büyük bir meblağ teklif edildiğini ne görmüş ne de işitmiştim; olsa olsa yazım hatasıdır, elli yerine yanlışlıkla beş yüz yazmışlardır diye düşünüyordum. Cevap yazıp, ‘’Bir yanlışlık olmuş herhalde, eminim elli dolar demek istemiştiniz’’ demek de olmazdı. Bu da kendimi değersiz gördüğüm anlamına gelirdi.

Epey bir tereddütten sonra , son derece resmi bir dille şöyle bir cevap verdim: ‘’Teklif etmiş olduğunuz beş yüz dolar karşılığında… büyük mutluluk duyarım.’’ Tekliflerini kabul ettiğim için sevinç çığlıkları atarlarsa her şey yolunda ve konuşmaya gidiyorum demekti. Yok, sıkıntılı açıklamalarla dolu bir yanıt gelirse konuşma filan olmayacak demekti.

Sevinç çığlıkları dolu bir yanıt geldi.

Huylu Huyundan Vazgeçmez

Isaac Asimov, kendinden sürekli bahsederken gençlik yıllarında her zaman çok bilmişliğini herkese gösterme gibi bir huyu olduğunu söyler. Bu huyu yüzünden etrafındaki kişiler tarafından pek sevilen bir tip olmadığını da belirtir. Asimov bu huyundan büyük ölçüde sıyrılır sıyrılmasına, fakat bazen dürtülerine engel olamadığını da itiraf eder.

Bir partide, biri öyle ortaya, troilizmin ne olduğunu bilen var mı diye sordu.

Ben hemen, ‘’Tabii var, üç kişiyle yapılan seks’’ dedim.

Soruyu soran kişi biraz bozguna uğramış gözüküyordu. Ardından şu soruyla devam etti, ‘’Ah, peki kelimenin kökünün nereden geldiğini biliyor musunuz?’’

Bari kibarlık yapayım da bu defa o bir şeyler söylesin diye düşündüm ve ‘’Nereden geliyor?’’ diye sordum.

‘’Troilus ve Cressida’da, Troilus’un Cressida’yı Diomed’le sevişirken seyretmesinden gelir’’ dedi.

‘’Bir kere’’ dedim, ‘’Troilus bu sahneyi zevk alarak seyretmemiştir; gördükleri yüzünden kalbi kırılmıştır. Ve kendisi bu eyleme kesinlikle iştirak etmemiştir. İkincisi Odysseus da orada bu sevişmeyi izleyenler arasındadır ve bu da kişi sayısını üç değil, dört yapar. Ve üçüncüsü de, ‘troilizm’in Fransızcada ‘üç’ anlamına gelen trois sözcüğünden geldiğini düşünmek çok daha kolay bir yaklaşım olacaktır.’’

Tam bir ‘huylu huyundan vazgeçmez’ davranışıydı. Hele gençken, ortalıkta sürekli böyle küstahça hava atar dururdum; ancak savaştan sonra bu huyumu terk ettim, ki bence kimse tarafından sevilmeyen gençten, sayılıp sevilen orta yaşlı bir adama dönüşmemdeki başlıca etken budur. Gelin görün ki, bugün bile bazen yapıyorum işte.

Bilimsel Bir Kitap – İnsan Vücudu

Isaac, daha çok bilimkurgu romanlarıyla tanınan ve ünlenen bir yazardı. Bilimkurgu romanlarının yanında en çok eğlendiği zamanlar ise bilimsel bir makale ya da kitap yazdığı anlardı. Houghton Mifflin’deki orta yaşlı bir kadın editörle, İnsan Vücudu kitabındaki metne çizimlerini yerleştirmeye çalışırken ortaya çıkan komik durumu anlatmadan geçemiyor Asimov.

Nihayet, erkek üreme organının çizimine geldiğimizde, düşündüm, taşındım ve şöyle dedim, ‘’Bak ne diyeceğim Helen, gel istersen bu sefer yavaş yavaş, önce kolaydan başlayarak gidelim. Mesela bu penisi tam şuraya koyalım. (Çizimdeki bölümlerin karşılıklarından bahsediyorum.)

Her zamanki ses tonumla –ki elli metreden cam titretir- konuşuyordum ve ben daha bu cümleyi söyler söylemez koca bürodan çıt çıkmaz olmuştu. Sanki koskocaman bir televizyon seti çalışıyordu da, birden çat diye kapanıvermişti. Ansızın etrafı kaplayan bu derin sessizlikte oturduğum yerde şaşkın, öylece kalakaldım.

Sonunda, kapının arkasında bir baş uzanmaya başladı ve bu baş, sanki orada olup bitenleri görmekten korkarcasına, küçük küçük ilerledi, ta ki bir gözü meydana çıkana kadar; başın sahibi Austin’den [Austin Olney, Houghton Mifflin Çocuk Kitapları bölümü başkanı] başkası değildi.

‘’Vay, kimmiş dersiniz? Isaac’miş, Isaac’’diye etrafa ilan etmesiyle insanlar da odaya doluşuverdiler.

‘’İşle ilgili bir konuşmaydı’’ diye acı acı bağırdım. ‘’Tamamen işle ilgili bir konuşmaydı. Şekilleri numaralandırıyorduk. Hiçbir art niyet yoktu diyorum size.’’

Ancak herkes sanki zina yaparken suçüstü yakalanmışız gibi bir tavır içindeydi, benim de suratım sıkıntıdan alı al moru mor hale gelmişti. Helen’da ise en ufak bir kızgınlık belirtisi dahi yoktu. Gayet kendinden emin ve sakin bir şekilde gülümsemekle yetiniyordu.

Kızı Robyn’in Babasının Kitaplarından Birini İlk Okuyuşu

Bir keresinde bana gelip, büyük bir üzüntüyle okuyacak kitabı kalmadığını söyledi.

‘’Benim öykülerimden birini oku,’’ dedim.

‘’Seninkiler çocuk öyküleri değil ki’,’ dedi.

‘’Küçük bir oğlan çocuğuyla ilgili bir öyküm var,’’ dedim, ‘’Ona ne dersin?’’

‘’Nerede?’’

Gidip ona Dokuz Yarınlar kitabını getirdim, ‘’Küçük Çirkin Oğlan’’ adlı öyküyü açtım ve ‘’Al bakalım Robyn, öykü burada işte,’’ dedim.

Koşa koşa odasına gitti, arada sırada kaçıncı sayfada olduğunu ve öykünün ne kadar güzel olduğunu söylemek için çıkıp yanıma uğruyordu. Sonra bir ara yanıma uğramaz oldu ve uzun bir aradan sonra odasından dışarı adım attığında, ağlamaktan kıpkırmızı olmuş şiş bir suratla bana gelip, ‘’Sonunun kötü bittiğini söylememiştin ama ban-a-a-a!’’ diyerek tekrar gözyaşlarına boğuldu.

Bir baba olarak tabii ki hemen onu kucaklayıp teskin etmiştim ama bir yazar olarak sevinçten havalara uçmuştum.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1993'de Adana'da doğdu. Futbol ve Bilimkurgu hastası. Bilimkurgu konusunda üretmekten çok tüketme eyleminde olsa da bunu tersine çevirmek için elinden geleni yapıyor.