bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 24 Eylül 2015 | Yazar: İsmail Yamanol

0

Dünya’dan Kaçış: Nemesis

Isaac Asimov’un, ölümünden sadece üç yıl önce tamamlayabildiği ve Altın Kitaplar tarafından dilimize “İntikam Tanrıçası: Nemesis” adıyla çevrilen roman, özellikle akıcı kurgusu ve içerdiği ağır bilimsel öngörülerle dikkat çeker. Her şeyden önce Asimov, “Nemesis” adı verilen ve “Güneş’in keşfedilemememiş kötü ikizi” olarak dillendirilen bir astronomi efsanesinden yola çıkarak, okuması son derece keyifli bir romana imza atmayı başarmıştır. Kitaba geçmeden önce bu efsaneden kısaca bahsetmekte de yarar var: Öteden beri birtakım kimseler, Oort Bulutu‘nun ötesinde Güneş’e ikiz sayılabilecek bir cüce yıldız olduğunu ileri sürmektedirler. İddialarına göre bu gökcismi, bir kırmızı cüce ya da kahverengi bir gaz devidir ve belirli aralıklarla Güneş’e yaklaşarak doğal felaketlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Hemen belirtelim ki, gelişmiş kızılötesi teleskoplar kullanılarak yıllar süren araştırmalar yapılmış ve böyle bir gök cisminin var olmadığı kesin olarak ortaya çıkartılmıştır. Buna rağmen bazı komplo teorisyenleri, söz konusu iddialarını körü körüne savunmaya devam etmektedirler. Ancak aynı zamanda bir bilim insanı da olan Asimov, her ne kadar bilimsel dayanaktan yoksun olsa da bu efsaneden iyi bir bilimkurgu eseri çıkarılabileceğini fark ederek kolları sıvar.

tumblr_l5izv7SXrz1qzyhb5o1_1280

Güneş’in hayali ve kötü ikizi: Nemesis.

Romanın geçtiği gelecekte insan nüfusu önlenemez bir şekilde artmış ve Dünya neredeyse yaşanmaz bir yer haline gelmiştir. Kaynak sıkıntılarına bağlı olarak sefaletin had safhaya ulaşması, akabinde toplumsal düzeni de altüst etmiştir. Ancak bu karanlık geleceği önceden öngörmeyi başaran küçük bir azınlık, Güneş Sistemi’nin çeşitli yerlerine dağılmış uzay kentleri inşa etmişlerdir. Sayıları bir düzüne kadar olan ve adına “Yerleşim Birimleri” denen bu uzay kentlerinde yaşam, Dünya’ya nazaran daha iyi ve konforludur. Her ne kadar tamamen Dünya ile bağlarını koparmamış olsalar da, büyük ölçüde özerk bir statü de kazanmışlardır. Ayrıca bilim ve teknolojide de dünyadan daha ileridirler. Bu yerleşim birimlerinden biri de Rotor‘dur. Rotor’un idealist başkanı Janus Pitt, insanlıkla tüm bağlarını koparmak ve galaksinin uzak bir köşesinde yepyeni bir uygarlık modeli geliştirmek amacındadır. Rotor bilim insanlarının ışık hızı motorunu icat etmesi de onu iyice cesaretlendirir; ancak ortada bir sorun vardır: Nereye gidilebilir? Işık hızı motoru çok önemli bir buluş olsa da sunduğu nimetler sınırlıdır. Çünkü hiç durmaksızın ışık hızında yol almak imkansızdır. Yolculuğa sık sık ara verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla en yakın yıldıza ulaşmak bile uzun yıllara mal olacaktır. Aynı zamanda böyle bir yolculuğun çok ciddi tehlikeleri olduğu da açıktır.

İşte tam bu sırada devreye Rotor’un başarılı bilim kadınlarından Eugenia Insigna Fisher girer ve yaptığı bir keşifle Başkan Janus Pitt’in nihai kararı vermesine yol açar. Zira Eugenia, Alfa Centauri‘nin yarı mesafesinde olan bir yıldızın varlığını keşfetmiştir. Keşfettiği bu yıldıza ise, mitolojiye uygun olarak Nemesis adını koyar. Artık Rotor’un gidip sığınabileceği yeni güneş sistemi belli olmuştur. Rotor, dünyaya ve diğer yerleşim birimlerine haber bile vermeden bir gün ansızın yolculuğuna çıkar. Işık hızı motorunun keşfinden haberi olmayan diğerleri ise Rotor’un nereye gittiğini ve bunu nasıl başardığını anlayamaz. Rotor gerçekten de iki yılı aşkın bir yolculuğun ardından Nemesis’e ulaşır. Nemesis Sistemi, Megas adı verilen bir gaz devi ve bu gaz devinin bir uydusu olan Erythro’dan oluşmaktadır. Her ne kadar burada yaşama elverişli bir gök cisminin olmayışı hayal kırıklığı yaratmış olsa da Pitt, sonunda amacını gerçekleştirmiş ve Rotor’u tüm insanlıktan izole bir koloni haline getirmeyi başarmıştır. Ancak Dünya, Rotor’un peşini bırakmaya niyetli değildir!

erythro_by_guimero64-d5r85x4

Gaz Devi Megas’ın Uydusu Erythro’dan bir görünüm.

Romanda, Vakıf Serisi‘nden aşina olduğumuz Gaia kavramının daha değişik ve ilkel bir örneğini görmek mümkündür. Asimov her ne kadar bu romanın Vakıf ve İmparatorluk serileri ile bir bağlantısı olmadığını açıklamışsa da, özellikle kitabın sonunda Hari Seldon‘a yapılan gönderme gözden kaçmamıştır. Yine Eugenia’nın çirkin ve genç kızı Marlene Fisher, sahip olduğu sıra dışı yeteneği ile akıllara İkinci Vakıf bireylerini getirmektedir. Crile karakteri ise, romanın aksiyon ve entrika yönünü besleyen en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Eser, dönemine göre radikal sayılabilecek bazı astronomi tahminleriyle de dikkat çeker. Ne ilginçtir ki yayımlanmasından kısa bir süre sonra, kitaptaki kimi astronomik öngörülerin doğru olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır; ama 1992 yılında gezegene veda eden Asimov, bunu asla görememiştir.

Öte yandan roman, aynı zamanda bir aile dramına da odaklanır. Parçalanmış bir aile, babasız büyüyen ve olağanüstü yeteneklere sahip bir kız çocuğu, pişmanlıklarıyla yaşamak zorunda kalan ebeveynler… Roman bu yönüyle, uzayın olanca soğuğuna rağmen, sıcacık insani taraflara da vakıftır ve “nereye giderse gitsin insan insandır” temasını gayet iyi bir şekilde işlemiştir.

nemesis_colors_of_space_red_by_ashmael

Yazıyı, Eugenia Insigna Fisher ile kızı Marlene Fisher arasında geçen bir diyalog ile sonlandıralım:

– Sizin “Yerleşim Birimi” dediğiniz; sekiz kilometre uzunluğundaki bu uzay hapishanesinden bıktım artık. Ben yerleşim birimi değil, büyük bir dünya istiyorum anne. Dünya gibi bir dünya istiyorum, anlıyor musun?

– Dünya mı? Sen burada doğdun, Dünya’da hiç yaşamadın ki. Dünya hakkında hiçbir bilgin yok senin.

– Dünya konusunda çok şey gördüm anne. Kütüphaneler Dünya hakkında filmlerle dolu.

(Evet, öyleydi. Yerleşim birimi başkanı Pitt, bir süredir bu tür filmlerin sansür, hatta yok edilmesi gerektiğini savunuyordu. Ona göre Güneş Sistemi’nden kopmak, kopmak demekti; Dünya hakkında yapay bir romantizme gerek yoktu. Kadın ona şiddetle karşı çıkmıştı, ama şimdi başkanın aslında haklı olduğunu düşünüyordu)

– Kızım o filmlerle bir yere varamazsın. Onlar nesneleri idealleştiriyorlar. Genellikle hep geçmişten, Dünya’da her şeyin daha iyi olduğu zamanlardan söz ederler, ama aslında hiçbir şey filmlerde göründüğü kadar iyi değildi.

– Aslında mı?

– Evet. Sen Dünya’nın neye benzediğini biliyor musun? Yaşanılmayacak bir çöplük! Bu yüzden insanlar orayı terk edip Yerleşim Birimleri’ne göçtüler. İnsanlar o korkunç dünyayı terk edip küçük uygar Yerleşim Birimleri’ne taşındılar. Kimse aksi yöne gitmek istemez.

– Dünya’da hâlâ yaşayan milyarlarca insan var ama…

– O yüzden yaşanılmaz bir çöplük ya zaten! Oradakiler de ilk fırsatta kaçacaklar!

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Amatör bir düş gezgini ve saplantılı bir bilimkurgu hayranı. Kuruculuğunu ve genel yayın yönetmenliğini üstelendiği Bilimkurgu Kulübü'nde at koşturmayı sürdürüyor. Daha mutlu, daha yaşanası ve daha özgür bir gelecek için…