bilimkurgu kulubu

Çizgi Roman

Tarih: 27 Şubat 2018 | Yazar: Sadık Efe Sarıtunalı

0

Robert Kirkman’ın Süper Kahraman Destanı: Invincible

Okuyucularımızın çoğu Robert Kirkman‘ı Dünya’da en çok izlenen dizilerden bir tanesine uyarlanan The Walking Dead (Yürüyen Ölüler) çizgi romanından hatırlayacaktır. Kurduğu Skybound Entertainment ile kurucularından sonra Image Comics‘e ortak olarak girebilen ilk ve tek kişi olan Kirkman, 21. yüzyıl çizgi romanının gidiş yönünü belirlemiştir. 2003 yılından beri devam eden ve 14 şubat günü yayınlanan 144. sayısı ile sonlanan Invincible, 25 ciltlik devasa bir eser. Uzun bir olay örgüsünde etkileyici twistler ve yan hikayelerle devam eden Invincible’ı bir süper kahraman çizgi romanından çok süper güçler ve uzaylıların olduğu bir bilimkurgu serisi gibi düşünebilirsiniz.

Çizgi roman, dünyanın en büyük süper kahramanı olan Omni-Man‘in oğlu Mark Grayson‘ı anlatıyor. Çizgi romanın devam ettiği süre boyunca Mark’ın büyümesini görüyoruz. İlk sayılarda 17 yaşında bir lise öğrencisi olan kahramanımızın güçlerini keşfetmesiyle Invincible adını alıp süper kahramanlara katılmasını görüyoruz. Geçen 15 yıl boyunca kahramanımızın liseden mezun olmasını, üniversitede okumasını, evlenip aile kurmasını, çocuklarının olmasını vb. takip ediyoruz. Kahramanımızla birlikte yan karakterler de büyüyor, değişiyor ve yaşlanıyor. Yani Invincible karakter gelişimi açısından pek çok edebi eserin üzerinde.

Omni-Man o evrenin Superman’i gibi. Zaten Invincible serisi, Superman’in bir çocuğu olması fikrinden doğmuş. Ama Kirkman’ın fikirleri dallanıp budaklanarak çok geniş bir esere dönüşmüş. Örneğin seride çok fazla kötü adam görmemize rağmen süper kahramanın düşmanıyla mücadelesini okuduğumuz bölümlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Daha çok süperlerin dünyasındaki sıradan yaşamı okuyoruz. Kirkman süper kahramanlara yeni bir bakış açısı getiriyor ama bunu Watchmen, Jupiter’s Legacy, Powers veya Irredemable gibi yapıbozumcu bir şekilde değil, Spawn’a yakın bir şekilde kaliteli ve uzun bir hikaye anlatarak yapıyor. Robert Kirkman serinin ortaya çıkışını şöyle özetlemiş:

“Cory ile oturmuş fikirler üretirken Superman’in bir çocuğu olsa ne olurdu diye düşündüm. Bu nereye varabilirdi ve Superman gibi bir babayla büyümek nasıl olurdu?”

Gördüğünüz gibi yazar daha hikayenin en başında Superman’i  bulunduğu tanrısal idol konumundan alıp bir aile üyesi haline getiriyor. Kendisi sözlerine ufak spoilerlar vererek devam ediyor.

“Hatta bir gün çocuğu Superman’in aslında kötü adam olduğunu öğrenebilirdi. Hikayemizde Mark büyürken babasını idolleştirmiş. Bir gün onun kötü adam olduğunu öğrenip hayal kırıklığına uğruyor.”

Burada Superman efsanesinin böyle bir twiste çok uygun olduğunu belirtmeliyim. DC evreninin kahramanlarını sorgulayan Kingdom Come çizgi romanından hatırlayabileceğiniz Mark Waid, Invincible’dan yıllar sonra Irredemable çizgi romanında o evrenin Superman’i olarak yarattığı Plutonian karakteriyle bu hayal kırıklığını işlemişti. Robert Kirkman ise temayı kahramanın en yakınındaki kişiye yani oğluna odaklanarak kullanıyor. Hikayenin devamında da orijinal fikirleri bırakmayan yazar bu defa “Babanız kötü adam olsa onu affeder misiniz?” veya “Bir kötü adam ne kadar kötüdür?” diye soruyor. Bu sorgulamalar bazen hikayenin felsefi yapısını Watchmen’e yaklaştırıyor.

Kirkman’ın uzun soluklu bir çizgi roman planlamasının ürünü Invincible. Ayrıca Kirkman’ın farklı tarzı ve anlatım diliyle de DC ve Marvel‘ın ana akım süper kahraman serilerinden ayrılıyor. Kirkman, The Walking Dead’de de olduğu gibi anlatmak istediklerini aile ilişkileri üzerinden işlemiş, baba-oğul ilişkisine önem vermiş ve kahramanın büyümesi / kendini tanıması gibi temalardan faydalanmış. Zaten iki çizgi romanı da okursanız benzer sahneleri görebilirsiniz. Ancak bu benzerlikler yazarın kendini tekrar ettiğini değil oturmuş bir tarzının olduğunu gösterir nitelikte. Zaten iki çizgi romanda da birbirlerine ve Kirkman’ın diğer işlerine göndermeler mevcut. Suratınızda gülümseme oluşturan bu göndermelerin bazıları oldukça bariz. Diğerleri ise bazen benzer sahneler, bazen ufak detaylar hatta kimi zaman da panel açıları sayesinde. Bu gizli göndermeleri keşfetmenin çok eğlenceli olduğunu söylemeliyim.

Yazar, hikayenin akışına göre kimi zaman yumuşamasına, belki bir aşk hikayesine dönmesine; kimi zaman da olabildiğince sertleşip vahşileşmesine, okuyabileceğiniz en kanlı çizgi romanlardan biri olmasına izin vermiş. Serideki bu çeşitlilik okuma zevkini arttırmakla kalmayıp çizgi romana bağlanmanızı, karakterlerle yakınlık kurmanızı, onlarla üzülüp onlarla sevinmenizi sağlıyor. Atom Eve ve Teen Team ekibi, Allen the Alien ve diğer uzaylılar, Mark’ın küçük kardeşi Oliver… Tüm bu karakterler biraz da yaşamlarının büyük bölümüne şahit olmanızın etkisiyle empati kurmakta zorlanmayacağınız karakterler. Özellikle Oliver için elimizde büyüdü desek yeridir. Tabi seri boyunca en iyi anladığımız karakter Mark’ın kendisi. Çünkü onunla henüz hiçbir şey değilken tanışıyor, bir nevi “büyük adam” olana kadar karakterimizin peşini bırakmıyoruz. Bu yoğun ve derin yaşanmışlık hissi çizgi romanın gerçekçiliğini arttırmakla beraber karakterin kararlarını tahmin edebilmemizi, onun nereden geldiğini bildiğimiz için nereye gideceğini de görmemizi sağlıyor.

Tüm bunlarda karakterlerin oldukça tutarlı yazılmış olmasının etkisi büyük. Sonuçta 21. yüzyılın belki de en büyük çizgi roman olayından bahsediyoruz. Invincible son on yılda yükselen neredeyse her çizgi roman sanatçısı için esin kaynağı olmaya devam ediyor. Tamamen bir seri üzerinden yaratılan ve ek çizgi romanlarla genişletilen Invincible evreni doksanlarda Todd McFarlane tarafından temeli atılan bağımsız çizgi roman hareketinin üzerine şimdiye kadarki en büyük tuğlayı koyuyor. Unutmayın ki Superman de bir zamanlar bağımsız bir çizgi romandı. Invincible’ın başarısı bu tarz başlangıçları hatırlatıyor.

Eser aslında eski ve yeniyi sentezlemek konusunda da dikkat çekiyor. Karakter ve evrenin derinliklerine inersek Superman kadar Spawn’ı da görüyoruz. Seri altın çağın havasıyla modern zamanların anlatım tekniklerini birleştiriyor ve eserini 90’larda başlayan karanlık çağın sağlam temeline oturtuyor. Çizimlerin de eski ve yeninin birlikteliğini yansıttığını söylemeliyim. Serinin ilk çizeri aynı zamanda ortak yaratıcısı Cory Walker, sekizinci sayıda görevi Ryan Ottley‘e devretmiş ve sonrasında çok az sayı çizmiş.

Walker’ın fazlasıyla basit çizimleri eski çizgi romanların havasıyla amatör üreticilerin “ucuz” tarzını birleştirerek hikayeye oldukça uygun bir görsellik kazandırmış. Kirkman da bu çizimleri hikayesini anlatmada müthiş bir araç olarak kullanmış. Ancak gerçekten çok basit ve sade olan çizimler gözünüzü rahatsız etmese de beğeninizi kazanamayacak. Çizgi roman ilerledikçe çizim ve hikayenin ahengi, görevi devralan Ryan Ottley’in Walker’ın çizim tarzını her sayıda bir adım ileri taşımasıyla birleştikçe Invincible’ın sanatsal evrimi sizi kendine hayran bırakacak. Ottley’in basitlikle sadeliği oldukça detaylı çizimlerle birleştirmesi sayesinde çizgi romanın çizimleri bir yerden sonra mükemmel  hale geliyor. Ancak çizerin asıl başarısı bunu okuyucuya fark ettirmeden yapması.

Çizgilerdeki gelişme öylesine derinden gerçekleşiyor ki, bu değişimin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini anlayamıyorsunuz. Bunda Ottley’in durmaksızın kendisini geliştiren bir çizer olmasının yanında Cory Walker’ın işi göz yormaktan en uzak çizimlerle başlatmasının etkisi de büyük. Ancak, Ryan Ottley’in diğer işlerini de incelerseniz Cory Walker’ın çizimlerini güncelleyebilecek yegane kişinin zaten o olduğunu görürsünüz.

Sonuç olarak Robert Kirkman’ın süper kahraman destanı Invincible okumazsanız pişman olacağınız bir eser. Bunda Amerikan çizgi romancılığı üzerindeki etki ve ağırlığının yanında sizi çizgi romanlar üzerine farklı konularda düşünmeye teşvik etmesinin de payı büyük. Kısaca Invincible bir süper kahraman çizgi romanının nasıl olması gerektiğini gösteriyor. İyi okumalar.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilgisayarla fazla ilgilenir. Boş zamanlarında ise çizgi roman okur. Bir gram çizim yeteneği olmadığı için çuvalladığı çizgi romanlarından sonra en büyük hayali kendine bir çizer bulup çizgi roman yazarı olmak. En büyük tutkusu ise bilimkurgu.