bilimkurgu kulubu

Edebiyat cam-kule

Tarih: 13 Ekim 2016 | Yazar: Bahri Doğukan Şahin

0

İnsanlığın Evrendeki Yalnızlığına ve Varoluşa Dair: Cam Kule

“Eğer tek bir adam bile yaşamı yaratmaya bu kadar yaklaşabiliyorsa insanlık evrende nasıl yalnız olabilir?” – Simeon Krug

Robert Silverberg tarafından 1970 yılında kaleme alınan The Tower Glass (Cam Kule), 1971 yılında verilen Hugo, Nebula, Locus gibi büyük ödüllerden hiçbirini kazanamamıştır. Aynı yıl ödüllere ambargo koyan Larry Niven’in dilimize “Halka Dünya” olarak çevrilen Ringworld’ü eleştirmenler ve okur nezdinde oldukça başarılı bulunmuştur. Yine bu seri de İthaki Yayınları tarafından dilimize kazandırılmıştır. Silverberg’ün en iyi yapıtları arasında gösterilen ve aynı zamanda distopya sınıfına da sokabileceğimiz Cam Kule ise, 2014 yılında İthaki Yayınları tarafından, Sönmez Güven çevirisiyle hayatlarımıza girdi. Şükrü Karakoç‘un bir kuleyi andıran kapak tasarımı minimalist anlamda başarılı olmasına rağmen, yurt dışındaki birçok kapağın gölgesinde kalmıştır.

Yazarın Cam Kule hariç dilimize kazandırılan üç romanı daha mevcuttur. Cam Kule de dahil olmak üzere 3’ü (Gecenin Kanatları, İçeriden Ölmek) İthaki Yayınları bünyesinde bulunmaktadır. Diğer romanı ise 80’li yıllarda Baskan Yayınları’nın yayımladığı 25 kitaplık “Kurgu-Bilim” dizisinde yer alan “Dünyalı İstilacılar“dır. Bunların yanı sıra, Gizli Göz, Son Soru gibi çeşitli yazarların bilimkurgu öykülerinden oluşan derlemelerde de kısa öyküleri mevcuttur. İçeriden Ölmek, Türkiye’de en bilinir yapıtı olmakla birlikte, tanınırlık açısından Asimov, Le Guin, Arthur Clarke gibi yazarların bir hayli gerisinde kalmıştır.

cam-kule-2

“Ben büyürken ha bire söyledikleri bir şey vardı: Biz yapayalnızız. Biz yapayalnızız. Biz yapayalnızız. Ben buna inanmadım. İnanamadım. Milyarlar kazandım, şimdi o milyarları harcayacağım, evreni herkesin kafasında netleştireceğim.” – Simeon Krug

İnsanı insan yapan nedir?” diye soruyor okuruna Silverberg bu yapıtında. 23. yüzyıla, insanlar ve androidlerin dünyasına götürüyor bizi. Görünüş olarak insanlardan belirgin bir farkları olmayan androidler de yaşamlarını sürdürmektedirler ama insanlar gibi tamamen özgür değildirler.

Kitabın açılış sekansı oldukça cezbedici. Usta bir kalemden, kaliteli bir bilimkurgu okuyacağımızın farkına varmamız geç olmuyor.  Gökyüzüne doğru yükselmekte olan devasa bir kule tasviri ile açılışı yapan Silverberg, yarattığı Simeon Krug isimli karakteri ile de farklı bir şeyler okuyacağımızı hissettiriyor. İlk etapta esrarengiz görünen bu sıra dışı kule, kitabı okumaya devam ettikçe anlam kazansa da, kuleyi inşa eden işçilerin insanlar değil de androidler olması onu daha da ilginç bir hale getirmeye yetiyor.

cam-kule-3

“Bir insan 23. Yüzyılda nasıl Tanrı’ya dönüşür, özellikle Tanrı olduğunun farkında değilse?”

Simeon Krug idealist, otoriter, kendini işine veren ve her daim başarılı olmayı amaçlayan bir adamdır. Evrendeki diğer zeki canlılarla iletişim kurmayı kendisine görev edinen Krug, Dünya’da geçireceği bu kısacık yaşamının tamamına yakınını bu uğurda çabalayarak harcamayı bir kazanç olarak görür. Çok uzaklardaki bir yıldız sisteminden Dünya’ya belirli aralıklarla gelen sinyaller yüzyıllar öncesine ait olsa da ve içinde bulunulan çağda sinyalin geldiği bölgede yaşam olma ihtimalinin yok denecek kadar az olduğu söylense de, Krug tüm bunlara kulaklarını tıkayacak ve çalışmalarına devam edecektir.

Işık hızında mesajlaşmak dahi kendisinin bu hayalini gerçekleştirmesini sağlamayacaktır çünkü yaşam olduğu düşünülen gezegenden gelebilecek bir mesaj Krug öldükten yüzyıllar sonra Dünya’ya ulaşacaktır. Krug’un bir an önce yapması gereken yarattığı androidler aracılığıyla devasa bir kule inşa etmek ve bu kule aracılığıyla da takyon ışınlarını kullanarak o gizemli gezegenin mesajlarına bir an önce cevap vermektir. Hayatının geri kalanını bilim ve insanın evrende yalnız olmadığını kanıtlamak uğruna kullanmaya başlayan Simeon Krug’un gözü hiçbir şey görmeyecektir. Tek istediği muazzam camdan kulesinin bin beş yüz metre uzunluğa ulaşmasıdır.

cam-kule-4

“Gerçek bir dünyada yaşıyoruz ve gerçek bir dünyada gerçek etmenleri göz önüne almak zorundayız.” – Lilith (android)

Bir yanda kule günden güne büyük bir hızla yükselmeye devam ederken, diğer yanda ise Simeon Krug’un oğlu Manuel Krug’un istemediği bir hayatı yaşamasına tanıklık ediyor ve çalkantılı hayatına göz atıyoruz. Androidlerin sıra dışı yaşamı, android dini ve insanlarla olan iletişimleri ise romanın öteki yüzünü oluşturuyor.

İçinde bulunduğumuz Dünya’nın en büyük sorunlarından birinin “ırkçılık” olması, Silverberg’ü de bu konuya eğilmeye itmiş ocak ki, androidlerin özgürlük kazanma mücadelesini de bir yandan kurgusunun içine yedirmeyi başarmış. Buna ek olarak, efendi-köle, Tanrı-insan ilişkilerine de atıfta bulunan Silverberg, ustaca kullandığı edebi dili ile birlikte anlatım gücü yüksek ve bilim yanı güçlü bir distopik romana imza atıyor.

Kitapta kullanılan teknolojik öğeler bizlere 23. yüzyıl dünyası hakkında bilgiler veriyor. Robotlar, birkaç türe ayrılmış olan (alfa, beta, gama) androidler, takyon ışınları kullanabilecek düzeydeki insanlık, uzak yerleri yakınlaştıran bir seyahat aracı olarak “transmat”, birbirlerinin zihinlerine “takas” yöntemi ile girebilen insanlar ve yapay zeka gibi unsurlar kitabı sert bilimkurgu kategorisine sokmamızı sağlıyor. Ama tüm bunların bir arada olması kitabı zor okunan veya anlaşılması güç bir kitap sınıfına sokmuyor. Silverberg’ün akıcı kurgusunun içinde kaybolan okur kendisini kısa bir süre sonra bu harikulade romanın finalini okurken buluyor.

Robert_Silverberg_Hugo_2010

“Tüm androidler insanlarla eşit olmalı. Ama alfalar diğerlerinden daha eşit olmalı.” – Lilith

Yukarıdaki alıntı ile Silverberg’ün dehşetengiz ve unutulmaz kitaplar Hayvan Çiftliği ve 1984’ün yazarı George Orwell‘a bir saygı duruşunda bulunduğunu görmekteyiz.

Son olarak, kitabın içinde göze çarpan iki cümle ve “zihin takası” teknolojisi akıllara Silverberg’ün Dying Inside (İçeriden Ölmek) isimli romanını getiriyor. “Vücut, sahibi henüz içindeyken çürümeye başlıyordu, zihin ise en uzak galaksilere ulaşabiliyordu.” ve Belki içeriden başlamıştır çürümeye.” cümlelerinden anlaşıldığı üzere, Cam Kule’den çok kısa bir süre sonra keleme alınan İçeriden Ölmek romanının prototipinin nereden geldiğini anlamak zor olmuyor. Tıpkı Aldous Huxley’nin Maymun ve Öz isimli kitabında Cesur Yeni Dünya’nın taslağını sunduğu gibi.

“Yıldızlar belki yanıt verir, belki vermez. Fark etmez. Kule insanlık tarihindeki yerini almış olacaktır.”

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1995, Erzurum. Adrianist hayalperest. Kitap okur, belgesel izler, sinema ve bilimkurguyla ilgilenir, öykü yazar. Kayıp Rıhtım'da başladığı yazarlık serüvenine, Fantastik Canavarlar ve Bilimkurgu Kulübü'nde devam etmekte. bahridogukan@gmail.com