bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 9 Haziran 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Bilimkurgunun Edebi Değeri

27 Mayıs 2016’da, Pamukkale Üniversitesi‘nin düzenlediği PACES (Pamukkale University Conference of English Stuties / Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Çalışmaları Konferansı) adlı konferansta verdiğim sunumumu sizinle de paylaşmak istedim. Kısaca bilimkurgunun öneminden, alt türlerinden, tarihinden, edebi değerinden ve ne kadar ciddiye alınması gerektiğinden bahsettiğim sunum, İngilizce hazırlandığı için, siteye bir çeviri sürecinden geçerek eklenmiştir. Keyifli okumalar…

* * *

Alt Türleri ve Edebi Kabulü Bağlamından Bilimkurgunun Kısa Tarihi

1984” birçok konuyla bağlamlandırılabilir. Edebiyatla veyahut kitaplarla pek haşır-neşir olmayan biri için 1984 bir tarihtir. Ortalama bir eğitimden geçmiş sıradan bir insan içinse, günümüzün politik durumunu özetleyen bir kitaptır. Bununla birlikte, sizin veya benim gibi edebiyat öğrencileri için 1984, George Orwell‘in (1903 – 1950) 1948 yılında kaleme aldığı şahane bir kurgu romandır. Peki size 1984 gibi birçok insanı etkileyip, onlara fikir ve ilham veren bir kitabın aslen bir bilimkurgu olduğunu söyleseydim, bana inanır mıydınız? Muhtemelen birçoğunuz bunu zaten biliyordu.

Sonuçta kitap o kadar teknolojik alet edevat barındırmamakla birlikte, yılına göre gelecekte geçen olaylardan söz ediyor. Fakat 1984 gibi bir romanın, bilimkurgu sayılmasının asıl sebebinin sadece bu olduğunu söylemek yanlıştır. 1984‘ün bilimkurgu kabul edilmesinin asıl sebebi, bize geleceğe dair bir fikir vermesi ve insan ırkının, eğer dikkatli olmazsa, ileride nelerle karşılaşabileceğine dair bir uyarı niteliği taşımasıdır. Orwell’in bu uyarısını dikkate alıp almadığımızı kim söyleyebilir ki?

1984

Birçoğumuz bilimkurguya aşinayızdır. Bilimkurgu, edebi bir türdür; hani zaman geçtikçe daha çok insanın şu ya da bu şekilde kendini aşina eylediği, şu onca uzay ve robotvari filmleri, oyunları, dizileri ve hikayeleri kapsayan tür. Fakat popüler anlamda, özellikle sinema ve oyun sektöründe bu denli ün kazanmış olmasına rağmen; çok az insan bilimkurgunun aslen ne olduğunu biliyor. Bununla birlikte, türe edebi anlamda değer veren insan sayısının ise bir o kadar daha az (değerinin olmadığını savunanların çoğunlukla sözde gerçekçi bahaneler ve tutarsız argümanlara sıkı sıkı sarılarak bu konuyu savunmasından dolayı) olması da cabası.

Tarihinin hatırı sayılır kısımlarında, bilimsel merakı edebi hayalgücüyle birleştiren bilimkurgu kavramı, birçok sebepten ötürü ikinci sınıf edebiyat muamelesi görmüştür. Hal böyleyken, türün bu denli eğlendirici özellikler taşıması ise onu aynı zamanda popüler kültür kategorisine itelemiş, edebi anlamdaki ciddiyetini azaltmış; modern zamanda sağladığı bilimsel ve teknolojik katkılarını gözardı ettirmiştir. 

Bilimkurgunun popüler kültürsel ilgisi ve edebi değer yoksunluğu bir yana, tür hakkında cidden pek bir şey biliyor muyuz? Bunu sorarken, elbette kelimesi kelimesine doğru ve tutarlı bir tanım beklemiyorum sizden, fakat toplumun ki “toplum” gibi fazlasıyla genelleyen bir tabiri kullanmaktan çekinmiyorum, türe karşı olan karmaşık ve tutarsız önyargıları göz önüne alırsak, bu konuyu netleştirmemiz gerektiği ortaya çıkıyor. Bilimkurgu, aslen spekülatif kurgu adlı bir türden ortaya çıkmıştır. Bu tür de fantazya, bilimkurgu ve nice hayali elementler barındıran türleri kapsar. Bilimkurgunun en genel-geçer tanımı herhalde türün, yazıldığı tarihin bilimsel kuramlarını ve kurallarını barındırarak, onların bıraktığı boşlukları da kurguyla doldurması; böylece spekülatif kurgunun daha bilimsel ve gerçekçi bir alt türünü yaratması şeklindedir. Ama durum aslen bundan da öteye gidebilir.

Bilimkurgu, hikaye elementlerini öyle ileri götürebilir ki, artık hikayede bulunan kurgusal elementler kendi bilimsel kurallarını ve kuramlarını bile yaratabilir. Böylece, bu seviyede bir bilimkurgu günümüzün kabul gördüğü bilime sadık kalmaktansa kendi kurallarını ve prensiplerini işlediği bir evren yaratıp, kendi yarı-bilimsel (sözdebilim ile karıştırılmamalı, sözdebilim birçok anlamda gerek yazarlar gerekse okurlar tarafından pek kabul görmez) bir kurgu oluşturur. Bilimkurgunun böylesine bir toleransa nasıl sahip olduğunu anlamak için, belki de tarihinin en dip köşelerine kadar inip, türün bunca yıl nasıl bir değişimden geçtiğini görmemiz gerekir.

luciano de samosata

Birçoğunuzun tahmin edebileceği üzere bilimkurgunun tarihi, gerçekten de tanımına göre değişir. Yine de bahsettiğim türden bir toleransın uzanabileceği en eski bilinen hikaye, genel anlamda da bilinen tarihin ilk bilimkurgu hikayesi olarak kabul edilen, Süryani retorikçi ve hiciv yazarı Samsatlı Lukianos‘un (MS 125 — 180) Gerçek Bir Öykü adlı 2. yüzyılda yazdığı eseridir. Bu eserde yazarın kendisi, yani Lukianos ve yanındaki yoldaşları batıdaki okyanusa bir keşif yolculuğu yapıyor ve bu yolculuk sırasında, yerlileri kocaman mantar-insanlarla dolu bir adada sıkışıp kalmaktan tutun da; Ay ile Güneşlilerin arasındaki uzay savaşlarına (mitolojik bağlamda savaşlar bunlar tabii) kadar çeşitli maceralarını anlatıyor. Size de konu biraz tanıdık geldi mi? Jonathan Swift‘in (1667 — 1745) 1726’da yazdığı Gulliver’in Gezileri adlı eserine çok benziyor, değil mi? O zaman size o eserin de aynı zamanda eski dönem bilimkurgusu olarak kabul edildiğini söylemekten mutluluk duyuyorum!

gulliver-s-travels

Bahsini ettiğim erken dönem bilimkurgu eserlerinin hepsinin ortak bir özelliği bulunuyor: Hepsi bize bilinmeyen hakkında bir fikir veriyor. Hepsi, şu ya da bu şekilde, o genel “Ne” veya “Neden” sorularını sorup, bu sorulara ise olabildiğince açık görüşlü, ama gizemli bir tavırla kurgusal cevaplar sunuyor, ki bunu da dönemin biliminin gerçekçiliğini, kurgunun hayal gücüyle birleştirerek başarıyorlar. Yani güvenle diyebiliriz ki bilimkurgu hakikatten de bilimin hayal gücüdür!

Birçok edebi türde olduğu gibi, bilimkurgu da çeşitliliğiyle anılır. Bilimkurgunun alt türleri başta Atompunk (atomik enerjinin baz alındığı, post-modern zihniyetinin kasıp kavrulduğu bir çağ), Siberpunk (alışılmışın üstünde bir teknoloji seviyesi ve bunun doğurduğu düşük yaşam standartlar) ve Steampunk (buharla çalışan makinelerin her türlü ileri teknolojik aygıtlarda kullanıldığı türden bir toplum) olmak üzere çok ama çok fazla çeşide ayrılır. Bununla birlikte sert bilimkurgu ve yumuşak-bilimkurgu gibi, türde bulunan bilimsel elementlerin ne derece olduğunu ölçen türler de mevcuttur. Neyse, maalesef sınırlı vaktim olduğu için bu konularda fazla detaya inmeyeceğim, fakat şu kadarını söyleyebilirim ki bugünün bilimkurgusunun kullanılan alt türlerinin birçoğu, bir zamanların gerçekçi olarak nitelendirilen gelecek tasvirleri ve öngörüleriydi. Atompunk, Steampunk ve Siberpunk özellikle bu tanımlara cuk oturan örneklerdir.

bilimkurgu klasik sanat

Bilimkurgu birçok anlamda gelecekte oluşabilecek teknolojileri eleştirmesiyle ünlü olmasıyla birlikte, söz konusu teknolojileri geliştirmekte ve ilham kaynağı olmakta da birebirdir. Bu konu çoğu zaman edebi ve sosyolojik çerçeve altında ele alınmıştır. Sinema ve medya kuramcısı Vivian Sobchack (1940) bu konu üzerinde çalışmalar düzenleyip, özellikle bilimkurgu filmleriyle teknolojik hayal gücü arasındaki bağlantıyı araştıran biri. Teknoloji, sanatçıları ve eserlerini etkileyen nitelikler taşır, fakat söz konusu eserler de teknolojik yapıtlarda oluşabilecek yeni olasılıkları açıp, hayal gücünü genişletir. Arthur C. Clarke (1917 – 2008) gibi yazarların vaktiyle bu konuyu gayet yaygınlaştırmış olması bir yana, yeni teknolojiler üretip bunları gerçekçi kılma sanatı halen devam eden bir gelenektir.

Bu durum çok önemli. Çünkü bu sadece bilimkurgunun toplumumuzdaki önemini açıklamıyor; aynı zamanda kendi türümüzün kolektif hayal gücünü ve yaşadığımız hayatın nasıl bir düzenekte olduğunu, kendi gelecek öngörülerimiz üzerinden bize sunuyor. Yakın zamanda, Bilimkurgu Kulübü adlı sitede gelecek öngörülerimizin yaşadığımız çağ ile olan bağlantısı hakkında “Vadesi Dolmuş Geleceklerimiz” başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Kısaca anlatmak gerekirse, kişinin belirli bir zaman aralığındaki gelecek öngörüsünün, yaşadığı zamandan ne kadar çok elementler barındırdığı ile ilgili bir bakış açısından bahsetmiş ve söz konusu öngörünün, ne kadar gerçekçi görünürse görünsün, belirli bir zamandan sonra vadesinin dolduğunu vurgulamıştım. Var olan her gelecek öngörüsünün bir çeşit vade süresi bulunur ve günümüzde sıkça karşılaşılan söz konusu öngörüler (filmler, oyunlar, kitaplar vb.) buna bir istisna değildir. Bu kavram kısaca retro-fütürizm diye anılır. İngiliz yazar Douglas Adams (1952 – 2001) ise, 1983’te John Lloyd (1952) ile yazdığı The Meaning of Liff adlı eserinde buna “Zeerust” adını vermiş, tanımını da şu şekilde yapmıştır:

Zeerus: Aslen fütüristik görünmesi için tasarlanan ıvır zıvırların zamanla vadesi dolmuş görünüme dönüşme laneti.

Retro-Fütürizm

Buraya kadar bahsedilen kısmın bir hayli kayda değer olması bir yana, bilimkurgu türü sadece kitaplarda bulunan çeşitli kelimeler ve ekranlardaki gelişigüzel patlamalar ve efektlerden ibaret değildir. Aksine, bilimkurgu özellikle modern dünyanın gidişatını — belki de diğer edebi türlerden de fazla etkileyen yararlı bir araç olmuştur. Dolayısıyla şunu diyebiliriz ki, bütün bunların ışığı altında bilimkurgu;

  • Bize Jules Verne ile, kimsenin ayak basmadığı halde Ay’a yolculuk fikrini,
  • Isaac Asimov ile, daha kavramın ciddiye bile alınmadığı bir dönemde, ahlaki değerlere sahip androidleri,
  • George Orwell ile gelecekte oluşabilecek sosyal özgürlük kısıtlamalarını,
  • Arthur C. Clarke ile ütopyaların pek de verimli olmayabileceğini; yörüngeye fırlatılan uydularla radyo dalgalarını küresel çapta kullanabilme fikrini,
  • Pierre Boulle ile, insan ırkının pek de özel olmadığını,
  • Kim Stanley Robinson ile, başka gezegenlere ulaşmanın gerçekçiliğini sunmuştur.

Aya iniş

Liste böyle uzar, gider… Bu ve bu tür buluşlar, fikirler, olgular sayısız örneklerden sadece birkaçı, ki belirttiğim gibi bu fikirlerin ve kurguların birçoğu artık günümüzün sıradan kavramlarıdır. Veya Isaac Asimov’un sözüyle söylemek gerekirse:

Bugünün bilimkurgusu, yarının gerçekliğidir.

Evrimsel sürecimizin başlangıcından bu yana, türümüz uzun yollardan geldi ve birçok engelle karşılaşıp, onları şu ya da bu şekilde aşmayı başardı. Bazıları, doğa ananın önümüze koyduğu birçok zorluğu aşmamızın ardında çeşitli gelişigüzel olaylar ve biraz da şans payının olduğunu düşünüyor; bazıları ise bunun bir sebebi olduğuna inanıyor. Bütün bunların ardından söz konusu zorluklara göğüs germeye devam ediyoruz. Çünkü hayatta kalma çabası sonu olmayan bir savaştır. Kim bilir, belki de bu zorluklara uzun bir süre daha göğüs gerecek, eninde sonunda gezegenlere, yıldızlara ulaşıp hiç bitmeyecekmiş gibi görünen uzun yıllarda hayatta kalmayı başarabileceğiz. Veya böyle bir şey olmayacak, söz konusu şansımız er ya da geç tükenecek ve insanlığın bilip bileceği tek evi olan Yerküre, aynı zamanda onun mezarı haline gelecektir.

Hangi fikri benimserseniz benimseyin, hayal gücümüz bu tür konuları yaratmada, şekillendirmede, merak etmede ve onlardan endişelenmekte büyük bir role sahip ve bu tür konuları yansıtmaya aç bir şekilde, bize eninde sonunda zamanla bilimkurgu diye adlandırdığımız bir kavram sunuyor. Çünkü bunca merakı ve endişeleri gerek yazı gerekse görsel anlamda yansıtmamıza yardım eden yegane kavram da bilimkurdugur. Dolayısıyla ben, bilimkurgunun özünde insanlığın gelişiminde hiç kuşkusuz büyük bir rol üstlendiğini düşünüyorum ve yine dolayısıyla, bilimkurgunun, insanlığın dönemsel bir hevesinden daha öte bir şey olduğunu vurgulayarak, söz konusu edebi türün 2. sınıf muamelesinden kurtarılarak daha çok ciddiye alınması gerektiğine inanıyorum.

Douglas Adams

Bilimkurgu hakkında böylesine kısa bir sürede söyleyebileceklerim bu kadar. Konuşmamı tam da burada sonlandırıp teşekkür etmek yerine, sunumumu çok sevdiğim bir bilimkurgucu olan İngiliz yazar, senarist ve mizahçı Douglas Noel Adams’ın alıntısıyla bitirmek isterim. Alıntı şöyle der:

Gezegenden nasıl ayrılabilirsiniz?

1. NASA’ya telefon açın. İşte onların numarası: (713) 483 31 11. Onlara buradan olabildiğince çabuk ayrılmanızın çok önemli olduğunu anlatın.

2. Eğer sizinle işbirliği yapmaya yanaşmazlarsa, Beyaz Saray’da çalışan herhangi bir arkadaşınızı arayın — oranın numarası (202) 456 14 14 — ve NASA’daki adamlara sizin tarafınızı tutan bir kaç laf etmesini söyleyin.

3. Eğer Beyaz Saray’da çalışan arkadaşınız yoksa, Kremlin’e telefon açın (uluslararası santrale bağlanıp 0107 095 295 90 51’i bağlamasını isteyin). Onların da orada (en azından konuşabilecekleri) bir arkadaşları olmayabilir, ama az da olsa bir ağırlıkları vardır, o yüzden deneseniz iyi olur.

4. Eğer yine başarısız olursanız, yol göstermesi için papayı arayın. Telefonu şu: 011 39 669 82 ve telefon santrali hata yapmıyormuş.

5. Eğer bütün bu denemeler başarısızlıkla sonuçlanırsa, tepenizden uçup giden bir UFO’yu bayrak sallayarak indirin ve telefon faturanız gelmeden önce bu gezegenden ayrılmanızın ne kadar da hayati bir önem taşıdığını açıklayın. – Douglas N. Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi

Hazırlayan: Burak M. Kılıç

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...