bilimkurgu kulubu

Edebiyat iste insan

Tarih: 30 Haziran 2018 | Yazar: Bahri Doğukan Şahin

0

Bilimkurgu Sosuna Batırılmış Teolojik Bir Roman: İşte İnsan

“Bilgi korkuyu yok eder. Korku olmadan din hayatta kalamaz.”

1939’da İngiltere’de doğan Michael Moorcock, fantazya ve bilimkurgu başta olmak üzere birçok öykü ve roman kaleme almış, bol ödüllü bir yazardır. Yazarın Elric Destanı serisi fantezi alanında kült diziler arasında gösterilirken, bilimkurgu türünde de önemli başarılar kazanan kitaplara sahiptir. Onlardan en önemlisi ise şüphesiz 1969’da yayımlanan ve bilimkurgu literatüründe en prestijli ödüllerden biri olarak kabul gören Nebula Ödüllü “Behold the Man”dir.

Hem İngiltere’de hem de ABD’de bilimkurgu türüne yeni bir soluk getiren “Yeni Dalga Akımı”nın öncülerinden olan Moorcock, aynı zamanda İngiliz Fantezi Ödülü, Dünya Fantezi Ödülü ve John W. Campbell Ödülü başta olmak üzere nice ödülün sahibidir. 2008 yılında Damon Knight Memorial Grand Master seçilen Michael Moorcock, günümüzde ABD’de yaşamını sürdürmektedir. Daha önce 2002 yılında Phoenix Yayınları tarafından “İşte O Adam” ismiyle yayımlanan kitap, kısa bir süre önce İthaki Yayınları’nın “Bilimkurgu Klasikleri” dizisine 35. sıradan giriş yaptı. Barış Tanyeri çevirisiyle ve “İşte İnsan” ismiyle bilimkurgu okurlarıyla buluşan kitabın kapak illüstrasyonu ise Ozan Korkut’a ait.

“Bir insan sıradan bir yaşam sürüp sıradan aktivitelerle meşgul olurken kimsenin duygularını incitmemeyi nasıl başarabilirdi? İnsanlar neden birbirlerine karşı bu kadar gaddardı? Neden savaşlar vardı?”

Karl Glouger isimli bir ana karaktere sahip olan romanda ana tema zaman makinesi ile geçmişe doğru yapılan bir yolculuk üzerine kurulu. Glouger, problemli bir çocukluk yaşasa da, sürekli araştıran, merak eden ve din üzerine kafa yoran Musevi bir gençtir. En çok merak ettiği konulardan biri ise İsa düşüncesinin kökeni, İsa’nın öldüğü dönemdeki dünyanın nasıl bir yer olduğu ve insanların İsa hakkında neler düşündükleridir.

Bir terapi grubunda yer alan Glouger, psikolojiye de ilgi duymakta ve bu bilim dalı üzerine okumalar yapmaktadır. Burada tanıştığı bilim insanlarından birinin cansız varlıkları zaman makinesi ile geçmişe gönderebildiğini fark eder. Sonrasında canlı varlıklara geçen bilim insanı işe ilk etapta hayvanlarla başlar ve sonra sıranın insanlara geleceğini belirterek ona ilk denek olmak isteyip istemediğini sorar. Bu teklifi kabul eden Gloguer, kendini bir anda M.S. 29’un dünyasında, Kutsal Topraklar’da, Esseniler adında bir kabile içinde bulur. Aklındaki soruları cevaplamak üzere, Nasıra kentine ulaşmak amacıyla bir yolculuğa çıkan Karl Glouger, geçmiş çağların insanlarınca farklı kavramlarla anılmaya başlar ve bu durum onu gitgide korkutur.

“Bu dünyada hak etmediğin hiçbir şeyi elde edemezsin. Ve her zaman hak ettiğin şeyi alacaksın diye bir kaide de yok.”

İşte İnsan, yüzde yüz bilimkurgu denilemeyecek bir roman aslında. İçinde bulundurduğu tek bilimkurgu öğesi zaman makinesi olan kitap, teolojiye meraklı okurları da yakından ilgilendiriyor. Bilim ve dinin bir araya geldiği öyküde asıl mesele bilimsel bir kurgu yaratmak değil, tarihsel bir mitin gerçekliğini sorgulamak adına bilimden yararlanmak. İşte Karl Glouger da tam olarak bunu yapıyor. Romanı okumaya devam ettikçe finali hakkında oldukça kuvvetli tahminlerde bulunmak mümkün. Yine de bu durum okur için herhangi bir engel teşkil etmiyor, aksine kurgunun gücüne güç katıyor. Büyük bir merakla okunan hikaye, okurun zihnine birçok soru işareti bırakmayı başarıyor. Yazar yalnızca tek bir dini temel alsa da, aslında anlatılanları diğer dinlere de uyarlamak mümkün.

Romanın bu şekilde tek düze ilerlemediğini, Karl’ın hayatının birçok evresinden birçok anının satır aralarında karşımıza çıktığını da söylemek gerek. Bu şekilde, Karl’ın nasıl bir çocukluk ve gençlik yaşadığını, nasıl bir ruh hali içinde yetişkinliğe doğru adım attığını, kadınlarla (özellikle de Monica ile) yaşadıklarını ve ilgi alanlarının hangi yaşlarında hangi alanlara kaydığını öğrenerek karakter analizi yapmak kolaylaşıyor. “Tarih değişmesin diye tarihe müdahale etmenin bedeli nedir? Fikir mi gerçekliğin sebebidir yoksa gerçeklik mi fikrin?” gibi sorulara kendi içinde mantıklı cevaplar vermeyi başaran roman, bir insanın çıktığı kendi içsel yolculuğunu, din üzerinden bir kılavuz arama sorununu masaya yatırıyor ve finaliyle birlikte de bu konudaki kimi algıları yıkarak sert eleştirilere imza atıyor.

“İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler.”

Michael Moorcock’un bilimkurgu öğelerini minimumda kullanıp onlardan maksimum seviyede verim alarak başarılı bir romana imza attığını söylemek mümkün. Bilimkurgu okumayı sevmeyip tarihsel kurgudan hoşlanan okurlara da rahatlıkla tavsiye edilebilecek olan işte İnsan, bir dinin ve o dinin simgelerinin oluşma aşamasını görmek adına eşsiz bir zaman yolculuğu vaat ediyor.

Etiketler: , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1995, Erzurum. Adrianist hayalperest. Kitap okur, belgesel izler, sinema ve bilimkurguyla ilgilenir, öykü yazar. Kayıp Rıhtım'da başladığı yazarlık serüvenine, Fantastik Canavarlar ve Bilimkurgu Kulübü'nde devam etmekte. bahridogukan@gmail.com