bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 5 Mayıs 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Bir Ölünün Eli Hepimizi İtiyor: Asimov’un Politik Otopsisi

Ortaokul yıllarım, babası öğretmen olan bir arkadaşın evindeyim. Kütüphaneye elimi atıyorum ve kapağında uzay gemisi olan, İmparatorluk isimli bir kitap ilgimi çekiyor. Okumak için istiyorum ve daha ilk sayfalardan bir aydınlanma yaşıyorum. Okuldaki tarih derslerinde verilen zehirden arınıyor beynim. Ne öğretiyorlar bize; ordun olacak, savaş kazanacaksın, yayılacaksın. Oysa İmparatorluk’tan ne anlıyorum, şiddet beceriksizlerin sorun çözme yönetimidir, ordular, silahlar değil; en tehlikeli güç akıldır.

Bilim, teknoloji, din, ticaret politikanın, stratejinin bir parçasıdır. Seldon krizlerinin hiçbiri silah veya şiddet yoluyla çözülmez. Dezavantajlar, avantaja çevrilebilir. Örneğin Terminus’un hammadde sıkıntısı teknolojik aletlerin küçülmesini sağlıyordu. Isaac Asimov, Vakıf Serisi‘ni yaratırken, Joseph W. Campbell ve Roma tarihinden çok yararlanmıştı. Ama her imparatorluk birbirine benzemez mi? Ben de Trantor’un çürümüşlüğünü Osmanlı imparatorluğuna uyarlamıştım. Bilimsel durağanlık, çöküş dönemindeki “başarılı generallerin”, paşaların tahta tehlike olması gibi birçok benzerlik vardı. Osmanlı’nın duraklama döneminde, ayak oyunlarında paşalar seferlere saraydan uzaklaşsın, yenilsin veya ölsün diye gönderiliyordu.

asimov-21

Isaac Asimov kendisini hümanist olarak tanımlar. Vakıf’ın ilk üçlemesinde Joseph W. Campbell’ın politik tavrının etkili olduğunu söyler. Buna rağmen bütün eserlerin bir portre çıkartılabiliyor.

• Her şey politikanın ve stratejinin bir aracıdır: Nüfus, teknoloji, din, ticaret. Bu açıdan aşırı pragmatisttir.

• Birey değil insanlık önemlidir: Psikotarih bilimi zaten bireylere değil kitlelere uygulanır. Elijah Baley ölüm döşeğindeyken R. Daneel’e insanlığın geleceğinin örülen bir halı olduğunu, bireylerin çok da önemi olmadığını söyler. Önemli olan insanlığın ortaya koyacağı eserdir. Dedektif Baley, bunu duygusal bağı olan R. Daneel’in ölümünden etkilenmemesi için söyler ama bu ufacık söylem, R. Giskard’ın insanlığın geleceği için Dünya’nın feda edilmesi kararı vermesine kadar uzanır.

• Seçilmişlik: Isaac Asimov her ne kadar bireylerin değil insanlığın önemli olduğunu söylese de, insanlık adına yol göstericilere, seçilmiş insanlara da inanır. Hari Seldon’un “ölü eli kitleleri iter”, Robot Serisi’nde Han Fastolfe ve onun etkilediği Elijah Baley insanlığın geleceği için bir yol seçer, Vakıf’ın dördüncü kitabında bu seçilmiş insan konusu zirveye çıkar: Golan Trevize insanlığın önündeki üç yoldan birini seçecek, “emin olma yetisi”ne sahip seçilmiştir.

• Isaac Asimov ırkçı değil ama türcü bir Humanist’tir. Önemli eserlerinin çoğunda uzaylı türler yoktur, türler arası acımasız bir yarış ve rekabette insanlık rakiplerinden hızlı davranmalı, tabiri caizse yılanın başı küçükken ezilmelidir. İnsanlığın yayıldığı gezegenlerde yerli türlere şans vermez.

• Isaac Asimov’un eserlerindeki genel politik yön “sağ”cıdır. Çok güçlü, özgürlükçü bir tavrı vardır ama elitisttir. Tarihi, kitleleri kullanan elitistler yazar.

• Isaac Asimov’un en düşman olduğu konu “durağanlık”tır. O nedenle ütopyaları da sevmez. İnsanlık önce galaksiye, sonra diğerlerine, bütün evrene yayılmalıdır. Hiçbir zaman olduğu yerde kalmamalıdır. Koşmak yürümek, yürümek durmak, durmak ölümdür.

• Mutluluk ve refah ütopyanın bir parçasıdır; oysa insanoğlu galaksiye yayılacaksa bu bulundukları yerde çok da rahat olmayan kitlelerin acılarıyla olacaktır. Robot serisinde uzun yaşayan, robotlarla çevrili insanlar başka gezegenleri kolonize etmenin sıkıntılarını göze alamaz. Kısa ömürlü, robotlara düşman Arzlılar insanlık için kendini feda eder.

• Isaac Asimov ateisttir ama dinlerin insan hayatına “somut etkisini” de görmezden gelecek kadar saf değildir veya gerçek olmasa bile Tanrı kavramının etkisini. En doğru tanım: Isaac Asimov’a göre insanlığın Tanrı’ya ihtiyacı yoktur. Tanrı varsa bile insanlık onunla da mücadele etmelidir.

• Isaac Asimov için özgürlük en önemli konudur. Her türlü bağımlılık insanların zayıflığıdır. Konfor, uzun yaşam, robotlar, tanrı, totaliter rejimler, cehalet… Isaac Asimov için ütopyalar da, cennet fikirleri de “atalet” yani durağanlıktır. Entropi her şeydir.

Isaac Asimov’un pragmatistliğini en iyi Vakıf üçlemesinde görürüz: kaynakları kıt Terminus, çevresindeki dört krallığın işgaline uğramamak için önce politik bir satranç uygular: krallıklardan hangisi Terminus’u ve bilimsel birikimini ele geçireceği için güçlenecektir. Bu nedenle hiçbiri diğerine izin vermez. İkinci aşamada Terminus bilimi din kisvesinde krallıklara verir. Sonuçta bu din ve inanç küçük Terminus’un dört krallığı ele geçirmesini sağlar. Üçüncü aşamada Terminus’un dini silah olarak kullanması artık anlaşılmıştır ve işe yaramamaktadır. Din artık genişlemeye yararlı değil, zararlı olmaya başlamıştır. Bu sefer ticaret silahı kullanılır.
Dördüncü aşamada ticaret ile teknolojik aletler, ev aletleri kullanılır.

Isaac Asimov’dan ne öğrendim?

2724_00fb7asimov

Vakıf’tan itibaren Dünya’ya bakış açık değişti diyebilirim. Öncelikle bütün hayatıma psikotarihi uyguladım. (Her ne kadar Isaac Asimov bu bilimin sadece kitlelere uygulanabileceğini söylese de. Gerçi psikotarih yerine sosyotarih dense daha doğru olurmuş.) 

İkinci olarak –Asimov’un insanlık yolunda birey önemli değil söylemine ters olarak- bireye ve bireyin gücüne değer veren biri oldum. Mesela okullarda Osmanlı İmparatorluğu ve geniş toprak sahası çok önemseniyor. Bu nedenle birçok Osmanlı torunu, evladı çıkıyor ortaya ama ya  imparatorlukta bireylerin yaşamı? Her çocuk kendini harem sahibi padişahlarla özdeşleştiriyor herhalde, oysa sıradan vatandaşlar için, özellikle Türkler için o geniş toprakların ve kazanılan savaşların yaşamlarına bir artısı yoktu. Hatta Fatih Sultan Mehmet çıktığı seferler için koyduğu vergiler nedeniyle hiç sevilmezdi. Zaten Osmanlı’nın çok övüldüğü tarih kitaplarında ilk halk isyanları ile şüpheler duymaya başlamıştım. Madem Osmanlı çok iyiydi, her gittiği yere mutluluk götürüyordu niye bunlar isyan edip duruyordu? Tabii Osmanlı’nın hiç de matah bir imparatorluk olmadığı öğrenince, çözdüm o isyanların nedenini. Osmanlı özellikle Türk düşmanı bir imparatorluktu.

Üçüncü olarak dini sorguladım. Din kitleleri yönetmenin araçlarından biriydi sadece. Tanrı’ya inanıyordum ama bu sefer Tanrı gibi varlığa güvenme konusunu sorguladım. Böyle bir varlık niye insanın dostu olsundu ki, hatta Tanrı mücadele etmemiz gereken baskıcı ve köleci bir varlıktı.

Dördüncü olarak hayata bakış açısı: insan dezavantajlarını bile avantaj olarak kullanabilir, bunun için aklını kullanması lazım. Bütün hayatım boyunca en çok bunu kullandım.

Beşinci olarak ütopya ve atalet düşmanı oldum. İnsanlığın gelişmesi için acı ve feda lazımdı.

Altıncı olarak özgürlüğüme çok düşkün oldum. Her türlü hiyerarşiye karşı alerji oluştu. Bu nedenle biat etmedim. Hiyerarşi olan iş hayatıma olumsuz etkisi oldu ama öte taraftan Asimov okumasam dezavantajımı, avantajıma çevirmez, hayatın bana sunduklarına ve amirlere boyun eğer ve yazar olmazdım.

Son olarak Asimov’un Robot Serisi‘ndeki Elijah Baley’in Arz’ın zayıf yönleri ile uzaycı dünyaların zayıf yönleriyle ilgili konuşması bir şaheserdir. Bağımlılıklarımız, bizi kendimizi geliştirmekten alıkoyacak her şey duvarları görünmeyen hapishanemiz, zincirlerimizdir.

Hazırlayan: Orkun Uçar

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...