bilimkurgu kulubu

Dizi

Tarih: 28 Ocak 2018 | Yazar: Cenk Tan

0

Sense8 ve Kolektif Bilinç

2015 yılında Netflix tarafından yapımı üstlenen ve kısa sürede fenomen haline gelen “Sense8” dizisi ilk bölümünden itibaren tüm dünyada adeta bomba etkisi yaratmıştı. Dizi, dünyanın 8 farklı yerinde yaşayan ve birbiriyle hiçbir ilgisi bulunmayan 8 insanın telepatik güçler yoluyla birbiriyle bağ kurmasını ve karmaşık ilişkiler içine girmesini konu alıyor. “Cluster” yani Küme adı verilen ve sensate’lerden oluşan bu gruplar BPO isimli karanlık bir şirket tarafından takip ediliyor. 2015’te ilk sezonuyla fırtına gibi esen Sense8 dizisi, 2016’da 2. sezonuyla aynı başarıyı devam ettirdi. Yönetmenliğini Lana ve Lilly Wachowski ile Tom Tykwer’ın üstlendiği dizi, aynı yönetmenlerin 2012 yılında çekilen ve başrollerinde Tom Hanks ile Hugo Weaving gibi usta oyuncuların yer aldığı “Cloud Atlas” isimli sinema filminden derin izler taşımaktadır.

Dizinin yüksek maliyeti yüzünden 3. sezonunun çekilmeyeceğini duyuran Netflix, dizinin hayranları tarafından ciddi bir tepki bombardımanına tutulmuş olacak ki kısa bir süre sonra şirket 2018 yılı içinde 2 saatlik özel bir final bölümünün yayınlanacağını bildirerek dünyanın dört bir yanındaki hayranların yüreklerine adeta su serpmiş oldu. Sense8’in birinci sezonu, daha çok dizinin konusunu ve kurgu itibariyle büyük önem arz eden 8 karakteri tanıtıyor izleyicilerine. Olayların akışı bu yönde ilerliyor. Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan bu 8 kişinin özel hayatına teker teker tanıklık ediyoruz. İkinci sezonda ise BPO isimli şirketin “sensateleri” yakalamak ve ortadan kaldırmak uğruna yaptığı cadı avını izliyoruz.

İlk karakterimiz Chicago Polis Teşkilatında görev yapan güçlü ve başarılı bir polis memuru olan Will Gorski. İkinci karakterimiz ABD’nin San Francisco kentinde yaşayan ve bir trans birey olan Nomi Marks. Üçüncü karakterimiz ise Meksika’da yaşayan ve eşcinsel bir aktör olan Lito Rodriguez. Dördüncü karakterimiz Nairobi, Kenya’nın varoşlarında yaşayan ve AIDS hastalığının pençesinde mücadele veren annesine bakmak için taşımacılık yapan Capheus Onyango. Beşinci karakter İzlandalı bir müzisyenin çocuğu olarak dünyaya gelen Riley Blue. Altıncı karakter Almanya, Berlin’de yaşayan ve uzmanlık alanları hırsızlık ile çetecilik olan Wolfgang Bogdanow. Yedinci karakterimiz, Hindistan’ın Mumbai şehrinde bir eczacı olan ve zengin bir adamla hayatını birleştiren Kala Dandekar. Sekizinci ve kümenin son üyesi olan karakter ise Güney Kore’nin Seul kentinde yaşayan ve “BAK Şirketler Topluluğunun” kurucusunun kızı olan Sun Bak.

Bu sekiz karakter daha önce bahsettiğim gibi başlı başına bir Kümeyi oluşturmaktadır. Bu kişilerin hepsi aynı gün ve aynı saatte doğmuşlardır: 8 Ağustos 1988’de. Her ne kadar dil, din, kültür ve kişilik açısından birbiriyle ilgisiz görünseler de bu sekiz kişi kendine has çeşitli becerilere sahiptir. Örneğin, Capheus usta bir şoförken, Sun Uzak doğu dövüşlerinde uzmandır. Lito usta bir oyunculuk ile yalancılık kabiliyetine sahipken, Wolfgang da çetecilik ve sokak dövüşü konusunda bir hayli tecrübelidir. Böylelikle birbiriyle ilgisiz gibi görünen sekiz karakterin aslına birbirini çok iyi tamamladığını görebiliyoruz. Telepatik güçlere sahip oldukları için birinin hissettiğini bir diğeri de hissedebiliyor. Bu yüzden kümedeki üyeler istedikleri zaman birbirlerini telepatik olarak “ziyaret edebiliyor”. Böylece birinin başı belaya girdiğinde bir diğeri bunu hissedip onun yardımına koşabiliyor. Ziyaret etme fiziksel anlamda gerçekleşmese de zihinsel olarak vuku buluyor ve ziyaret eden kişide telepatik güçler yoluyla gerçeklik hissi uyandırıyor çünkü kişiler olayları gerçekte olduğu gibi algılayabiliyor.

sense8

Birbirine yardım eden küme üyeleri bunu istisnasız bir şekilde ve koşulsuz olarak yapıyor. Birbiriyle en ufak bir çıkar ilişkisine sahip olmayan ve farklı kültürlerden gelen bu sekiz insanın birbirine bu denli sorgusuz ve koşulsuz biçimde bağlanması ve işbirliğine girmesi dizinin en ilginç boyutlarından birini oluşturuyor. Sense8 dizisinin alt metninde birden çok felsefi mesaj ve ima bulunmaktadır. 15 farklı ülkede çekimleri gerçekleştirilen dizinin başlangıç jeneriğinden itibaren bu mesajlar izleyicilere aktarılıyor. Dizinin jeneriğinde dünyanın çeşitli ülke ve şehirlerine ait ve bu şehirlerde yaşayan insanların görüntülerine maruz kalıyoruz. Görüntüler sanatsal olmakla birlikte rengârenk ve son derece büyüleyici. Olabildiğince birbirinden farklı ülke ve mekânlar ile türlü türlü insanlar özellikle seçilmiş bu jenerik için. Dizinin temelinde yatan ana mesaja gönderme yapılıyor açıkça.

Sense8 dizisi Küme kavramını kullanarak felsefi olarak çok üst düzey bir kolektif insanlık bilincini ele alıyor. Bu bilinç evrensel boyutlarda olmakla birlikte, dil, din, ırk, kültür, sınıf, cinsiyet gibi farklılık arz eden tüm unsurların üzerinde konumlandırılıyor. Dizide farklılık arz eden tüm unsurlar bölücü ve ayrıştırıcı olarak değil, birleştirici ve tamamlayıcı olarak kabul görüyor. Kümeyi oluşturan sekiz karakterin profilini incelediğimizde çoğulculuğun azami şekilde temsil edildiğini gözlemliyoruz. Sekiz kişilik kümenin dördü kadın, dördü beyaz olmamakla birlikte, ikisi “kuir”, bir tanesi de trans birey. Bu denli geniş kapsamlı bir çoğulcu temsil kolayca rastlanabilir türden değil elbet. Sense8’in izleyici kitlesinin de bu çoğulculuğa göre şekillendiği de bir gerçek.

İdealist bir perspektif ile kurgulanan bu felsefi alt metinde insanı sadece insan olarak kabul etmenin gerekliliği ve insanı insan yapan esas özelliğin “empati” olduğu vurgulanıyor. Çoğulculuğu ve empatiyi temel alan bu kolektif bilinç dizinin her alanında kendini gösteriyor. Kümenin sekiz karakteri birbiriyle sürekli empati kuruyor ve zorlu durumlarda birbirine destek çıkıyor. İnsani özellikler olan duygular ve sezgiler dizide büyük önem arz ediyor. Dizi bireycilikten ziyade kolektifliği temel alıyor. Öyle ki, dizinin geneline bir tür “kolektif bilinç” hakim. Kolektif bilinç kavramı ilk kez 19. Yüzyılda Fransız sosyolog Emile Durkheim tarafından ortaya atılmıştır. Durkheim kavramı şöyle açıklamıştır:

Aynı toplumun ortalama yurttaşlarının ortak inançlar ve duygular bütünü, kendine ait bir hayata sahip özel bir sistem oluşturur; bu sistem kolektif veya ortak bilinç olarak adlandırılabilir… Nitekim o, sadece özel bilinçler sayesinde algılansa bile, ondan tamamen farklı bir seydir. (Durkheim, 1893)

Durkheim, kolektif bilinci bireysel bilincin karşısında konumlandırmıştır. Bu bağlamda Durkheim’ın kolektif bilinci bireysel bilincin gelişmesinde ve bireyselliğin önünde bir engel oluşturur. İnsanları toplumsal boyutta birleştiren bir anlayıştır. Bireyciliğin karşısında ortak bir bilinci ön plana koyan bir felsefedir.

Sense8 dizisinde Wachowski kardeşler kolektif bilinç kavramını bir adım ileriye taşıyarak onu toplumsal boyuttan alıp, evrensel boyuta çıkarmıştır. Dizinin en başındaki jeneriğinden tutun, son bölümüne kadar vurgulanmak istenenler bununla alakalıdır. Dizide kullanılan “I am We” sloganı çoğulculuk ve evrensel anlamda kolektif bilinçle bağdaşmaktadır. Evrenselden kastımız sadece kültürler veya uluslararası değil, dil, ırk, inanç, cinsiyet, cinsel eğilim ve sosyo-ekonomik sınıf gibi tüm farlılık arz eden unsurların üzerinde tanımlanan üst düzey bir çeşit hümanizm anlayışıdır. Bu anlayışı öne sürerken dizinin kullanmış olduğu aracın ise empati olduğunu gözlemliyoruz. Sensateler birbirlerine yardım ederken empati ile hareket ediyorlar. Birbirlerinin duygularını hissediyorlar ve acil durumlarda birbirlerine yardım ederken seçici davranıyorlar. Sekiz kişinin aynı anda birbirini ziyaret ettiği sahneler tehlikenin tavan yaptığı durumlarda meydana geliyor. Çoğu bölümde küme üyelerinin birbirini bire bir ziyaret ettiklerine tanık oluyoruz. Böylece küme üyeleri birbirini daha yakından tanıma fırsatını buluyor. Küme kavramı ise insanlığın genelini temsil eden “alegorik” bir işlev üstleniyor.

Empati temelli evrensel kolektif bilinç vasıtasıyla Wachowski kardeşler izleyicilere üstü kapalı biçimde bazı mesajları iletmeye çalışıyor. İnsanın her yerde aynı insan olduğunu ve çağımız itibariyle insanın sadece insan olarak koşulsuz kabul edilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. İnsanlardaki iyiliğin ve sevginin tükenmeyeceğinin ve iyilikten umudun kesilmemesi gerektiği de ayrıca aktarılmaktadır. Bu bağlamda 21. yüzyılın insanlığına ait yeni bir tanımlamanın yapıldığını gözlemliyoruz. Sense8 kesinlikle 21. yüzyılın dizisidir. Dizinin dünyanın dört bir yanında bu kadar tutulmasının başlıca sebebi de dizide her fırsatta belirtilen bu ilerici kolektif bilinç anlayışıdır. Diziyi farklı kılan da bu olgudur. Sense8 akla gelebilecek her türlü sınırları, ayrımcılığı ortadan kaldıran, kültürler arası köprüler kuran ve tabuları yıkan ana-akım karşıtı bir yapım. Toplumdan dışlanan, geri planda tutulan, itilip kakılan her türlü bireyi kucaklayan ve en önemlisi her şeye rağmen insanlığın içindeki iyiliğe fırsat tanıyan bir ‘makro’ anlayışın eseridir. Velhasıl bu da, insanlığın karanlık tarafına ve kötülüğe odaklanan çoğu diziden Sense8’i ayıran önemli farklılıklardan biridir.

Matrix ile 16 sene önce çığır açan Wachowski kardeşler, Sense8 ile bilimkurgu türünde önemli bir başarıya imza atmış oldu. Dizinin evrensel değerleri ve kolektif bilinci kucaklaması, yapım boyunca sarf edilen muazzam emeği boşa çıkarmadı ve hayranları Sense8’e sahip çıktı. Hayranların yoğun baskısı sonucunda Netflix’i 2 saatlik özel bir sezon finaline ikna eden kitle Sense8’in kendisi gibi uzun süre daha hafızalardan silinmeyecek. Sense8 bildiğiniz klişe dizilerden değil, sınırları ortadan kaldıran, destansı ve masalsı ögeleri barındıran eşsiz bir eser. Son yılların en radikal bilimkurgu dizisi olmakla kalmıyor, yaratıcı ve şaşırtıcı kurgusuyla adeta nefesleri kesiyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Denizli doğumlu. Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunu. Sosyal Bilimci, Edebiyatçı ve Sinema Sevdalısı. 20 yılı aşkın süredir edebiyatla iç içe. Aynı zamanda sadık bir Rock müzik dinleyicisi. Bilimkurgu tutkunu. Astrofizik ve felsefe gibi alanlara da ilgi duyar. Pamukkale Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında Doktora Adayıdır. Çalışma Alanları ütopya/distopya edebiyatı, bilimkurgu, postmodern/çağdaş edebiyat, sinema ve kültürel incelemeler.



Facebook Yorumları

Yorum