bilimkurgu kulubu

Dizi dark

Tarih: 3 Mart 2018 | Yazar: Cenk Tan

0

Felsefe, Sembolizm ve Bilimkurgu Harmanı: Dark

Yazı Yoğun Biçimde Spoiler içermektedir.

Netflix’in 2017’nin Aralık ayında izleyicilerine yaptığı en büyük sürpriz Alman bilimkurgu dizisi DARK olmuştur. Çok kısa bir sürede fenomen haline gelen ve tüm dünyada İngilizce dışındaki bir dilde en çok izlenen dizi olan Dark, beklentilerin ötesine çıkmayı başarmış gibi görünüyor. Her ne kadar “Stranger Things”in Alman versiyonu olarak lanse edilse de, bu diziyle Dark’ı kıyaslamanın ciddi haksızlık, hatta absürt olacağı kanaatindeyim. Velhasıl kaybolan çocuklar dışında Dark ile Stranger Things’in başka ortak yönünün olduğunu da düşünmüyorum. Hatta dönemin efsane dizisi “Lost” ile bazı benzerliklere sahip olduğunu düşünmekteyim. Almanca konuşanlar için bulunmayan bir nimet olan dizi, ABD. gibi İngilizce konuşulan ülkelerde hem Almanca hem de İngilizce seslendirme seçeneğiyle izleyicilerin beğenisine sunulmuştur.

Winden isimli küçük bir Alman kasabasında geçen esrarengiz olayları konu alan Dark, her açıdan gayet başarılı bir yapım. Dizi, özgün bir senaryo, çarpıcı ses ve görüntü efektleri, sağlam ve büyüleyici kurgu gibi pek çok unsuru bir arada barındırıyor. Aslında dizi son derece klasik ve neredeyse klişeleşmiş bir tema üzerine kurulmuş: “Zaman Yolculuğu”. Hakkında yüzlerce film ve dizi üretilen klişeleşmiş bu temayı bu denli özgün ve yaratıcı biçimde ele almak gerçekten her yiğidin harcı değildir. Bu bağlamda Dark’ın yapımcıları Baran Bo Odar ve Jantje Friese zoru başarmak için yola çıkmış. Klişe bir tema olan zaman yolculuğunu bir güzel sarıp, sarmalayarak ve yepyeni bir ambalaja koyarak, eşsiz bir ürün yaratmayı başarmışlar.

dark

Dizi, geleneksel bilimkurgunun ötesinde dram ve gerilim ögeleri de içermektedir. Bu açıdan baktığımızda dizide Avrupa yapımlarında sıkça gözlemlediğimiz o gerçekçi atmosferi görmek mümkün. Dizinin başka bir güzel tarafı ise sürükleyici olmakla birlikte, tahmin edilebilirliğinin düşük olmasıdır. Diziyi izlerken kafamız karışıyor, olup bitenleri anlamlandırmaya çalışıyoruz ve bunu yaparken de bir sonraki sahnede ne olacağını tahmin etmemiz neredeyse imkânsız hale geliyor. Kaliteli bir yapımda olmazsa olmaz unsurlardan biri tahmin edilmesi güç olaylar akışıdır. Buna ek olarak karakterlerin gerçekçi biçimde, derinlik ile kurgulanmış olmaları da takdire şayan başka bir özellik. Hiçbir karakter hakkında peşin hükümlü olamıyoruz çünkü farklı bir zaman dilimine geçildiğinde o kişi hakkında bambaşka ayrıntılar öğrenebiliyoruz. Ulrich Nielsen’in 2019’da sağlam bir polis memuru olmasına rağmen 1986 yılında gençken serseri ve isyankâr bir delikanlı olması buna bir örnektir.

İlk bölümde karakterler ve yaşadıkları kasaba, Winden tanıtılıyor. Dizinin merkezinde 4 aile yer alıyor: Nielsen, Doppler, Kahnwald ve Tiedemann aileleri. Bu 4 ailenin üyeleri arasında son derece karmaşık ilişkiler mevcut. Fakat kurgu sadece bu ilişkilerle kısıtlı kalmıyor. Dizi, Winden kasabasında 3 farklı zaman diliminde geçiyor: 1953 – 1986 – 2019. Bunun temel sebebini, dizinin kurgusunda yer alan zaman yolculuğu kavramı oluşturuyor. Dolayısıyla, doğrudan veya dolaylı biçimde zaman yolculuğu yapan bazı karakterler kendilerini bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde başka bir zaman diliminde bulabiliyor. İşte tam bu noktada karmaşa başlıyor. Diziyi izlerken olayların akışını takip etmede ve karakterlerin farklı zamanlardaki karşılıklarını tanımada zaman zaman sıkıntı yaşıyoruz. Fakat yapımcıların da hedefinde tam olarak bu karmaşa yatıyor. Yapımcılar, izleyicilerin kafalarında mümkün olduğunca soru işareti bırakmak üzere yola çıkmış gibi görünüyor. Dark dizisini etkileyici kılan unsurlardan biri, karakter kurgusu ile olayların akışındaki karmaşıklığın akıllara durgunluk verici olmasına rağmen gerçekçiliğini ve inandırıcılığını kaybetmemesidir. Dizinin genel kurgusu bu bağlamda “belirsizlik” üzerine kurulu.

Dark’ın hikâyesi 2019 yılında geçiyor fakat malumunuz zaman yolculuğundan dolayı 1986 ve 1953’e kadar geri gidiyoruz. Dizinin içinde bulunduğu zaman dilimi her ne kadar 2019 olsa da, dizinin merkezinde yer alan asıl zaman dilimi 1986’dır. 1986 yılında Winden’da bulunan Nükleer Santral’de bir kaza meydana gelir ve bu kazada radyoaktif sızıntı olur. Santral yetkilileri otoritelere rüşvet vererek bu kazayı örtbas etmeyi başarır fakat kazanın sonucunda santral yakınlarında bulunan bir mağarada üç boyutlu bir “solucan deliği” oluşur. Bu solucan deliğinin ucunda ise 33 yıl farkla ileri ve geri olmak üzere başka bir zaman dilimine geçiş meydana gelir. Bu yüzden 1986’dan bir taraftan 1953’e, diğer taraftan ise 2019 yılına geçiş mümkün hale gelir. Solucan deliğinin oluşmasıyla birlikte işler fena halde karışacaktır.

Dark’ta zaman yolculuğu farklı şekillerde tasvir edilmektedir. Bunlardan ilki, mağaranın içinde oluşan solucan deliğidir. Diğeri yer altı sığınağın içinde bulunan ve Noah tarafından tasarlanan sandalye ve üçüncü de eskiden bir saatçi olan H.G. Tannhaus tarafından tasarlandığı ima edilen “Aparat” isimli zaman makinası. Dizideki ilk zaman yolcusu Claudia Tiedemann’a ait Gretchen isimli bir köpek. Helge’nin kovaladığı köpek mağaranın içine girer ve başka bir zaman dilimine geçer. Bu olay tamamen rastgele ve tesadüfi biçimde meydana gelir. Dizide izleyicilere gösterilen ilk çocuk kaybolma olayı “Mikkel Nielsen” vakasıdır. 2019 yılında ormanda gezerken mağaranın içine giren ve solucan deliğinden 1986’ya giden Mikkel, dizinin gösteriminde zaman yolculuğu yapan ilk karakter olma özelliğini taşıyor. Fakat bu, Mikkel’den önce kasabada kimsenin zaman yolculuğu yapmadığı anlamına gelmez, sadece izleyicilere ifşa edilen ilk zaman yolcusu olduğunu tescil eder. Mikkel’in çocuk olarak 1986’ya gitmesi zamanın akışında dalgalanmalara sebep olur ve çocuk olan Mikkel bu zaman diliminde büyüyerek Hannah ile evlenir ve böylece Jonas dünyaya gelir. Yıllar sonra yetişkin Mikkel bilinmeyen sebeplerden dolayı trajik biçimde yaşamına son verir.

Diğer taraftan Mikkel’in 2019 yılında kaybolmasıyla birlikte polis memuru olan babası Ulrich onu aramak için çeşitli girişimlerde bulunur. Psikolojik durumu gittikçe kötüye giden Ulrich, Mikkel’in kaybolması ile çok önceden kaybolan kardeşi Mads arasında benzerlikler olduğunu düşünmeye başlar. Araştırmalarının sonucunda Helge Doppler isimli yaşlı bir adamın tüm bunlarla bağlantısının olduğuna ikna olur. Mağaraya ulaşan Ulrich solucan deliği vasıtasıyla 1953 yılında geri gider. Böylece her şeyden sorumlu tuttuğu kişiyi bulup, öldürmeyi ve olup bitenlerin asla olmamasını sağlamak adına Helge’yi aramaya koyulur. Bu esnada H.G. Tannhaus isimli saatçi ile tanışır ve 2019 yılından yanında getirdiği akıllı telefonunu onun atölyesinde unutur. Sonunda 1953’te henüz küçük bir çocuk olan Helge’yi bulur ve bir taşla kafasını ezer. Onu öldürdüğünü düşünerek, Helge’yi bir sığınağa kapatır ve kısa bir süre sonra polis tarafından tutuklanır. Böylece Ulrich karakteri 2019’dan 1953’e giderek bu zaman diliminde bir hapishane hücresine adeta sıkışıp kalır.

Zaman yolculuğu yapan karakterler Mikkel ve Ulrich ile sınırlı değil. Daha çok karakterin zamanda ileri-geri gitmesiyle birlikte olayların akışında da bir o kadar karmaşa ve alternatif oluşumlar meydana geliyor. Mikkel’in oğlu olan Jonas da babasını kurtarmak amacıyla pek çok kez zaman yolculuğu yapıyor ancak Noah tarafından yakalanarak bir sığınağa hapsediliyor. Yine ilerleyen bölümlerde yaşlı Helge yaptıklarından duyduğu pişmanlık yüzünden, kendisini öldürmek üzere, 1986’ya döner ve arabasıyla kendisine çarpar. Zamanda yolculuk yaptıktan sonra herhangi birini öldürme çabasının başarısızlıkla sonuçlandığını görebiliyoruz. Helge 1986’da kendisini öldüremediği gibi Ulrich de 1953’teki Helge’yi öldüremiyor çünkü yaşanmış olan bu zaman dilimlerinde geleceği etkileyecek şekilde köklü değişiklik mümkün olmuyor. Dolayısıyla hedefte olan kişiler bir şekilde bundan kurtuluyor.

H.G. Tannhaus karakteri gerçekten çok ilginç bir karakter ve dizide önemli bir yere sahip. Esasında saatçi olan bu kişi potansiyel bir bilim insanına ait tüm özellikleri taşıyor. 1953 yılından itibaren olmak üzere defalarca gelecekten gelen kişiler tarafından ziyaret edilen Tannhaus sonuna “Zamanda yolculuk” isimli bir kitap yazıyor ve “Aparat” olarak bilinen zaman makinesini inşa ediyor. Claudia, Jonas, Noah, Ulrich gibi isimler tarafından ziyaret edilen Tannhaus’un makinayı tam olarak ne zaman yaptığı ise tam anlamıyla bir muamma. Tannhaus’un makinayı 1986’da bitirdiğini biliyoruz fakat kendisi 1953’te 2019 yılından gelen Ulrich tarafından ziyaret ediliyor ve gelecekte yazacağı kitap, o yazmadan çok önce eline ulaşıyor. Bu da birçok soruyu beraberinde getiriyor. Tannhaus makinayı gerçekte kendisi mi tasarladı yoksa gelecekten gelen biri mi onu kendisine ulaştırdı ya da tasarlamasında yardımcı mı oldu? Tannhaus, makine fikrine sahip olmadan yıllar öncesinde bu makinanın tamamlanmış halini görmüş olabilir. Bu yüzden hangi olayın daha önce gerçekleştiğini bilmemiz imkânsız görünüyor. Tavuk-yumurta ilişkisini andıran bu olaya kesin bir yorum getirmek mümkün değil.

Tüm bu hengâmenin ortasında “Noah” yani “Nuh” karakterini tanıyoruz. Adından anlaşıldığı üzere, bu karakter İncil’e yönelik pek çok göndermeyi içermektedir. Noah farklı zaman dilimlerinde rahip kostümüyle karşımıza çıkan karanlık ve esrarengiz bir karakter. Kendisi hakkında fazla bilgiye sahip olmasak da, onun Winden’da olup biten her olay ile doğrudan ilgisi olduğunu farz ediyoruz. Karanlık ve neredeyse şeytani bir imaja sahip olan Noah’nın rahiplik ile pek ilgisi yok gibi. Başka bir ilginç nokta ise, dizide farklı zaman dilimlerinde görünen her karakterin çocuk-genç-yetişkin-yaşlı gibi farklı hallerini görebilmemiz ancak Noah’yı farklı yaşlarda göremememizdir. Yani Noah, hangi zaman diliminde ortaya çıkarsa çıksın hep aynı yaşta ve aynı kostümde görünüyor. Bu da onun yaşlanmadığına dair kanıları güçlendiriyor. Rahip kostümü giymesini pragmatik sebeplere bağlıyorum: Noah insanların kanına girerek, onları kendi amaçları doğrultusuna kullanmak isteyen, görünüşe göre kötü bir karakter. Rahip kıyafeti onun zaman yolculuğu yapmasını ve insanların güvenini kazanarak onları ikna etmesini kolaylaştıran bir etken. Sonuçta rahip kıyafeti zaman fark etmeksizin aynıdır. Böylece Noah, rahatlıkla zamanda ileri-geri gidebilmektedir.

Noah zamanda ileri-geri giderken Helge ile tanışır ve onu safına çeker. Kendi amaçları doğrultusunda onu kullanmaya başlar. Böylelikle Noah’nın talimatıyla çocukları kaçıran kişinin Helge olduğunu öğrenmiş oluruz. Noah her fırsatta iyilikten yana olduğunu ve bu mücadelede kötülüğün kazanamayacağını vurgular ve Helge’yi bu şekilde motive eder. Tüm bunlar Noah karakterinin kötü olduğuna dair kanıyı güçlendirmektedir. Bu esnada Noah, sığınakta bir sandalye üzerinde zaman makinası yaratmak için uğraş vermektedir. Bu esnada Jonas olup bitenler hakkında ayrıntılı bir araştırma yürütmektedir. Noah’nın karşısında ise Claudia Tiedemann karakterini görüyoruz. Claudia, Winden Nükleer Santralinin CEO’su olmanın yanı sıra olaylar ile doğrudan ilgili görünüyor. İlk sezon itibariyle ucu açık bırakılsa da ortada Noah ile Claudia arasında bir mücadele olduğu aşikâr. Bu da insanlığın içindeki iyilik ile kötülük arasındaki bir mücadeleyi simgeliyor. Noah bir bölümde Claudia’yı kötülüğe hizmet etmekle suçluyor. Noah ve Claudia olup biten her şeyin bilincinde olan ve zaman yolculuğunun her yönüne son derece hâkim olan dizideki tek karakterler. Ayrıca, Jonas’ın Claudia’nın safında olduğuna dair teoriler mevcut. Noah’nın zaman yolculuğunu kontrol ederek ve insanlığı da böylece etkisi altına alarak, kendi egemenliğini kurmak isteyen kötü niyetli biri olduğunu dolaylı bir şekilde öğrenmiş oluyoruz.

Her 33 yılda bir ormanda gözleri yanmış ve vücudu zarar görmüş biçimde nostaljik kıyafetli cesetler olarak ortaya çıkan çocukların (Mads, Yasin ve Erik) ölümünden sorumlu olan kişi Noah’nın ta kendisidir. Önce Helge’ye talimat verip çocukları kaçırmasını sağlar sonra da yeraltındaki sığınak odasında bulunan sandalye şeklindeki zaman makinasıyla odanın üstünde açılan enerjiyi kullanarak çocukları farklı bir zamana göndermek ister. Her ne kadar gönderme kısmında başarılı olsa da, ortaya çıkan enerjinin şiddetinden dolayı çocukların gözleri yanar ve böylece ölü bedenleri öteki zaman dilimine ulaşır. Claudia’nın iyilikten, Noah’nın ise kötülükten yana olduğu tezini savunursak, Claudia’nın attığı her stratejik adımın amacının aslında Noah’nın icraatlerini bozmaya yönelik olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Buna dayanarak da, Claudia’nın H.G. Tannhaus’a Aparat’ı yaptırmasındaki temel amaç, Noah’nın zamanın akışında yaratmış olduğu kırılmaları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan karmaşık olaylar zincirini ortadan kaldırmaktır.

Dark’ın asıl güzel tarafı zaman yolculuğunu doğrusal biçimde değil, döngüsel biçimde ele almasıdır. Geleceğe Dönüş ve Dr. Who gibi zaman yolculuğu temasını geleneksel biçimde ele alan filmlerde kişilerin zamanda ileri-geri gitmesi ve sonunda ait oldukları zaman dilimine geri dönmesi burada söz konusu değildir. Dark’ta geçmiş, geleceği etkilediği ve şekillendirdiği gibi, gelecek de aynı şekilde geçmişi şekillendiriyor. 2019’da olanlar, hem 1986’yı, hem de 1953 yılını doğrudan etkiliyor. Başka bir deyişle geçmiş ile gelecek arasında kapalı devre bir kısır döngü meydana geliyor ve bu döngü sayısız defa kendini tekrarlıyor. Bu yüzden zaman kavramının doğrusal değil döngüsel olduğu mesajı verilmektedir. Dark’ta şahit olduğumuz olaylar silsilesi muhtemelen defalarca gerçekleşti ve gelecekte de gerçekleşmeye devam edecek. Başı ve sonu olmayan spiral şeklindeki bir döngünün ta kendisidir ve dizide de üç köşeli bir şekil yoluyla tasvir edilmektedir. Şeklin ima ettiği gibi, başı sonu olmayan bir düğüm gibidir. Dizinin son bölümünde ise 3 zaman diliminden oluşan bu sarmal düğüme Jonas’ın 2052 yılına gitmesine müteakip olarak 4. zaman dilimi de eklenmiş oluyor. Bu şekilde 2. Sezonun bilimkurgusal açıdan daha hareketli geçeceği mesajını da almış oluyoruz.

Dizinin ana karakterinin kim olduğu konusu tam bir muamma. İlk bölümlerden itibaren kaybolan çocuğu, Mikkel’i arayan Ulrich Nielsen’ı bolca izliyoruz. Tam ana karakterin Ulrich olduğunu düşündüğümüzde ortaya Jonas karakteri çıkıyor. Dizi, adeta Ulrich’ten Jonas karakterine doğru bir kayma geçiriyor. Karşı tarafta ise zıt karakterler olarak Noah ve maşası Helge’yi görüyoruz. Herhangi bir karakterin dizinin merkezinde net bir şekilde konumlandırılmadığını bir gerçek. Bu da beraberinde şöyle bir soruyu getiriyor: karakterlerde belli bir sıralama dahilinde kaymalar mı yaşanacak? Bu soruya verilecek cevap evet ise, geçmişini ve yaşamlarına dair ayrıntıları bilmediğimiz pek çok karakter 2. sezona ait bölümlerde odak noktası olabilir.

Dark, gerçek anlamda kafa karıştıran değil, resmen kafa patlatan bir kurguya sahip. Velhasıl Dark dizisini kaliteli yapan tek unsur karmaşıklık değildir. Yapımın nitelikli olmasını sağlayan başka bir unsur, dizinin merkezinde yer alan çeşitli felsefi sorgulamalardır. Dark, en başından beri insanlığın varoluşuna ve gidişatına ilişkin temel sorular yöneltmektedir. Bununla birlikte insanlığın doğası da sorgulanmaktadır. Özgür iradeye sahip olmamızın bir yanılgıdan ibaret olduğu ve aslında tercihlerimizde düşündüğümüz gibi hür olmadığımızı ve kaderimizin başka bir güç tarafından önceden çizildiğine dair güçlü mesajları aktarmaktadır. Buna göre önceden yaşanılan olaylar akışı defalarca aynı şekilde tekrar tekrar yaşanmaktadır ve bunu değiştirmek mümkün değildir. Zaman, varoluş, özgür irade, iyi ve kötü arasındaki mücadele, iktidar, çevre sorunu, sermayecilik dizide sorgulanan felsefi temalardan bazıları. H.G. Tannhaus’un bir bölümde ifade ettiği cümle dizinin ana temasına yönelik bir göndermeyi içeriyor: “Zaman, yenilmez bir canavar mı?”

Dark’ta aktarılan felsefi imaların yanı sıra, yoğun biçimde sembolizm varlığının olduğunu söylemek mümkün. Dizi, etkileyici ve “Barok” türü sembolizm anlayışını büyük bir ustalıkla kullanıyor. İlk bölümünden son bölüme kadar özenle seçilmiş, nokta atışı bir imge kullanımı söz konusu. İmgelerin gerek İncil, gerekse antik, ezoterik kültlere ait çeşitli göndermeler içerdiğini gözlemliyoruz.

Öncelikle antik yunan mitolojisine ait çeşitli imgelerin kullanıldığı kesin bir gerçek. “Theseus Mitine” ait göndermeler gözümüze çarpıyor. İlk bölümde Martha Nielsen’ın tiyatro’da “Ariadne” rolünü oynaması, Jonas’ın mağaranın içinde yolunu bir ip yardımıyla bulması gibi olayların tamamı antik yunan mitine yapılan göndermelerdir. Theseus Mitini hatırlarsak, Mite ait iki unsura gönderme yapıldığını görebiliriz: Ariadne’nin Theseus tarafından terk edilmesi ve Theseus’un babasının intiharı. Mite göre, Theseus Minotaur adı verilen canavarı öldürdükten sonra Ariadne’nin ipini kullanarak labirentten çıkmayı başarır. Böylece aşkı Ariadne’yi terk eder. Babasına doğru denizde yol alırken, canavarı öldürdüğüne dair işaret olan yelkenleri beyaza dönüştürmeyi unutur ve yelkeni gören babası oğlunun öldüğünü düşünerek yaşamına son verir. Theseus, Ariadne ve Aegus arasında geçen bu mit, Dark’ta Jonas, Martha ve Mikkel ile tasvir edilmiştir. Jonas, Martha’yı aldığı bilgi yüzünden terk eder ve akabinde Jonas’ın babası yetişkin Mikkel bilinmeyen bir sebepten intihar eder. Dark’ta mite yönelik soru işareti olarak kalan unsurlar ise labirent ve Minotaur’un (canavar) kim olduğudur. Kesin olarak bilinmemekle birlikte Noah en güçlü adaylardan biridir. Dolayısıyla Theseus mitinin zaman yolculuğu ile harmanlanmış halini izliyoruz esasında.

Başka bir önemli sembol ise 33 sayısıdır. Dark’ta 3 farklı zaman dilimi arasında 33 yıl vardır ve her 33 yılda bir solucan deliği ortaya çıkar. Kronolojik sırasıyla 1953-1986-2019 olarak ifade edilir. İncil’de 3 sayısı, kutsal üçleme olarak bilinen kavramı: “Baba, Oğul ve Kutsal Ruhu” temsil eder. Ayrıca, Hz. İsa’nın 33 yaşında öldüğü bilinmektedir. 3 sayısı, ilahi güçten gelen desteği ve genel olarak ilahi bir bağı simgelemektedir. Dark’ta 33 sayısı zaman yolculuğu olgusuyla birlikte bir örüntü halinde tekrarlanmaktadır. 33 sayısıyla birlikte Noah karakterinin kötü olarak temsil edilmesi ve Nuh adını taşıması da apayrı bir göndermedir. Nuh peygamber gemisiyle canlıları tufandan kurtarmak ister. Noah da dizide rahip kıyafetiyle bir kurtarıcı edasıyla karşımıza çıkıyor fakat ironik biçimde kötülüğü temsil ediyor ve çocukları kaçırıp, denek olarak kullanıyor ve ölümüne sebep oluyor. Nuh’a yönelik yapılan gönderme oldukça düşündürücü.

Dizide sıkça kullanılan bir venn diyagram (üçlü küme) şekli mevcut. “Triquetra” olarak bilinen bu şekil 3 köşelidir ve iç içe geçmiştir. Dark’ta zamanın ve olaylar akışının, başka bir deyişle geçmişin geleceği ve geleceğin de geçmişi etkilediğini görsel biçimde simgelemektedir. Dark’ta 3 zaman dilimi karşılıklı olarak birbirini etkiliyor. Ayrıca şekil kapalı bir düğümü andırmaktadır, başı ya da sonu yoktur, kısır bir döngüyü temsil etmektedir. Mağaradaki zaman geçidinde bir kapı olduğunu ve kapının üzerinde yukarıda bahsettiğim triquetra şekli ile Latince “Sic Mundus Creatus Est” yazısının yazılı olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. “Böylece Dünya Yaratıldı” anlamına gelen ifadenin Hermetizm okültüne ait “Zümrüt Levhasında” geçen 10. ifade olduğunu idrak ediyoruz. Noah karakterinin sırtında bulunan kocaman dövmenin de aynı şekilde yazıyla bağlantılı bir şekilde Hermetizm okültüne ait olduğu bilinmektedir.

Hermetizm ise, M.S. 2. Yüzyılda ortaya çıkan “Hermetis Corpus” isimli kutsal ve bilge metinleri yazan Hermes Trismegistus tarafından kurulan antik bir okültizm öğretisidir. Temel hatlarıyla doğa, teoloji, astroloji, matematik, simya, felsefe, tıp gibi konularla ilgilidir. Trismegistus tüm bu alanların ve bilimin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Batı medeniyeti derinden etkilediği bilinen Hermetizm, temelinde bilgeliği ve ermişliği simgeleyen “Thoth ve Hermes”’in öğretilerine dayanmaktadır. Hermetizm düşünce ve bilgelik üzerine kurulan kapalı bir ezoterik sistemdir. Amaçları, bilginin iyilik için kullanılarak evreni daha iyi bir yer haline getirmektir. Özet olarak, Hermetizm Eski Mısır, Yunan, İskenderiye, Sümer, Zerdüştlük gibi inançların sentezini oluşturan bir doktrindir. M.S. 6. Yüzyıla kadar Kilise tarafından reddedilen ve faaliyetleri yasaklanan Hermetik gelenek, yeraltına zorlanmış ve varlığını gizli topluluklarda devam ettirmiştir.

Hermetizm’in temel amacı olan ve triquetra simgesiyle vurgulanan olgu, insanı tüm kısıtlamalardan kurtarmak ve gerçek anlamda özgürlüğü sağlamaktır. Sanırım Dark’ın karanlık karakteri Noah da kendine buna benzer bir rol çizmiş durumda. Dizide açıkça belirtilmemiş olsa da, kanımca Noah, Hermetizm öğretisini kendi amaçları doğrultusunda kullanan biri. Yaşlanmamasının sırrını henüz bilmiyoruz fakat kendisinin de ifade ettiği gibi o insanlığı tüm kısıtlamalarından kurtarıp, özgür bırakmak isteyen ve aydınlıktan yana olan biri.

Sonuç itibariyle, Dark dizisi zaman yolculuğunu alışkın olmadığımız, otantik bir şekilde ele alıyor. Diziyi kaliteli yapan pek çok unsur var. Dark sadece karmaşıklık ve soru işaretlerinden ibaret değildir. Yüksek dozda felsefe ve sembolizm de içermektedir. Etkileyici kurgusu, karakter gelişimlerindeki gerçekçilik ve başarılı ses efektleri de diziyi tamamlayan ögelerden bazıları. Oyuncu tercihinin bu denli kapsamlı bir diziye göre biraz eksik kaldığını düşünmemek elde değil. Önümüzdeki sezonu Netflix tarafından onaylanan Dark’ın gelecek bölümlerinde pek çok soru işaretinin ortadan kalktığına hep birlikte şahit olacağız. 2052 yılının da zaman yolculuğuna dâhil edilmesiyle bilimkurgu unsurlarını daha yoğun bir şekilde görmeyi ümit ediyorum. Açık ara farkla son yılların en sağlam ve en özgün bilimkurgu dizisi olduğu inkâr edilemez bir gerçek. Dark’ın ilerleyen sezonlarda aynı başarıyı devam ettirmesi, Lost örneğinde olduğu gibi kurguyu haddinden fazla dağıtmaması ve izleyiciyi her daim şaşırtması en büyük temennimdir.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Denizli doğumlu. Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi mezunu. Sosyal Bilimci, Edebiyatçı ve Sinema Sevdalısı. 20 yılı aşkın süredir edebiyatla iç içe. Aynı zamanda sadık bir Rock müzik dinleyicisi. Bilimkurgu tutkunu. Astrofizik ve felsefe gibi alanlarla da ilgili. Pamukkale Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında Doktora Adayıdır. Çalışma Alanları ütopya/distopya edebiyatı, bilimkurgu, postmodern/çağdaş edebiyat, sinema ve kültürel incelemeler.



Facebook Yorumları

Yorum