bilimkurgu kulubu

Sinema

Tarih: 3 Şubat 2018 | Yazar: Kadri Kerem Karanfil

0

Türk Bilimkurgu Sinemasında Kötüler

Yeşilçam denince aklınıza ilk ne geliyor? Büyük aşklar? Olmazsa olmaz. Ya sevenleri ayıran şifasız hastalıklar? Öksürük ve kanlı mendil gözyaşı garantileyicidir, olmasında fayda var. Yuva yıkan yanlış anlaşılmalar? Hastalık kadar değilse de yanlış anlaşılmalar da sevenlerin azılı düşmanları arasında yer alır. Muhteşem dövüş sahneleri? Birkaç yumruk sallanacak, masa sandalye kırılacak, ortalık şöyle güzelce bir dağıtılacak elbette, yoksa esas oğlan demezler adama. Nayırları, nolamazları, öldürürüm uleynleri de unutmamak gerekir tabii.

Liste uzayıp gider. Ama durun, Yeşilçam’ın kötü adamlarını unuttuk. Acımasız mafya babası rollerinin aranan adamı Hüseyin Peyda, kötü adam denince akla ilk gelen isim Erol Taş, sorunlarını aklıyla değil kaba kuvvetliyle çözen haşin bakışlı Yadigâr Ejder, sonra Kazım Kartal, Yıldırım Gencer, Necip Tekçe… Bu kişiler olmasa masanın bir ayağı eksik kalırdı kuşkusuz.

Bu kötü adamların yerel değil de küresel, hatta evrensel kötü olduklarını hayal etsenize bir de. Vay canına değil mi. Neyse ki bunu hepimizden on yıllar önce hayal eden Türk senaristler, yönetmenler olmuş. İşte biz de bu yazımızda, Türk Nilimkurgu, pardon Türk Bilimkurgu Sineması’ndaki süper kötülerden bahsedeceğiz. El fenerinizi yakıp peşimize düşün; karanlık tarafa adım atıyoruz.

Sihirbaz (Dünyayı Kurtaran Adam, 1982)

dunyayi-kurtaran-adam-3

Blade Runner ile aynı tarihte çekilen, ama Blade Runner’ın aksine absürtlüğü ile dünya sinema tarihine geçen Dünyayı Kurtaran Adam’ı anlatmaya gerek bile görmüyoruz. Bu topraklarda çekilen en acayip, en tarif edilemez film olduğunu söylersek herhalde bir itirazınız olmaz. İşte Sihirbaz (Hikmet Taşdemir), Cüneyt Arkın’ın dünyalılardan sıkılıp biraz da uzaylıları patakladığı bu filmin galaktik kötüsü olarak çıkıyor karşımıza. Onun kötü diye tanımlamak yetersiz kalır. Öyle ki Darth Sidious bile su dökemez eline. Sihirbaz sonsuz güce sahiptir. Ölümsüzdür. Bir tanedir ama istediği kadar da çoğalabilir. Aynı anda her yerde olabilir. Yanına yaklaşmanız bile imkânsızdır. (Yok artık demeyin, bunları biz uydurmuyoruz, bizzat kendi sözlerini aktardık size.) Dünyamızı ele geçirmeyi kafaya takmış bu kötü kalpli canavar, neyse ki filmin sonunda Cüneyt abi tarafından ortadan ikiye bölünüyor da rahat bir nefes alıyoruz. Ya Sihirbaz efendi, sen de ölümsüz değilmişsin demek. Neyse oyalanmadan ikinci kötü karakterimize geçelim.

Komutan Logar (G.O.R.A., 2004)

Komutan Logar (Cem Yılmaz) büyük büyükbabasının gezegenimizde başına gelenlerden sonra (isterseniz o konuya hiç girmeyelim) insanlardan nefret etmeye başlamıştır. Hatta (kendi deyişiyle) onlardan tiskinmektedir. Dedik ya, bir süper kötüyseniz tüm dünyayla derdiniz olmalı. Galatik kötülük bunu gerektirir. Komutan Logar da bu kötülerden işte. Dünyadan onar beşer insan kaçıran Logar, onları kölesi haline getirir. Günün birinde tüm dünyayı dize getireceği günlerin hayalini kurar. Komutan Logar’ın hain planları yalnız dünyamızla sınırlı değildir elbet. Çok yönlü bir kötüdür o. Bir yandan insanlığın sonunu getirmeyi planlar, diğer yandansa Prenses Ceku’yu elde edip, GORA’nın başına geçmeyi hayal eder. Bu hayale kavuşmak için GORA’nın başına dev bir alev topu sarmaktan bile çekinmez. Neyse ki içimizden biri olan Arif karşısına dikilir de bu hain planlarını bir bir bozar.

Doktor Şeytan (Yılmayan Şeytan, 1972)

Yılmaz Atadeniz’in yazıp yönettiği Yılmayan Şeytan, dünya tatlısı olduğu halde yüreklere kötü adam olarak kazınan Erol Taş’ın bu ününü iyice pekiştirdiği filmlerden. Doktor Şeytan (Erol Taş) çılgın bir bilim adamıdır. Yaptığı katil robotu seri üretime sokmayı planlar. Bunun için büyük bir buluşa imza atan meslektaşını kaçırmaktan geri durmaz. Her mega kötü gibi onun da aklında tek bir şey vardır: Dünyayı ele geçirmek ve hi hi hu ha ha haaa diye kahkaha atmak. (İki şey oldu ama neyse. Ayrıca dünyanın derdi bitmez, ele geçirip ne edeceksin.) Doktor Şeytan faaliyetlerini bu topraklarda sürdürse de saçı, bıyığı, kaşları, altın madalyonu ve janjanlı kostümü ile uzak doğudan esintiler taşır. Batının teknolojisi ile doğunun kültürünü birleştirmiş küresel bir kötüdür o. (Kültür emperyalizmine tutulmuş olduğu da iddia edilebilir elbette.) Filmin sonuna kadar kahramanımız Bakırbaş’a kök söktüren bu global lucifer, sonunda her kötü gibi yenilmekten kurtulamaz.

Tuz Canavarı (Turist Ömer Uzay Yolunda, 1973)

Kılıktan kılığa giren tuz canavarı en sinsi kötülerden biridir. Sevdiğiniz birinin görüntüsüne bürünüp sizi en savunmasız halinizde yakalar. İstediği tek şeyse tuzdur. Eee adı üstünde, tuz canavarı bu, karabiber isteyecek hali yok ya. Profesörün karısı kılığında ortalıkta dolanan bu habis yaratık, Atılgan Gemisi mürettebatına zorlu anlar yaşatmaktan geri durmaz. Tuz da tuz diye diye geminin koridorlarında dolanır durur. Yalnız tuz canavarı mı, yoksa keskin zekâsı ve sakinliği ile tanınan Mister Spak’ı bile çileden çıkarmayı başarıp, gemiyi birbirine katan Turist Ömer mi daha tehlikeli karar veremedik doğrusu. İyisi mi buna filmi izleyip siz karar verin.

Yazımıza Üç Süpermen Olimpiyatlarda filminden şu sözlerle nokta koyalım:

“Dünya var olduğundan beri kötüler insanlığa daima düşman olmuştur. Birçok masum insan onların ihtirasları uğruna canından olmuş; evler, kentler yıkılmış, devletler tarihin derinliklerine gömülmüştür. Daima sonunda iyiler kazanmış, kötüler cezalarını bulmuştur.”

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilimkurgu Kulübü emektarı. Yalnız bilimkurguyla değil, korku ve çocuk edebiyatıyla da ilgili. Stephen King'in sadık okuyucusu. Ray Bradbury'nin büyük hayranı. 80'lere ait korku filmlerinin tutkunu.



Facebook Yorumları

Yorum