bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri WHAT HAPPENED TO MONDAY

Tarih: 9 Eylül 2017 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Kayıp Giden Nesil: What Happened To Monday

Norveç doğumlu yönetmen Tommy Wirkola, 2009’da kotardığı Dead Snow (Død Snø) adındaki filmiyle kısa sürede külte dönüşen bir işe imza atmıştı. Bir grup tıp öğrencisi, tatil için gittikleri arkadaşlarının dağ evi çevresinde dehşet verici olaylara maruz kalır. Karşılarında zombiye dönüşmüş Nazi ordusunu bulan genç öğrenciler, hayatta kalmak için amansız bir mücadeleye girer. Yapım, belli ki o sıralar taze kan arayışında olan Hollywood’un hemen ilgisini çekti. Wirkola, Hansel & Gretel: Witch Hunter (2013) ile batı sinemasında ilk sınavını verdi. Hansel ve Gretel masalının serbest bir uyarlaması olan yapım, orta karar bir başarı elde etmişti. Tomm Wirkola, bu kez daha iddialı bir iş ile beyazperdeye konuk oluyor. Çok uzak olmayan bir gelecekte geçen What Happened To Monday, distopik bir dünyayı gözler önüne seriyor. Yapım, ülkemizde Yedinci Hayat adıyla gösterime girdi. Bir Netflix yapımı olan film, dijital platformdan farklı olarak, ülkemize doğrudan sinemalara geldi.

Gelecekte, dünya nüfusunun aşırı derecede artması sonucu, kaynaklar tükenme noktasına gelir. Bu durum kıtlığı da beraberinde getirecektir. Devlet, bir teknokrat olan Nicolette Cayman’ın (Glenn Close) önderliğinde, insanlığın geleceği için yepyeni bir projeyi duyurur. Aileler, artık sadece birer çocuk sahibi olabilecektir. İkinci bir çocuğun doğması halinde, devlet onları Child Allocation Bureau (Çocuk Ayrım Bürosu) teşkilatında özel kabinler içinde dondurulmak amacı ile alacaktır. Ailelere vaat edilen şey ise; gelecekte istenilen nüfus dengesinin sağlandığı ve kaynakların da eski zenginliğine kavuştuğu zaman, çocukların donduruldukları kabinlerden tekrar uyandırılacağı yönündendir. Hükümet, kısa ismi C.A.B olan bu oluşumun propagandasını her türlü basılı ve yazılı medya aracılığıyla, başarılı bir şekilde yapmaktadır.

What Happened To Monday

Devletin toplum üzerindeki kontrolünün arttığı bir ortamda Terence Settman (Willem Dafoe), yediz kız çocuğu sahibi olur. Yedi kız çocuk olmasından dolayı, her birine ad olarak haftanın günlerini verir. Kızlarını kendi evinde gizli bir şekilde büyütür ve kültürel eğitimlerini belli bir süre kendisi verir. Çocuklarını okula yazdırır, ama her biri isminin ilgili olduğu günde okula gidebilecektir. Monday, yalnızca pazartesi günü dışarı çıkabilir; farklı bir günde dışarı çıkarsa kuralı ihlal etmiş olur. Her çocuk, gün içinde yaşadıkları olayları görüntülemek ve kardeşlerine anlatmakla sorumludur. Her kardeş, dışarıda kendilerini Settman Siblings olarak tanıtır. Evdeki giyim ve tarzları farklı olsa da dışarıda aynı elbise ve saç modeline sahiptirler. Farklı kişiler oldukları anlaşılması halinde başları büyük belaya girecektir. Monday, bir gün iş dönüşü eve dönmez. Paniğe kapılan kardeşler, olayı araştırmaya koyulurken ciddi bir belanın içine düştüklerini fark eder. Tehlikeye giren kardeşler, olayın sorumlusunun C.A.B olduğunu öğrenir. C.A.B’in çocuklar üzerindeki faaliyetleri, göründüğü gibi masumane değildir.

Noomi Rapace, yedi karaktere birden hayat vererek, oyunculuk adına adeta meydan okuyor. Kardeşlerin her biri, farklı karakter ve beden diline sahip. Rapace, çoğunluğu bir evin içinde geçen öyküde, karakterlerine ruh katmayı başarmış. Başarılı mizansenler ve planlardaki ritmin tutarlı oluşu, yedi karakterin sahiciliğini mümkün kılmış. Rapace, zor bir işin altından başarı ile kalkarak, yapımın tüm ağırlığını omuzlamış. Benzer olarak; Back To The Future serisinde Michael J. Fox ve The City Of Lost Children’da Dominique Pinon, canlandırdıkları farklı karakterleri aynı plan içerisinde başarılı bir şekilde yansıtmışlardı. What Happened To Monday, teknoloji anlamında çıtayı daha yukarıya yükseltip, karakterleri birbirlerine dokunma ve etkileşime geçme noktasına vardırıyor.

What Happened To Monday

Çocuklarının üzerine titreyen baba Terrence Settman (Willem Dafoe), ister istemez kızları üzerinde bir baskı rejimi kuruyor. Sistematik anlamda çocuklarının yeteneklerine göre ayrı görevler yükleyerek onları şekillendiriyor. Yarı kapalı bir şekilde yaşamak zorunda olmaları, onları kaçınılmaz bir kapalı aile konumuna sokuyor. Willem Dafoe, alışık olduğumuz oyunculuk performansını göstererek görevini yerine getiriyor.

İddialı bir senaryoya sahip olan yapım, maalesef vasatlık düzeyini aşamıyor. Tommy Wirkola, ilk yarıda kontrollü bir yönetmenlik performansı sergilese de hikâyenin derinliği, aksiyon sahnelerinin haddinden fazla olmasından dolayı kayboluyor. Totaliterleşen toplumun yönetim şekline dair tam olarak fikir sahibi olamıyoruz. Yalnızca fazlalık arz eden çocukların toplanması, uyutulmalarının nedenleri hakkında bilgi sahibiyiz. Hükümetin, bu kardeşlerin varlığından haberdar olmasından itibaren yapım, aksiyon sinemasına doğru yol alıyor. Yapımın 123 dakikalık süresi göz önüne alınırsa, son 60 dakikasında senaryo aksiyon ağırlıklı ilerliyor.

What Happened To Monday

Distopik edebiyatın mihenk taşlarından olan Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley – 1932), 1984 (George Orwell – 1949), Fahrenheit 451 (Ray Bradbury – 1953) gibi kitaplar, distopik sinemanın da altyapısını oluşturdu. Yakın dönem başarılı anti-ütopya yapımlarında, bu önemli eserlerin izlerini halen görebiliriz. Fakat elimizdeki film, distopik gibi olmaya çalışan, ama asıl meselesi aksiyon olan bir yapım. Günümüzden çok da farklı olmayan gelecek şehir manzaraları başarılı, aksiyon sahneleri heyecanlı, oyunculuk üst düzeyde; fakat yapım, salondan çıktıktan sonra bir tatmin olmamışlık hissi yaratıyor. Usta oyuncu Gelnn Colse’ın canlandırdığı Nicolette Cayman gibi önemli bir teknokrat karakterin potansiyelinden faydalanılamamış. Tüm sinemaseverlerin gözü, şu anda Blade Runner 2049’a yönelmiş durumda. Blade Runner öncesi çerez niyetine What Happened To Monday’i izleyebilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.



Facebook Yorumları

Yorum