bilimkurgu kulubu

Sinema

Tarih: 23 Eylül 2017 | Yazar: Taner Güler

0

Etik Değerlerin Sorgulandığı Bir Bilimkurgu: Womb

“Bu evrende sadece sürüklenmekte olduğumuzu unutmaya yönelik bir eğilimimiz var.” – Benedek Fliegauf 

Almanya, Macaristan ve Fransa ortak yapımı olan 2010 çıkışlı Womb; Locarno Uluslararası Film Festivalinde ödül almış bir film. Yönetmen Benedek Fliegauf, filmin senaryosunu Elizabeth Szasz ile birlikte yazmış. Ülkemizde Deniz Kenarı adıyla vizyona girse de, bu tam olarak özgün adını karşılamıyor. Bu gibi sürprizlere alışığız ancak Womb’da işler biraz daha faklı olmuş olabilir! Neyse, eğer filmin özgün adına sadık kalınsaydı Rahim olarak isimlendirilmesi gerektiğini belirtelim.

Bilimkurgu eserlerinin tümünde gözlemlenebilen sıra dışılığın ötesine geçme fikri, Womb’da daha çok aykırılığa dönüşmüş diyebiliriz. Yapım, doğuştan edinilen ahlak kavramıyla çatışma içerisine düşülebileceği, etik değerler şemsiyesi altında aslında neyin ne olup olmadığı gibi çetrefilli konuları ele alırken, bunu romantizm ve drama eksenine oturtarak yapıyor. Dolayısıyla aksiyon ya da görsel şölen beklentisinde olmadan izlenmesinde fayda var.

Filmin başrollerini, özellikle Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları ve Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın gibi filmlerden tanıdığımız Fransız aktris ve model Eva Green ile 1963 yılından beri yayınlanan Doctor Who  dizisinin 11. Doktor’unu oynayan İngiliz aktör Matt Smith paylaşıyor. Yapım, insan klonlama eyleminin serbest olduğu bir Dünya’da, çocukluk çağlarında başlayan bir aşkın hikayesi üzerine kurulu. Film, olayların geçtiği sahil kasabasının Kuzey Avrupa ülkelerinin birinde olduğu izlenimini veriyor. Nitekim filmin çekimleri, ağırlıklı olarak Almanya’nın en kuzeydeki Schleswig-Holstein eyaletinde yapılmış.

SPOILER!

Rebecca (Eva Green) büyükbabasının yanında kalmaktadır ve hiç arkadaşı yoktur. Vaktinin çoğunu yalnız başına ve deniz kenarında geçirmektedir, ta ki günün birinde yine deniz kenarındayken, bir erkek çocuğunu görene kadar. Aşkın o ilk kıvılcımı o zaman parlamıştır ve bundan sonra iki çocuk vakitlerinin büyük çoğunluğunu beraber geçirmeye başlar. Ne yazık ki, çilesiz aşk yoktur. Evet, bu iki çocuğun başına da bu gelir: Ayrılık. Rebecca’nın annesi Japonya’da iş bulmuştur. Yanına kızını da alıp, bundan sonraki yaşamını Tokyo’da sürdürmek üzere göçmeye karar verir. İki aşık ayrılmıştır artık.

Rebecca iyi bir akademik eğitim alırken, Thomas ailesiyle yaşadığı sahil kasabasında hayatını idame ettirir. Yıllar geçmesine rağmen aralarındaki aşkın hiç bitmediği, Rebecca’nın sahil kasabasına genç bir kadın olarak geri dönmesiyle anlaşılır. Rebecca sonunda çocukluk aşkına kavuşacaktır. Sevgilisiyle yaşayan bizim Thomas ise, Rebecca’yı karşısında görünce çok şaşırır. Bu karşılaşma, birbirlerine duydukları aşkın bitmediğini yüzlerine vurur. Thomas’ın sevgilisi bu duruma direnmez. Aşkı uğruna kariyerini geride bırakan Rebecca, sahil kasabasına yerleşmeye karar verir ve Thomas ile beraber yaşamaya başlar.

Yaşadıkları zaman diliminde Thomas, klonlama karşıtı bir aktivisttir. Gösterilere katılmakta ve düzenlenen eylemlere fiili olarak iştirak etmektedir. Rebecca ise artık Thomas’ın bunlara bir son vermesini ister. Rebecca’nın, sevgilisini kaybetme korkusunun yanında aşkındaki bağlılık duygusu da oldukça güçlüdür. Rebecca ve Thomas, tıpkı çocukluk dönemlerinde olduğu gibi zamanlarını yine beraber geçirmeye başlarlar. Maalesef bu güzel anlar, Rebecca’nın korkusunun gerçekleşmesiyle sona erer: Thomas, dikkatsiz davranışının cezasını canıyla öder.

Ancak Rebecca kötü talihini içine sindiremez. Bir plan yapmıştır: Thomas’ı bir klon olarak doğurmaya karar verir. Her ne kadar insan klonlamanın yasal olduğu bir dönemde yaşasa da, toplumda bunun karşılığı hoş görülmemektedir. Bu düşüncesini gerçekleştirebilmek için yasalar gereği, Thomas’ın anne ve babasını ikna etmek zorundadır. Nihayetinde en zor ikna olan annenin onayıyla beraber, Rebecca Thomas’ın klonuna hamile kalır ve Thomas bir klon olarak tekrar doğar.

Rebecca doğan bebeğini çocuğu gibi sevmez. Zaten amacı da bu değildir; o bir çocuktan ziyade sevgilisini yeniden dünyaya getirmek istemiştir. Küçük Thomas, klonlamayı bir tabu gibi gören aynı toplum içerisinde büyümektedir. Klonlama temel olarak, herhangi bir şeyin aynısının kopyalanması anlamına gelmektedir. Klon ise tek bir bireyden eşeysiz üreme yoluyla üretilmiş, genetik yapısı birbirinin tıpatıp aynı olan canlı topluluğuna karşılık gelen bir biyoloji terimidir. 1996 yılında klonlanan koyun Dolly, bu yöntemle ortaya çıkarılan ilk memeli canlıdır. Dolly ile başlayan klonlama tartışmalarından biri de insan klonlanmasına dair öngörülerdir ve bu filmde, olası sonuçları sarsıcı biçimde ele alınmıştır.

Günah tohumu olarak bakılan klon çocuklar, toplum içerisinde yalnızlaştırılmaktadır ve aynı hor görülmeyle Thomas’ın da yüzleşebileceğini Rebecca bilmektedir. Bunun olmaması için elinden geleni yapmasına rağmen önüne geçememiştir. Çareyi uzaklaşmakta bulur ve yaşadığı yerden taşınır.

Küçük Thomas büyümüştür. Hemen hemen, Thomas’ın öldüğü yaşlardadır. Ancak sonunda amacına ulaşan Rebecca’nın hesaba katmadığı bir şey gerçekleşir: Thomas bir başkasına aşık olur ve üçü birden aynı evde yaşamaya başlar. Film bizi, bu üçlü karmaşıklıkla başbaşa bırakır. Thomas’ın aşağıdaki sözleri ile sonlanan rahatsız edici final; Sigmund Freud’un tanımladığı Oidipus Kompleksi ve kadınlar için eşdeğeri olan Elektra Kompleksi izleri taşımaktadır.

“Teşekkürler, Rebecca.”

Aşkın, bağlılığın ve yalnızlığın hikayesi olan Womb yavaş temposu, ağır konusu ve etik değerleri sorgulamasıyla tartışmalı bir bilimkurgu filmi…

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

2 Ocak 1979 tarihinde Bursa’da doğdu. Öğrenim hayatını yüksek lisans ile sonlandırdı. Çalışma hayatına Akademisyen olarak başladı, Mühendis olarak devam etti ve Stratejik Yönetim ve Planlama Müdürü olarak sürdürüyor. Çeşitli akademik makaleleri, editörlüğündeki sempozyum bildirileri ve bilimkurgu türünde kitabı yayımlanmıştır. Profesyonel olarak sporcu ve antrenör seviyesinde satranç sporuyla ilgilenmektedir. Araştırmayı ve okuyup – yazmayı çok seven TMMOB delegesi Taner Güler; evli ve 2 çocuk babasıdır.



Facebook Yorumları

Yorum