bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri TAU

Tarih: 10 Temmuz 2018 | Yazar: Buğra Şendündar

0

Duygusal Yapay Zeka: Tau

Fritz Lang’ın unutulmaz başyapıtı Metropolis, distopik bir dünya sunmakla kalmamış, tipik “çılgın bilim adamı” profilini de sinemaya kazandırmıştı. Tabii edebiyat alanında Mary Shelley (Frankenstein, 1818), Robert Louis Stevenson (Strange Case Of Dr. Jekly And Mr. Hyde, 1886) ve H.G. Wells (The Island Of Doctor Moreau, 1896) deneyleriyle başlarına iş açan bilim insanlarının hikâyelerini sinemadan çok daha önce romanlarıyla sunmuşlardı. 30’lu ve 40’lı yıllarda çılgın bilim adamlarını konu edinen bilimkurgu filmlerinin çoğunlukla, Metropolis’teki androidin yaratıcısı C.A. Rotwang’ı (Rudolf Klein-Rogge) referans aldıklarını gözlemliyoruz. Dağınık saçlar, beyaz önlükler, yuvarlak çerçeveli gözlükler; dengesiz kişilikler ve deney tüpleriyle sürekli iç içe olunması sinemada tipik çılgın bilim adamı profilinin belirleyici özellikleriydi. Günümüz sinema anlayışında ise takım elbiseli ve karizmatik kişilikler çılgın deneylere el atmaya çoktandır başladılar.

Thor (2011) filmi ile birlikte neredeyse tüm Marvel filmlerinde storyboard sanatçısı olarak görev almış Federico D’Alessandro, bir Netflix yapımında ilk yönetmenlik sınavını vermeye çalışıyor. Şimdilik ilk yönetmenlik sınavında başarısız olduğunu söyleyebiliriz. D’Alessandro’nun, storyboard çizimlerinde ve animatik sahnelerin oluşturulmasında büyük bir yeteneği ve deneyimi var; fakat yönetmenlik sanatı adına bir yetenek olduğunu Tau ile henüz kanıtlayamıyor. D’Alessandro’nun sosyal hesaplarında Marvel filmleri için hazırladığı animatik çalışmaları hayli etkileyici; çoğu sahnelerin Marvel filmlerinde birebir kullanıldığını da görebiliyoruz. Dizilerde iddialı ve nitelikli işlere imza atan Netflix, aynı kalitesini uzun metrajlı yapımlarında istenilen düzeye getiremedi; filmlerinin yönetmen koltuklarında tecrübesiz isimlerin yer alması da kaliteyi etkileyen bir unsur.

TAU

Büyük bir şehrin yoğun neon ışıkları eşliğinde açılan yapım, başkarakterimiz Julia’yı (Maika Monroe) hemen bir iki kilit sahne ile hızlıca tanıtmaya çalışıyor. Julia, gece kulüplerinde baştan çıkardığı kişilerle birlikte olurken, değerli eşyalarını da gizlice çalmaktadır. Çaldığı materyalleri paraya çevirerek birikim yapmaya çalışır. Bir akşam evinde saldırıya uğrar ve gözlerini kodes benzeri bir yerde açar; yanında kendisi gibi kaçırılmış iki kişi daha vardır. Bilimsel bir deney uğruna kaçırılmış olduğunu anlaması da kısa sürmeyecektir; binanın Tau ismindeki bir yapay zekâyla yönetildiğini ve bir bilim insanı olan Alex’in (Ed Skrein) evinde olduğunu öğrenir. Alex, kaçırdığı insanların boyunlarına bir implant yerleştirerek, nöronlarında yer alan bilgi ve anıları kopyalamaktadır. Bu sayede Tau’nun “insani” tarafının gelişmesinde yüzde yüze yakın bir başarı amaçlamaktadır. Julia, Alex’in evinde bir tutsak olarak bulunduğu süre içinde Tau ile arkadaşlık kurmaya çalışarak kaçmanın yollarını arar.

Julia’nın hayatta kalma çabasını konu edinen yapım, ilk olarak içeriğindeki mantık hatalarıyla dikkat çekiyor. Süper teknoloji ile donatılmış ve her yeri yapay zekâ ile kontrol edilen bir malikânenin, tutsakların tutulduğu bölmesinde bir güvenlik kamerasının bile bulunmayışı anlaşılır gibi değil. Julia, kendi üzerinde gerçekleştirilen deney sonrasında Alex’in masasından bir makas alıp, diğer iki kişiyle birlikte kodes benzeri yerde başarısız bir kaçma girişiminde bulunur; büyükçe de bir patlama yaşanmasına rağmen “ev” uyanmaz. İkincisi, Alex’in bu olaydan bir süre sonra Tau’nun duygusal bir zafiyeti olduğundan bahsetmesi Julia’nın işini fazlasıyla kolaylaştırıyor. Alex, evden ayrılması gereken zamanlarda Julia’dan birtakım zekâ testlerini çözmesini ister; fakat evine geldiği zamanlarda, tutsağının Tau ile nasıl bir etkileşim içinde bulunduğunu kontrol etmeyi aklından bile geçirmez.

TAU

Yapay zekâ Tau’yu deneyimli oyuncu Gary Oldman seslendiriyor. True Romance (1993), Leon (1994) ve The Fifth Element (1997) yapımlarında canlandırdığı nevrotik kişilikleri mükemmele yakın performanslarla sunan Oldman, gene Nevrotik özellikler gösterebilen Tau’ya sesiyle yeterince heyecan katamıyor. Son yılların skandal isimlerinden Kevin Spacey, Moon (2009) yapımında gene bir yapay zekâ olan Gerty’i Oldman’a kıyasla daha büyük bir başarıyla seslendirmişti. Tau, 2001: A Space Odyssey’deki (1968) Hal-9000’ün modernize edilmiş bir görselliğine sahip, ama onun kadar derin iz bırakmaktan çok uzak. Tau, öğrenmeye aç ve kendisini insan zanneden bir yapay zekâ; kendisine yeni bir şeyler öğretecek birisine kapılarını sonuna kadar da açabiliyor. Yarattığı yapay bilincin duygusal zaaflarının farkında olan Alex’in, bir tutsağını kayıt altına almadan onunla yalnız bırakması yapım açısından ölümcül bir hata.

Uzun metrajlı film konusunda seri üretim anlayışında olduğunu gördüğümüz dijital platformlar, nitelik ve özgünlük anlamında halen sıkıntılar yaşıyor. Büyük sinema sektörleriyle de rekabet halinde olmaları, onları daha çok içerik üretmeye zorluyor; dolayısıyla bu çok üretme kaygısı içeriklerin niteliğinin de düşmesine sebebiyet veriyor. Büyük yönetmen Martin Scorsese, Netflix için The Irishman’ın çekimlerini büyük oranda tamamladı. Dijital bir platform için ilk kez bir projede yer alan Scorsese, “büyük sinema yönetmeni” vasfıyla dengeleri değiştirebilir. Ama Steven Spielberg, Netflix tarzı oluşumlara karşı halen mesafeli. Dijital yayın yapan kanalların eserlerinin Akademi Ödülleri’nde değil, TV yapımlarının yarıştığı Emmy Ödülleri’nde şanslarını denemesi gerektiğinde ısrarcı. Tau, maalesef iyi bir Netflix yapımı olmaktan çok uzak ve senaryosundaki mantıksal hatalar seyir zevkini olumsuz anlamda etkiliyor.

Etiketler: , , , , ,


Yazar Hakkında

1979 İstanbul doğumlu. Sinemaya olan ilgisi daha yedi yaşındayken dedesiyle sabahlara kadar film izlemekle başlar. Daha önce çeşitli mecralarda sinema üzerine makale ve eleştiriler kaleme aldı. Günümüzde, Bilimkurgu Kulübü'nde yazarlık serüvenine devam ediyor. Ona göre sinema, insanın kendini keşfetmesidir.



Facebook Yorumları

Yorum