bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri Serenity

Tarih: 28 Temmuz 2018 | Yazar: Mikail Boz

0

Durağanlık Korkusu Olarak Ütopya: Serenity

Firefly dizisinin devam filmi olan Serenity, insanın Dünya dışına çıkıp evrenin başka köşelerinde koloniler kurduğu bir gelecekte geçmektedir. İnsan tüm evrene yayılmışsa da hala ideal bir düzen kuramamıştır ve devlet yetkilileri bu ideal düzeni kurmak için psikanalitik ve biyokimyasal yollara başvurmaya başlamıştır. River (Summer Glau) seçkin öğrencilerin olduğu bir okulda eğitim görmekte ve kobay olarak kullanılmaktadır. İdareciler her ne yapsa da River’i “ideal bir birey” haline getiremezler. Film, River’in ağabeyi tarafından kaçırılıp kurtarılmasıyla başlar ve uzay gemisiyle iş bulmakta sıkıntı çekip soygunlar yapmaya başlamış Mal (Nathan Fillion) ve ekibinin bu davetsiz misafirle Miranda adlı bir gezegene/gizeme yolculuklarıyla devam eder.

River ilk başta küçük, çelimsiz bir kız gibi görünse de, kendi kontrolünü kaybettiği anlarda tehlikeli birisi olur. Telepatik yetenekleri onu devlet için tehlikeli birisi yapmaktadır. Onun öldürülmesi için The Operator (Chiwetel Ejiofor) adlı bir hükümet suikastçısı gönderilir. Sonunda ekip içinde bulundukları gizemi çözüme kavuşturur. Kahramanlar görevlerini tamamlamış olarak, “eski” ama halen “aşık” oldukları Serenity ile yeni yolculuklara çıkarlar.

Serenity’de, Miranda aslında ideal bir toplumsal düzenin inşa edilmeye çalışıldığı ve kitlesel bir kıyımla yaşamın sona erdiği bir gezegenin adıdır. Bu gezegende insanlara hava üzerinden biyokimyasal bir madde solutulmuştur. Bu yolla insanların artık saldırganlıktan vazgeçeceği, mutlu bir şekilde yaşayacağı, homojen bir dünyanın kurulacağı umut edilmiştir. Amaç günah işlemeyen bir toplum inşa etmektir. Ancak bu havayı soluyan insanlar sadece günahlardan değil, tüm edimlerinden vazgeçer. İşe gitmez, çiftleşmez, yemek yemez, konuşmaz. Bu kimyasal gazın yan etki yarattığı ve Haydutlar olarak anılanlar ise tersine vahşileşirler ve işi insan eti yemeye (yani uygarlığın açıkça tabu saydığı bir eyleme girişmeye) kadar vardırırlar.

Joss Whedon‘un yönettiği filmde ideal düzenin sağlanması nesnel koşullar değiştirilerek değil, o nesnel koşullar muhafaza edilip davranışlar değiştirilmeye çalışılarak yapılmaktadır. Yani toplum içindeki çatışma ve çelişkiler varlığını devam ettirirken o çelişkilere değil, çelişkilerin görünme biçimine müdahale edilmektedir. Buna karşın bu tür bir müdahale çözümden çok felakete yol açmaktadır. Böylece arzu edilen ve teknolojik müdahale ile sağlanan bir dönüşüm söz konusudur. Ütopik bir amaçla, bu deneyleri yapan doktorun belirttiği üzere tümüyle iyi niyetle yapılan deney bir anda tersine dönmüştür. Temelinde deney başarıya ulaşmış gözükmektedir. Yüzde doksanlık bir nüfus sakinleşmiştir. Buna karşın bu sakinlik bütün yaşam istencini yitirecek bir düzleme dönüşürken, kalan yüzde onluk kısım tümden yıkıcılaşmış, çevresindeki insanları öldürmeye başlamıştır. İmgelenen ile gerçeklik arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır.

Yapılan bu türden deneyler ve arayış verili toplumsal düzene zarar vermekte, insanların bu arayışlarının ya aşırı dinginliğe ya da kaos ve anarşiye yol açacağı savlanmaktadır. Filme biçimsel bir okumayla yaklaşıldığında, başkalarının hayatına müdahale edilmemesi gerektiği, demokratik gibi görünen baskıcı bir devlete karşı cesaret dolu bir mücadelenin ve liberal özgürlüğün yüceltildiği görülür. Ancak bu biçimsel okumanın biraz ötesine geçildiğinde ise bugünün korkularını geleceğe yansıtan ve bugünün sistemini meşrulaştıran bir yapı ortaya çıkmaktadır. Filmde özdeşim kurulan karakterler aslında bugünün insanıdır. Onlar Serenity adlı uzay gemisinde sanki bir tür zaman yolculuğuna çıkmış da tesadüfen gelecek bir zamanda insanlığın kurtuluşu için çabalayan kovboylar olmaya başlarlar.

Onlar “Bu külüstür uzay aracından kurtulup uygar yaşama dönmeye hazır” değildirler. Çünkü uygar dünya onlara hitap eden bir dünya değildir. Evrensel devlet hemen her yerde egemenliğini genişletmekte, kanun dışılığa zizin vermemekte, artık eskisi gibi denetimsiz yerler olmadığı için de yaşam “tüm heyecanını” kaybetmek üzere gibidir. Bugünden bakıldığında işinde, evinde, sokakta sürekli “çatışma” içinde olan bir insan, bir birey vardır. Çağın insanlarının büyük bir kısmı için hayat büyük bir “mücadele” alanıdır. Bu insan için çatışma bir süre sonra “aksiyon” olmaktadır ve bunlar “hayatın tadı-tuzu”dur. Hal böyleyken de gelecekte çatışma olmayan bir toplum olanaksız bir toplumdur. Buradan yola çıkarak, gün boyu borsada çalışan bir insan için de “borsanın olmadığı” bir dünyayı hayal etmek güçtür. Öyleyse temel sorunlardan birisi geleceği bugünden görmek yerine, geleceği bugün gibi görmektir.

İdeal toplum tasarımlarındaki sorun insanı tarihsel bir varlık olarak değil, tarihin üzerinde, ideal, tüm özelliklerinden soyutlanmış bir varlık olarak görmesidir. Serenity de ideal toplumsal düzeni böylesine bir soyutlamayla ele almaktadır ve nesnel koşullara yoğunlaşmak yerine, ya da “günahı meydana getiren koşullara” yoğunlaşmaktansa “günahın beyinlerden silindiği” bir çözümü distopya olarak sunmaktadır. Filmdeki yöneticiler sorunun kendisini çözmemektedir, onun belirtilerini yok etmeye çalışmaktadır. Bu yüzden Serenity bir yanılsamayı gerçek gibi ortaya koyup, onun mümkün olmadığını ortaya koymaya çalışırken, Suvin’in belirttiği tarzda gericileşmekte, mitten kurtuluş yerine mite dönüşü savunur duruma düşmektedir. Bu birkaç sebeple olur. İlki filmlerde bir distopya unsuru olarak ortaya koyulan ideal birey ve ideal toplumsal düzen nesnel bir gerçeklik taşımamaktadır. Filmlerdeki ideal bireyler insani özelliklerinden soyutlanmış, araçsallaşmış bireylerdir. Bu yüzden ideal birey “melek”leşmiş, cinsiyetten, bedensel haz gideriminden, sosyal ilişkilerden soyutlanmıştır. Hâlbuki insan nesneldir, psikolojik, sosyolojik, çevresel, teknolojik ilişkilerin bir bütünüdür; nesnel koşullardan soyutlanarak yaratılan bir birey ya da insan, zaten olmayan insandır.

İkinci olarak filmdeki ideal toplumsal düzen tam bir yabancılaşma ürünüdür. Teknolojik gelişme dışında hiçbir dönüşüm ve gelişme yaşanmamış gibidir. İnsanın doğayla kurduğu ilişki baştan sona değişmesine rağmen insan aynı kalmıştır. Serenity ve “geleceği bugün gibi gören” filmlerde geleceğin devlet yönetim biçimi Ortaçağ’ı sembolize eden imparatorluk ile liberal kapitalizmi, Yeni Çağ’ı simgeleyen parlamenter demokrasi üzerine inşa edilmektedir. Çatışma salt biçimsel düzeyde, bu iki yönetim biçimi arasında gerçekleşmektedir. Sonunda filmdeki herhangi bir kişinin bir kez bile adını zikredip yararını göremediği demokrasi kazanmaktadır; çünkü demokrasi de biçimsel kalmıştır. Bu yüzden filmler geleceği ortaya koymaya çalışırken aslında bugünü aşamaz ve bugünün korku ve sorunlarını geleceğe yansıtır.

Serenity ve diğer, ideal bir düzenin mümkün olmadığını savlayan filmler son aşamada ideal düzenin “soyut” bireyi ile gündelik ihtiyaçları peşinden koşan “nesnel” birey arasında bir denge kurmaya çalışmaktadırlar. Bu soyut kişiler mutsuzdurlar ve yerüstünde yaşam sürerler. Nesnel olanlarsa ihtiyaçlarının peşinde koşan, özgürlüğüne düşkün kişilerdir ve yeraltına ya da Serenity’nin ekibinde olduğu gibi uzay boşluğuna, çekilmişlerdir. Yukarıdakiler korkak, alttakiler ise cesurdur. Yukarıdakiler ve yerleşik olanlar aklı simgelemekte, aşağıdakiler ve gezgin olanlarsa duyguyu simgelemektedir. Toplum bir tür kişilik bölünmesine uğramış gibidir. Çözüm ise kişiliğin bölünmüş kısımlar arasında eksik de olsa bir denge kurup herkese bir özgürlük alanı sunmakla sağlanmaktadır. Bu da postmodern bir dünya tasavvurudur.

Bu tür filmler dinsel, etik kurallar çerçevesinde kurulan dünyayı da kabul etmezler. Öte yandan rasyonalist, akılla inşa edilmiş bir toplumsal yapıyı ise teknolojik bir korku nesnesi olarak görüp, aklı da bir çözüm unsuru olarak görmezler. Toplumsal yapıdaki nesnel ilişkileri de görmezden gelip somut olarak yaşanılan çağı idealleştirirler ve aslında ideal toplumsal düzen olarak bu çağı meşru kılmaya çalışırlar. İnsanı ve toplumu tarih boyunca değişen ve sürekli değişmekte olan bir unsur olarak görmezler. Onlara göre farklı farklı çağlarda yaşayan ve o çağa özgü yaşayan insan tipi yoktur. Farklı farklı çağlarda yaşayan aynı öze sahip ortak bir insan tipi vardır. Yani onlara göre ilkel, feodal ya da kapitalist çağda yaşayan insan aslında hep aynı insandır.

Serenity’nin sonunda kitle iletişim araçlarıyla bir uyanış sağlanması çabası vardır. Böylece insanlığın bu tür idealize olma çabalarına topyekûn bir uyanış sağlayacağı varsayılır. Çünkü insanlar gösterinin merkezinde değil, izleyenidirler. Kendi küçük dünyalarına çekilmişlerdir ve birilerinin ne olup bittiği konusunda, onlar hiç zahmet etmeden, acı çekmeden gerekeni yapması gerekmektedir. Bunun için de bu cesarete sahip fiziksel olarak güçlü, savaşma yeteneklerine sahip kahramanlar gereklidir ve hem Mal, hem de River bu tür bir özelliğe sahiptir. Toplum kurtuluşa giderken bile kendini kurtarmaktan acizdir, aydınlanmış, peygamberimsi kişilere ihtiyaç duymaktadır. Benzer durum izleyici için de geçerlidir. Zizek’e atıfla, izleyici kendisinin bilgiye erişim hakkını koruması için gerekli “O”ya sahiptir. O’nun varlığından haberdardır. Dolayısıyla endişelenmeye gerek yoktur. Bu durumda da ironik bir çelişki yaşanmaktadır. Çünkü bir şeylerden endişe etmesi gerektiğinde bile birilerinin onlar için her şeyi yapmaya hazır olduğu bugünün insanları ile geleceğin kaçınılması gereken Miranda gezegeninin insanları arasında bir koşutluk vardır. Her ikisinin de bir edimde bulunmaya gereksinimi yoktur.

Serenity ve benzer filmlerdeki tematik vurgu insanın doğasının bu türden bir ütopik oluşuma mutlak yıkıcılık ve barbarlık ya da mutlak eylemsizlik ve ölüm ile tepki vereceği yönündedir. Bu türden filmler insan olmayı aşkın bir temele taşırlar ve bu “doğa”yı asla bozulamayacak, bozulmaması gereken şey olarak tasarlarlar. Bu anlayışa göre her çağda sürekli değişip dönüşen bir insan yoktur, farklı çağlarda yaşayan tek bir insan doğası vardır. Bu yaklaşımın dolaysız sonucu ise mitten kurtuluş, yeni ve farklı dünyaların ufuklarına yolculuk değil, mite ve geçmişe dönüştür. Ütopya mevcut düzenin ötesine uzanan, onun sınırlarını zorlayıp yeni olasılıkları ortaya koymaya, mevcut olana farklı gözle bakmaya çalışan bir arayış ve etiktir. Verili sistemi maskeleme öne çıkmaya başladığında ise kelimenin olumsuz anlamında “ideoloji” söz konusudur. Serenity ağırlıkla bu ikincisini yapmaya çalışmaktadır. Sonunda meşru kılınan bugünün kaos içindeki dünyasıdır.

Kaynaklara ve makalenin tam sürümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Ömrünün yarısını ne yapacağını, kalan yarısını da ne yaptığını düşünerek geçirmek istemeyen bir yersiz yurtsuz... Bilimkurguyu da bu yüzden seviyor...



Facebook Yorumları

Yorum