bilimkurgu kulubu

Film İncelemeleri The Shape of Water

Tarih: 17 Mart 2018 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Bilimkurgusal Bir Bakış Açısıyla The Shape of Water

Sinema dünyasının merakla takip edilen organizasyonu olan Oscar ödüllerinde bu yıl ödülleri sürpriz bir film topladı: The Shape of Water (Türkçe’ye bu filmi “Suyun Sesi” diye çevirip piyasaya sunan kişiler sanırım “su bulunduğu kabın şeklini alır” deyiminden bihaber oldukları için, filmin asıl mesajını kaçırarak böyle saçma bir çeviri yapmışlar). Bir Amerikan gizli araştırma tesisindeki amfibiyan, yani hem suda hem karada yaşayabilen, insanımsı bir akıllı su yaratığı ile o tesiste çalışan dilsiz temizlik görevlisi kadının sıra dışı aşkını anlatan film, pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Fakat öncelikle, böyle bir filmin en iyi film dalı gibi bir kategoride Oscar almasının önemine değinmek istiyorum. İddiam odur ki, The Shape Of Water Oscar tarihinde ilk kez en iyi film dalında Oscar’ı kazanan bir bilimkurgu (Bilimkurgu muydu fantastik miydi sorusu da yapılan tartışmalar arasında, bu yazıda asıl o konuya değineceğim)…

Şimdiye dek sinemanın Olimpos’unda, tıpkı edebiyatın saygın ödüllerinde olduğu gibi bilimkurgu ve fantastik dallarındaki yapıtlar hep üvey evlat muamelesi gördü. Aslında halen de değişen pek bir şey yok ama yine de taşların artık yerinden oynadığını söyleyebilirim. İlk olarak 2014’te Amerikan Ulusal Kitap Vakfı (NBF), geçtiğimiz ay ebediyete uğurladığımız Ursula K. Le Guin’e Amerikan edebiyatına yaptığı eşsiz katkılar nedeniyle madalya takdim etmişti. Ursula K. Le Guin, kabul konuşmasında bu saygın edebiyat ödüllerinin yıllardır hep “sözde gerçekçilere” verildiğini imrenerek ve düş kırıklığıyla seyreden fantastik ve bilimkurgu yazarı meslektaşlarına, “daha büyük bir gerçekliğin gerçekçileri” diyerek selam göndermişti. (1)  En iyi film dalına ek olarak The Shape Of Water ile en iyi yönetmen Oscar’ını da kazanan Guillermo del Toro’nun ödül konuşması da yıllardır sanat camiasında bilimkurguya ve fantastik kurguya karşı yapılan entelektüel ayrımcılığa adeta bir sitem hükmünde:

Meksika’da çocukken, büyürken; yabancı filmlerin büyük bir hayranıydım. E.T. gibi, William Wyler gibi, Douglas Sirk gibi, Frank Capra gibi isimlerin. Ve birkaç hafta önce Steven Spielberg bana şunu dedi: ‘Eğer kendini orada bulursan, eğer kendini o podyumda bulursan, bil ki sen artık bir mirasın parçasısın. Sen bir sinemacılar dünyasına aitsin ve bununla gurur duymalısın’. Çok, çok gurur duyuyorum. Bu ödülü tüm genç sinemacılara adamak istiyorum, bize işin doğrusunu gösteren o gençlere. Gerçekten öyle yapıyorlar. Tüm dünyanın, tüm ülkelerinde.

Ben sinemaya âşık bir çocuktum, Meksika’da büyüyordum. Bunun asla olamayacağını düşünüyordum. Oluyor. Size şunu söylemek istiyorum: Her kim fantazya janrını kullanarak, dünyamızda bugün gerçek olan şeylere dair hikâyeler anlatabileceği bir kıssa hayal ediyorsa: yapabilirsiniz. Bu bana verilen ödül bir kapıdır. Siz tekmeyi basın ve içeriye gelin.” (2)

Gelelim The Shape of Water’ın tartışmalı yönlerine. Bunların arasında en ciddisi, eserin (ç)alıntı olduğuna dair iddialar. Daha önce Bilimkurgu Kulübü sitemizde de tanıtımı yapılan, Hollandalı yönetmen Marc S. Nollkaemper’ın yazıp yönettiği kısa film “The Space Between Us(Aramızdaki Boşluk) (3) ile karşılaştırıldığında, gerçekten de The Shape of Water ile olan benzerliklerin göze çarpmaması imkânsız. Her ikisinde de bir araştırma tesisi, yakalanan bir amfibiyan akıllı yaratık ve onu kurtarmaya çalışan temizlikçi kadın olması akıllarda şüphe uyandırıyor. Fakat bu konuda Hollanda Film Akademisi’nin yönetmen Guillermo del Toro ile gerçekleştirdiği dost canlısı bir sohbetin ardından yapılan resmi açıklamaya göre, iki film arasındaki benzerlikler herhangi bir intihal anlamına gelmiyor. (4) Mitolojideki ortak köklere işaret eden, Toro’nun daha evvel Hellboy filmlerinde de benzer temayı kullandığını ve iki filmin farklı zaman dizgelerine ve anlatılara sahip olduğunu dile getiren bu resmi açıklamayı kabul etmek durumundayız.

The Shape of Water, tür itibariyle fantastik drama olarak ilan edilmiş. Filmin genel atmosferinin bilimkurgu ile fantastik arasındaki sınırda gezindiği söylenebilir fakat The Shape Of Water’ın bilimkurgu yönünün çok daha ağır bastığını düşünüyorum. Hatta fantastik ön sıfatını hiç kullanmadan doğrudan bilimkurgu demek yanlış olmayacaktır. Elbette bunu diyebilmek için bazı kabuller yapmak gerekiyor.

Spoiler Uyarısı! Bu kısımdan sonrası filmi henüz izlememiş olanlar için sürprizi kaçırabilir!

The Shape of Water bilimkurgudur, çünkü anlatısının içinde açık doğaüstü, metafiziksel göndermeler yoktur. Olaylar tamamen bizim alışık olduğumuz evrenin fizik kuralları çerçevesinde geçmektedir. Amazon ormanlarının derinliklerinde, hem suda hem karada yaşayabilen, bilinç emaresi gösteren akıllı bir amfibiyan yaratık yakalanıp bir araştırma tesisine götürülmekte, üzerinde deneyler yapılmaktadır. Bu yaratık nasıl ortaya çıkmış olabilir? Bu soruya bilimkurgusal bir açıklama önerisi olarak, evrimin çatallı yollarında suda oluşmuş ve o güne dek modern dünya tarafından keşfedilmemiş bir canlıdır diye cevap verilebilir. Ya da bir zamanlar dünyayı ziyaret etmiş uzaylı bir ırkın geride kalan üyelerinden biri olabilir. Filmde, Amazon’daki yerlilerin bu canlıyı –veya bu canlı gibilerini- tanrı olarak gördüklerini öğreniyoruz. Yerlilerin bu düşüncesi yaratığı otomatikman mitolojik bir karakter haline getirmez, çünkü unutmayalım ki Arthur C. Clarke’ın ölümsüz deyişiyle “Yeterince gelişmiş bir teknoloji büyüden ayırt edilemez.”

Bu yaratığın sadece bir özelliği, getirilen açıklamaya bağlı olarak filmi bilimkurgu statüsünden fantastiğe taşıyabilir, o da iyileştirme gücü. Yaratık, dokunduğu yaralı insanları iyileştirebilmektedir. Filmde buna şahit olan kötü karakter de ürperti ve şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla yerlilerin bu yaratığa tanrı demesine hak vermekteydi. (Burada Hristiyan mitolojisindeki ölüleri dokunarak dirilten İsa Mesih’e yapılan edebi gönderme oldukça açık.) Peki, filmdeki yaratığın bu sanki büyüsel nitelikteki dokunarak iyileştirme gücünün bilimkurgusal bir açıklaması olabilir mi? İşte burada fantastik ile bilimkurgu arasındaki kıldan ince kılıçtan keskin köprünün tam ortasındayız. Fakat yaratığın bu gücüne de bilimkurgusal çerçevede kalarak bir açıklama getirmemiz pekâlâ mümkün. Yaratık, özel biyolojisi sayesinde dokunduğunda elinden yaraların iyileşmesini hızlandıran kimyasal bir salgı üretiyor olabilir. Bu esnada derisinin ışıl ışıl olması da onu sihirli bir yaratık saymamıza yetmez, çünkü hali hazırda dünya üzerinde de biyokimyasal yollarla ışık üreten canlılar bulunmaktadır. Hatta buna verilen teknik bir isim de vardır: biyolüminesans. (5)

Bunların dışında The Shape Of Water’ı fantastik ile bilimkurgu arasındaki sınırda gezdiren en önemli sahneye örnek olarak filmin finalini verebiliriz. Filmin sonunda, araştırma tesisindeki dilsiz temizlikçi kadın ile su yaratığının suya atlayarak kaçtıkları sahnede, filmin başından itibaren gözümüze birkaç kez sokulan genç kadının boynundaki tırmık izlerinin gizemi çözülür. Yarılarak solungaçlara dönüşen izler sayesinde suyun altında da nefes alabilen genç kadın ile amfibiyan yaratık, tıpkı masallarda olduğu gibi birbirlerinden ayrılmak zorunda kalmadan mutlu sona kavuşurlar. Peki, bu sahneyi bilimkurgusal bir bakış açısından nasıl açıklayabiliriz? Filmi izleyenler, kadının bebekliğinde nehir kenarında bulunduğunu hatırlayacaktır. Ve kadında suya karşı içgüdüsel bir çekim dürtüsü olduğunu da gözden kaçırmayalım. (Karakter, her sabah banyoda su dolu küvetin içinde mastürbasyon yapmaktadır.)

Tüm bunlar, genç kadının o amfibiyan yaratıkla akraba bir tür olduğunu ele veren işaretlerdir. Çok büyük olasılıkla, ebeveynleri bir insan ve bu amfibiyan yaratıkla aynı türden olan başka bir canlıydı. Yani filmdeki bu kadın karakterin aslında melez bir tür olduğunu iddia edebiliriz. Doğumundan sonra, büyük ihtimal insan olan annesi tarafından, kilise avlusu yerine nehir kenarına terk edilmişti. Mesela o yaşına dek bir röntgen filmi çekilseydi, solunum sisteminin bir insandan farklı olduğu anlaşılırdı. (Burada, araştırma tesisinin çalışanlarını işe alırken sağlık raporu almak gibi gerekli bir hassasiyeti göstermediğini iddia edebiliriz ama zaten temizlikçilerin yüksek gizlilik derecesindeki tesiste ellerini kollarını sallaya sallaya rahatlıkla dolaştıkları bir yerden daha ne beklenebilir ki?)  Kadının, ölüme yaklaştığı anda can havliyle içgüdüsel olarak solungaçları aktifleşti ve böylece o da amfibiyan melez bir tür olarak suda nefes almayı başarabildi. Böyle bir açıklama, filmi bilimkurgu sınırları içinde tutmaya yetecektir diye düşünüyorum.

Elbette, yukarıdaki iddialarıma dair filmde herhangi kesin bir bilgi mevcut değil ve ileri derecede spekülasyon yaptığımı kabul ediyorum. Fakat altını çizmek istediğim husus, fantastik ile bilimkurguyu birbirinden ayıran şeyin olgulara getirilen açıklamaların niteliği olduğu. Bu yönüyle, The Shape Of Water’daki tartışmalı sahnelere bilimkurgusal açıklama getirilebileceğini verdiğim önerilerle ortaya sermek istedim. Tersi yönde, filmin büyüsel bir evreni anlattığına dair kesin kanıtlar olmadığı için, rahatlıkla The Shape of Water filmini bilimkurgu kategorisinde kabul edebiliriz.

Kaynaklar:

  1. Youtube
  2. Geek Yapar
  3. Bilimkurgu Kulübü
  4. Indie Wire
  5. Evrim Ağacı

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad'ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”



Facebook Yorumları

Yorum