bilimkurgu kulubu

Sinema

Tarih: 7 Kasım 2017 | Yazar: Timuçin Tınmazsoy

0

Avın Üçüncü Perdesi: Predators

1987 tarihinde başlayan hikaye, 1990 yapımı devam filmiyle sürdü. Daha sonra 2004 yılında Predator’le Alien karşı karşıya geldi. Yapım, türün sevenleri açısından çok iyi bulunmasa da, daha sonra 2007’de çekilen Alien VS. Predator: Requim‘den kat kat iyiydi. Ama sonuç olarak, ilk filmden sonra Predator karakterinin hakkını veren bir yapım izleyebilmek için, 2010 yılına kadar beklememiz gerekti.

1994’te yazılmaya başlanan senaryo, o dönemde Robert Rodriguez‘in eline geçmiş, fakat bütçe sıkıntısı ve görsel efektlerin yeterli teknolojiye sahip olmaması nedeniyle geri çevrilmişti. Bu tarihten 15 sene sonra, Robert Rodriguez projeyi hayata geçirdi ve filmi kendisi çekmese de, yapımcı koltuğuna oturarak içimizi rahatlattı. Her ne kadar yönetmen koltuğuna Nimrod Antal (Vacancy, Armored) gibi deneyimli bir ismi oturtsa da, filmin her aşamasında bulunduğunu, özel efekt ve ses departmanında da çalışarak filmi omuzladığını söylemeliyim. Predator karakterine oldukça ilgi duyan yönetmen, karakter tasarımını yine Jim ve John Thomas kardeşlere bıraktı. Filmin senaryosunu ise Alex Litvak ve Michael Finch’e emanet etti.

predators

Filmin konusuna gelecek olursak; gökyüzünden düşerken gözlerini açan ve kendini bir anda balta girmemiş bir ormanda bulan karakterimiz, durumun vahametiyle şaşkın şekilde etrafına bakınırken, yanına başka birisi daha düşer. Ana karakterimiz Joyce (Adrien Brody) ve Cuchillo (Danny Trejo) bu sayede beklemedikleri bir tanışma yaşarlar. Bir süre sonra, grubun diğer üyeleriyle de tanışarak nerede olduklarını, buraya nasıl düştüklerini araştırmaya başlarlar.

Öncelikle Adrien Brody’nin başrol için ne kadar doğru bir isim olduğundan bahsetmek istiyorum. Robert Rodriguez de kaslı bir aktör yerine, Oscar almış ve karakter oyuncusu olarak her türlü rolü kotaracak bir isim olan Brody’yi, daha inandırıcı olacağı gerekçesiyle filme dahil etti. O da hakkını fazlasıyla veriyor bu rolde. Filmden önce, yine de asker gibi gözükebilmek için, sıkı şekilde çalıştığını söylemeliyim aktörün ve bunu filmde de görebiliyorsunuz. İlk sahneden itibaren Rodriguez filmi izlediğinizi de, Danny Trejo’yu gördükten sonra iyice anlamış oluyorsunuz. Bu adamın korkutucu bakışları, her filmde yer bulabilmesine sebep olacak derecede başarılı ve benzersiz.

predators

Gruba daha sonra eklenen karakterle, bu insanların hayatlarında ne işle uğraştıklarını da anlıyoruz. Ekibe sırasıyla ilk filmden özellikle minigun’ıyla Blain’i anımsatan ve Kosova’da savaşan Nikolai (Oleg Taktarov), Güney Amerika’da gerilla olarak savaşmakta olan nişancı Isabelle (Alice Braga), Afrika’da iç savaştaki bir asker Mombasa (Mahershala Ali), en çok aranan suçlular listesinde başı çeken seri katil Stans (Walton Goggins), bir yakuza olan Hanzo (Louis Ozawa Changchien) ve kendi halinde bir doktor olan Edwin (Topher Grace) katılıyorlar. Danny Trejo’nun canlandırdığı Cuchillo’nun da Meksika’da uyuşturucu kartelleri için savaştığını öğreniriz ve ana karakterimiz Joyce’un da özel asker olduğunu. Bir kişi hariç tamamı savaşçı olan bu karakterler nerede olduklarını araştırırlarken, Dünya’dan uzak bir yerde olduklarını anlıyorlar ve merakımız da bu noktadan itibaren artıyor. Daha sonra birçok türün bu gezegene gönderildiğini ve bir avcı tarafından avlandıklarını anlamaya başlayan grup, daha sonra karşılarına çıkan esrarengiz karakter Noland (Laurence Fishburne) sayesinde de bu avcılar hakkında daha fazla bilgi ediniyorlar.

Öncelikle ilk filmdeki gibi hikayenin ormanda geçmesi, serinin fanlarını fazlasıyla mutlu ediyor; ayrıca hikayenin başka bir gezegende geçmesi fikri de gerçekten orijinal. Karakterler bu gezegeni keşfettikçe Predatorler hakkında da yeni bilgiler de ediniyoruz. Özellikle bu avcıların kamplarını gördüğümüzde, Av ritüelleri ve yaşamları hakkında daha fazla şey öğrenebiliyoruz. İki ayrı türde Predator olduğunu da anlıyoruz. Klasik Predator’ün aksine, daha iri ve diğer türe göre daha dominant olan bu tür, merakımızı yeterince cezbediyor. Bu iki tür arasında anlaşmazlıklar olabileceğini de öğreniyoruz hikaye ilerledikçe. Ayrıca farklı yeni yaratıklar da görebiliyoruz ki bu yaratıklar, bilimkurguseverleri mutlu edecek cinste özel efektlerle kaliteli şekilde yapılmış. Ana karakter Joyce’un bu avcıları yenebileceklerini düşünmesi ve kararlı duruşu da ilk filmden Dutch karakterini anımsatmıyor değil.

predators

Her Predator’ün kendine has özellikler taşıdığını “Predator” severler bilir. Bu filmde de, her bir avcının farklı teknikler ve özellikler taşıdığını belirteyim. Bu farklı özelliklere karşılık, bu sefer ilk filmdeki gibi insan grubunun da özenle seçilmesi ve savaşçı karakterlerden oluşması, keyfimizi daha da yerine getiriyor. Ayrıca ilk filmdeki müziklerin kulağınızda bıraktığı o gerilimli melodi ve tınılara da bol bol yer vermiş yönetmen. İlk filmi gerilimle buluşturan en büyük etmenlerden biri mekanların tekinsizliği, tanımadığınız bir yerde olduğunuz hissi ve gerilim dolu müzikleriydi. Aynı formülü başarıyla takip ediyor film, oyuncu seçimiyle de gayet iyi bir iş çıkıyor ortaya. Bütün taşları doğru yere koyduktan sonra, kaliteli bir devam filmi olmayı başaran ender filmlerden birisi oluyor böylece Predators.

Filmin isminin “Predators” olması da ayrı bir gönderme aslında. Kimin avcı grubu olduğunu sormak, gayet doğal. Bu seçilmiş kişilerin hepsi insan öldürmekte ve vahşet yaratmakta usta isimler öncelikle. Dolayısıyla ekibin iyi insanlardan oluşmadığını söylemek yanlış olmaz. Bu iki vahşi türü, farklı bir gezegende savaşırken izlemek hala heyecan verici. Bilimkurgu adına başarılı filmler arasında yerini alacak bir film kesinlikle “Predators”.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Yazar ve çizer...



Facebook Yorumları

Yorum