bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 22 Mayıs 2018 | Yazar: Tuğrul Sultanzade

0

Orta Çağ’ın Izdırabı ve Bilimkurgu: Candlepunk

Orta Çağ toplumlarını baz alan bir bilimkurgu kulağa hoş gelmiyor. Hiç hem de. Böyle bir şey neye benzeyebilir ki? Kılıç, kalkan, büyü ve anakronistik teknolojiler… Orta Çağ’da internet olduğunu düşünün mesela. Papa, imparatorlara gizli serverler’dan mesajlar yolluyor. Beton gibi masaüstü bilgisayarlar var. Windows 95 benzeri işletim sistemleri, kutsal forumlar filan… Fakat böyle bir teknoloji ortaya çıksa bile, halkın ve bireylerin kullanımına açılabilecek miydi? Kişisel bilgisayarlar aslında farkında olmadığımız bir evrimin ürünüdür. İnternet de öyle. Fiziksel olarak bin yıl önce yaşayan insanlardan çok da farklı değiliz. Belki fenotip, belki de genotip açısından bariz farklar vardır illa. Fakat bizler atalarımıza kıyasla büyülü varlıklar gibiyiz. Çünkü fazladan organlarımız var. Bu organlar vücudumuza bağlı değil. Bu organlar zihnimize bağlı. Dakika başı telefonu kontrol etme isteği, sosyal medyada hipnoz olmuş gibi geçen şuursuz dakikalar ve zihnin artık sürekli uyarılma ihtiyacı hissetmesi.

Teknolojiyle meşgul olmak bir süre sonra tuhaf bir bağımlılığa sebep oluyor, zihniniz bir uyarıcının açlığını çekiyor. Kumar da, alkol de öteki uyuşturucular da aynı mantıkla işliyor. Fakat teknoloji farklı. Bunları boş yere anlatmıyorum. İnsanlık, sıradan bir birey zihninde böyle bağımlılık dolu bir yıkım yaratabilsin diye çok uzun yollardan geçti. Her şeyden evvel seri üretimin başlaması gerekliydi. Henry Ford kolları sıvadı. Fakat neden Henry Ford? Çünkü şanslıydı, çünkü zekiydi fakat daha da önemlisi, insanlık büyük bir evrim yaşıyordu. Monarşiler devriliyordu, büyük bir devrimin içten yanmalı alevleriyle çalkalanan dünyada demokratikleşme söz konusuydu, insanlar artık ‘vardı’. Askere çağrıldığında giden, vergi veren ve kendi küçük hayatlarını önemsiz çukurlarında yaşayan karıncalar sürüsü değillerdi artık. Woodrow Wilson arabalardan neden nefret ediyordu? Çünkü toplumun büyük bir bölümünü teşkil eden orta sınıf büyük bir lükse sahipti, dolayısıyla orta sınıfın egemen sınıf olması işten bile değildi.

Orta Çağ’da geçen bir bilimkurgu hikayesi yazılırken teknolojilerin evrimi üzerine bambaşka bir bakış açısı getirmeniz gerekecektir. Örneğin bilgisayar teknolojisi için insanlığın belirli bir bireysel ve de toplumsal evrimi atlatmış olması lazım. Başka teknolojiler için de aynısı geçerli. Dolayısıyla teknolojinin izlerini takip etmek, dünyayı ve de toplumları yeniden tasarlamak, retrofütürizmin sınırlarını zorlamak epey zorlu ama keyifli. Ele aldığınız dünyayı her yönüyle incelemeniz size yeni fikirler hatta ikonik öğeler kazandırabilir.

Örneğin retrofütüristik bir Orta Çağ dünyasında Buhara’da doğan bir alim bilgisayar teknolojisi geliştiriyor. Bu teknolojiyle birlikte yeni bir çağ başlıyor. Bağdat’ta yaşıyorsun diyelim. Şarkın şark olduğu yıllar. Evine yeni çıkan o bilgisayarlardan alıyorsun. Yeni bir teknolojiyle karşı karşıya olmanın verdiği muazzam bir his var içinde. Önündeki yeni bir dünya. İnternet tarayıcısı sayesinde bu teknolojinin eriştiği öteki insanlarla yeni bir düzlemde buluşuyorsun. İşin yaratıcılık isteyen kısmı burası. O devirde ortaya çıkıp da yeni bir çığır yaratacak teknolojinin etkilerini düşünmekten bahsediyorum. Forumda özlü sözler, Ömer Hayyam şiirleri falan paylaşabilirsin. Profiline “Enel hak” yazabilirsin. Millet çıldırır tabii. Moderatör-imam banlar seni. Ne bileyim, Batı’daki şövalye tarikatlarına, vebaya ve uzay araştırmalarına dair komplo teorileri okuyorsun.

Avrupa’nın pislikten geçilmediği, sağlık koşullarının inanılmaz yüksek (!) olduğu, veba gibi havalı bir hastalığın ortalığı kasıp kavurduğu ve de doğunun ihtişamlı yıllarını yaşadığı bir tarihten bahsediyoruz. Rahibe yan mı baktın? Kesin içinde şeytan var. Hoop, köyün meydanında yakıyorlar seni. O devirde neredeyse her şey bilimkurgunun bilim kısmına nanik yapıyor. Mesela ‘düz dünya’ inancı. Adamlar denizde fazla açılmaya korkuyor. Efendim neymiş; Dünya tepsi gibiymiş de, fazla gidersen aşağı düşüyorsun, ne bileyim orada canavarlar neyim bir şey var, gitme yani, kaybolursun. Bir de değişik değişik şeyler deniyorlar o dönem. Kalitesiz materyalleri nasıl kıymetli materyallere çeviririm? Felsefe taşını nerede bulurum? Nasıl ölümsüz olurum? Şeytan ruhumu kaça satın alır? Cennetten tapulu arazi aldım, cehennemden de alabilir miyim?

Kısacası simya var, astroloji var, kehanetler var, fakat akıl yok. Akıl ıssız bir yaylada yapayalnız. Bu yüzden insanlar deliriyor, kitlesel bir histeri halinde dans ediyorlar ve ölüyorlar. Böyle hastalıklı bir dünyayı bilimkurguya çevirmek mümkün mü? Biraz hayal gücü, biraz edebi yetenek, biraz da zihin kaslarını gevşetebilme becerisiyle bu mümkün.

ottoman batman

Osmanlı, Konstantinapol’ü kuşattığı zaman Bizans İmparator’u televizyon yayını yaparak Avrupa devletlerinden yardım istese mesela. Ya da Alamut’ta Haşhaşiler’in verilerini depolayan ve işleyen dev bilgisayarlar olsa. Örgüte katılacak yeni elemanlara sahte bir cenneti sergilemek için uyuşturucu yerine sanal gerçekliği kullansalar. Ya da şark dünyasında ortaya çıkan büyük bir alim yeni bir teknoloji yaratsa. Bu teknolojinin gücü karşısında dehşete düşen batılılar yeni haçlı seferleri düzenlese. Sapkın bir şövalye tarikatı şeytandan aldığı bilgi sayesinde bir teknoloji icat etse ve saf kötülükten oluşan bir ırk yaratsalar… Bunlar bilimkurgu olamaz mı? Olur tabii. İşte böyle şeylerin bir ismi var: Candlepunk.

Piyasada oldukça popüler candlepunk örnekleri bulabilirsiniz. Mesela üstad Terry Pratchett’in Diskdünya serisindeki bazı kitaplar bir candlepunk’tır. Diskdünya’da mekanik teknolojiler mevcut, fakat kurgu Orta Çağ benzeri bir yerde geçiyor. Hatta Assasins Creed serisi bile candlepunk’a bir örnek olabilir. Biraz zorlarsak Warhammer 40K bile bir candlepunk örneği olarak gösterilebilir. Warhammer 40K her ne kadar çok uzak, uçsuz bucaksız bir gelecekte dahi geçse toplumlar Orta Çağ toplumlarına çok benzer. Mesela Space Marines ve İmparator’a olan sadakatleri, giydikleri zırhlar ve yaşayış biçimleri bana Orta Çağ şövalyelerini anımsatıyor.

Yüzüklerin Efendisi’nde bile candlepunk diyebileceğimiz şeyler mevcut. Saruman’ın yarattığı melez ırk, Isengard çevresinde başlattığı sanayi devrimi, Isengard’daki düzenekler, kuşatmalarda kullandığı silahlar eserin fantastik ve Orta Çağ havasına tezat yaratıyor. Gerçi barbar Rohanlılar yiğidim aslanım Saruman’ı deviriyor nihayetinde. Neymiş efendim, “Orta Dünya elden gidiyeah! Karanlık geliyeah!” Oysaki Orta Dünya beş yüz yıl geriye atıldı, kimse bunu konuşmuyor… Bir ırk soykırıma uğratıldı, büyük bir deha katledildi!..

Neyse fantastikçi damarım fazla kabarmadan bilimkurguya dönelim, efendim.

Candlepunk, diğer punklar ile kronolojik bir şekilde ilişkilidir. Genelde Roma İmparatorluğu’nun çöktüğü tarihlerden, Rönesans’a kadar olan dönemi ele alır. Kısacası clockpunk’tan bir önceki evredir. Yani henüz büyük bir devrim yaşanmamış, her şey karanlıklar içinde kıvranıyor ve hastalıktan kırılıyor bir halde. Bu tarz kurgular clockpunk gibi ikonik teknolojilere sahip değil. Fakat candlepunk kendi içinde dallanır budaklanır. Çok gereksiz de olsa burada isimlerini vereceğim. Yani internette punk araştırmak niyetindeyseniz karşınıza candlepunk yerine, dungeonpunk ya da plaguepunk gibi naneler de çıkabilir… Aldırmayın, bunlar da candlepunk nasıl olsa.

O değil de on üç yaşından beri Misfits falan dinlerim, buna rağmen hayatımda hiçbir zaman aynı cümle içinde bu kadar çok punk kelimesi kullanmadım. Ama ne yapacaksın, okuma zevki bu. Kimi hard sci-fi’cıdır, devreleri bilimsel hesaplarla falan yakmayı sever, kimisi de benim gibi sözelcidir ama bilimkurgu yazmak ister. “Bu punklar kimin işine yarıyor yahu?” diye soracaksanız benim işime çok yarıyor efendim. Fantastikçi olup da bilimkurgu yazmaya meyillenen insanların da işine yarayabilir mesela.

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Rüya ve gerçeklik arasında sürüklenen bir göçebe. Uçsuz bucaksız doğum öncesi steplere ve de aklın ötesindeki uğultuya vurgun. Gizemli, eksantrik ve aykırı olana karşı varoluşunun başından beri bir çekim duyuyor. Bilincin nereye kadar sürdüğünü, nereye uzandığını ve pazartesi sabahları kavuştuğu o menhus şeklin kaynağını merak ediyor.



Facebook Yorumları

Yorum