bilimkurgu kulubu

Araştırma

Tarih: 16 Eylül 2018 | Yazar: Sadık Efe Sarıtunalı

0

Geleceğin Akımları

Mark Millar‘ın 2008 yılında yayımlanan çizgi romanı Kick-Ass, Dave Lizewski isminde liseli bir gencin süper kahraman olmaya karar vermesini ve sonrasında başına gelenleri anlatıyor. 2010 yılında filme de uyarlanan eserde kahramanımız kendi süper kahraman kıyafetini hazırlıyor ve (çatıdan çatıya zıplayamadığı için) sokaklarda dolaşmaya başlıyor. Dave’in fikri şu an için pek pratik görünmeyebilir. Sonuçta Superman zarar görmez, Batman kurşun geçirmez kıyafeti ile gezer veya Spider-Man tehlikelerden kaçabilecek kadar çeviktir. Ancak gelecekte teknolojinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla herkesin Batman’in teçhizatına sahip olabileceği günler geldiğinde insanlar Batman olmayı deneyecektir. Peki, ama neden?

Sonuçta yaşam koşullarımız iyileştikçe evimizde oturmak daha cazip gelmeyecek mi? Neden insanlar gereksiz maceralarla uğraşmak istesin ki? Cevap basit. Neden istemesinler? Yeni gezegenler keşfetmek için bir keşif gezisine davet edildiğinizi düşünün. Hemen yarın yola çıkmanız gerekiyor. Aylar süren bir eğitimden geçeceksiniz. Çok karışık ve zor aletleri kullanmayı öğreneceksiniz. Ardından uzaylılar, tuhaf hastalıklar, gök taşları ve kim bilir daha neler ile dolu olan bilinmezliğe yollanacaksınız. Bir de bu teklifi yüzyıllar sonra aldığınızı düşünün. Teknoloji o kadar gelişmiş ki, uzay aracı kendi kendini yönlendiriyor. Teçhizatın kullanımı bir aptalın bile becerebileceği kadar basit ve giysilerinizin uzay aracı patlasa bile sizi güvende tutup Dünya’ya döndüreceği garantileniyor. Yani risk neredeyse sıfır. Yapmanız gereken yalnızca gezmek ve bir maceranın içinde bulunmanın zevkine varmak. Eğer teknoloji süper kahraman olmanın riskini sıfıra indirirse bunu denemek isteyebilirsiniz. Tamam ama insanlar neden bunun için zaman, para ve enerji harcasınlar? Tabii ki harcayacaklar çünkü popüler kültürün değişimi bize bunu gösteriyor.

Phoenix Jones

İnternet özellikle son on yılda hayatımızı çok değiştirdi. Ve internetle büyüyen nesil diğer insanların kendilerine en yakın bilgisayar kadar uzak olmasına alıştı. Yüzyıllardır her toplumda farklı şekillerde boy gösteren “elalem ne der?” paranoyası “elalem“in tüm dünyayı kapsaması şeklinde genişledi. Kısaca artık herkes herkese çok yakın ve insanlar yakınlarındakilere benzemek, onlarla bütün oluşturmak ve onlar tarafından beğenilmek isterler. İnternet kültüründe ortaya çıkan ve sebebinin “diğer insanların yapması” olan anlamsız akımları düşünün. Selfie, Gangnam Style, Harlem Shake… Sanal dünyada popüler olabilmek için her şeyin yapılabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Miranda  ve Vahşi John’un da dediği gibi “Ah cesur yeni dünya ki içinde ne insanlar var.

Ayrıca bu şu anda bile denenmemiş bir şey değil. Benjamin Fodor, Amerikalı bir boksör. Ama daha süper kahraman adıyla yani Phoenix Jones olarak biliniyor. Maskesi ve kostümünün yanında biber gazı, cop ve şok cihazıyla Seattle’da suçları engellemeye çalışan Phoenix Jones, bir dönem Rain City Superhero Movement adında bir topluluk da kurmuş. İnsanlar onun hakkında ikiye bölünmüş durumda. Bazıları adalete destek olmaya çalışmasını desteklese de özellikle polisler şöhret için tehlikeli işler yaptığını düşünüyor. Ama bu onu destekleyen başka “süper kahramanların” ortaya çıkmasını engellememiş.

Kısaca süper kahramanlığın “popülerleşmesi” son derece mümkün ve geleceğin saçmalıkları bununla sınırlı değil. Şimdi bambaşka bir konuyu düşünelim. Tarihin görece sıkıcı bir döneminde yaşadığımızı söylememe muhtemelen karşı çıkmazsınız. Güvenli ama sıkıcı… Atalarımızın “mağaranın dışı” veya “şu tepenin arkası“yla başlattıkları keşif yolculuğu, yeni ülkeler ve yollarla devam etti. İnsanlık (en azından henüz orada olmayan kısmı) yeni kıtalar, adalar, boğazlar keşfetti. Vahşi ormanların içine, okyanusların dibine ve gökyüzünün ötesine ulaştık.

İlk zamanlarda bu tarz bir maceraya atılmak kolaydı. Yolculuğun kendisinden değil, yola çıkmaktan bahsediyorum. Şu tepenin arkasına veya denizlerin ötesine giden bir topluluğa katılabilir, keşfedilen yerlerin ilk yerleşimcilerinden olabilirdiniz. Ama dünyanın yavaş yavaş keşfedilip, “bilinmez“in adım adım uzaklaşması ve en sonunda gezegenimizin dışında kalması bu ihtimali son derece azalttı. Artık istediğiniz gibi bilinmeze doğru maceraya atılamazsınız. Uzaya çıkmak veya okyanusların dibine inmek gibi “maceraları” yalnızca yeterli maddi güce sahip bilimsel araştırmalar (genellikle insansız bir biçimde) sürdürüyor. Ancak aynı  süper kahraman örneğinde olduğu gibi teknolojinin gelişip ucuzlaması her insanın uzayda gezebileceği zamanları getirebilir. Bir amacı olmayan, canı sıkılmış, işsiz güçsüz veya yaşadığı hayattan memnun olmayan insanların kendilerini “uzay kaşifi” veya “kolonici” ilan etmeleri sürpriz olmaz.

Teknolojinin sağlayacağı imkanların bu tarz etkilerini çeşitlendirmek mümkün. Ama hep iyi niyetle ilerlememeliyiz. İki örneklerde de bekleyebileceğimiz davranışlarda yoğun bir “özentilik” görüyoruz. Tabii insanlığın örnek aldığı karakterler yalnızca iyi adamlarla sınırlı değil. Sinemanın havalı korsanı Jack Sparrow veya edebiyatın centilmen hırsızı Arsen Lüpen‘i hatırlayalım. Tabii ki bu karakterleri sevmemiz elimize fırsat geçince korsan olacağımız anlamına gelmiyor. Ama insanların yaptıklarını düşününce “korsan” olmayacaklarını düşünmek gereksiz iyi niyet olur. Önce, henüz düzenin sağlanamadığı uzayda kendini korsan, viking, kovboy ilan edebilecek insanları düşünün. Şimdi de teknolojinin yüz yıl öncesine göre bize sunduklarını düşünün. Yüz veya iki yüz yıl sonra daha da fazlasını sunacak. Bize hayallerimizi gerçekleştirme imkanı sunacak. Belki de gelecek, tuhaf akımların ve maceracıların geleceği olacak. Süper kahramanların ve  uzay kaşiflerinin geleceği… Okuduğunuz ve izlediğiniz, sevdiğiniz ve hayranlık duyduğunuz karakterlerden olma fırsatı size sunulabilir. Çok daha heyecanlı bir dünyada uyanabiliriz.

Tabi beklentiyi fazla yükseltmemek gerek. Sonuçta bahsettiğim zamanlar gelse bile hayal dünyalarımızın bir taklidi olmaktan öteye gidemez. Şöyle düşünelim, tarihin her çağında insan yaşamına ve konforuna verilen değer arttı. Yaşam süresinin uzamasının yanında hayata olan bakış açımız da değişiyordu. Bu yüzden yeni koloniciler, kaşifler ve maceracıların eskileri gibi bilinmeze ve tehlikeye gözü kapalı atlamasını bekleyemeyiz. Hiçbir tehlikeyi göze almayacaklar demiyorum. Selfie çekmek için inşaatlara tırmanıp düşenlerin torunlarından söz ediyoruz. Ancak yeni süper kahramanlar veya uzay kovboyları gerçek anlamda bir tehditle karşı karşıya kalmayabilir.

Böyle bir dünya 21. yüzyıl insanlarına oldukça absürt gelebilir. Ama bizim dünyamızın da yüzyıllar öncesinin insanlarına öyle göründüğünü tahmin edebiliriz. Arthur C. Clarke efsanevi serisinin son kitabı olan 3001‘de bu tuhaflık hissini müthiş bir biçimde işlemişti.

Çağından bin yıl sonra uyanan Frank Poole, çok farklı  bir dünyaya gözlerini açar. İngilizce’nin değişmiş olduğu için iletişim kurmakta zorlanmasından başlayarak genetiği değiştirilmiş bebek bakıcısı dinozorlara kadar pek çok tuhaflıkla karşılaşır. Şu anda dinozorların bebek bakıcılığı yapması bize ne kadar uzaksa bilgisayarlarımız, televizyonlarımız ve cep telefonlarımız da bin yıl öncesinin insanlarına aynı  şekilde uzaktı. Belki de bir gün insanlar, bazı şeylerin eskiden sadece kurguda var olduğunu görüp şaşıracak veya neden bu kadar geç popülerleştiğini düşünecek.

Şimdi de siz düşünün. Bir maceracı olabilir misiniz? Fırsatınız olursa neler yapmak istersiniz?

Etiketler: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bilgisayarla fazla ilgilenir. Boş zamanlarında ise çizgi roman okur. Bir gram çizim yeteneği olmadığı için çuvalladığı çizgi romanlarından sonra en büyük hayali kendine bir çizer bulup çizgi roman yazarı olmak. En büyük tutkusu ise bilimkurgu.



Facebook Yorumları

Yorum