bilimkurgu kulubu

İnceleme distopya

Tarih: 3 Aralık 2017 | Yazar: İsmail Yiğit

0

Distopyanın Dört Türü

Yirminci yüzyıl, cehennemin dünyadaki dört temel izdüşümüne –veya diğer bir adlandırmayla distopyaya- şahit oldu:

Orwellyan

(1984, Hayvan Çiftliği’nin yazarı George Orwell’a atıfla, Ç.N.)

Otokratik totaliter bir insan grubunun, toplumun veya partinin idaresindeki yönetim, tercihlerin kısıtlanması, ifade özgürlüğünün ve azınlıkların baskılanması, düzene ve rasyonel ahlâka duyulan inanç. Hapsederek, korkutarak ve açıkça fiziksel şiddet kullanarak kontrolü tesis etmek. Parti çizgisinden uzaklaşan muhalifleri şiddetle bastırmak. Erotik görünürlüğü ve cinsel özgürlükleri seksi çağrıştıran şeylerin denetlenmesi yoluyla bastırmak. Dil polisliğine soyunarak düşünceyi kontrol etmeye yeltenmek. (Orwell’in 1984’ündeki Newspeak- Yeni Lisan gibi.)

Huxleyan

(Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley’e atıfla, Ç.N.)

Demokratik totaliter sistemler altında yönetim, tercih bolluğu, düşünceyi ifade edecek platformlara erişimde kısıtlılık, azınlıkların asimilasyonu, duygusal ahlâka duyulan inanç, ‘hayal gücü’, esneklik, arzular üzerinden kontrol, borç bataklığı içinde yüzmek, narkotik uyuşturucular, aba altından sopa göstererek şiddet uygulamakla tehdit etmek. Muhaliflere yönelik aleni baskının olmaması. (Çünkü sistem zaten sadece sistem dostu sesleri seçecektir!) Erotik görünürlüğün ve cinsel özgürlüklerin pornografik şehvetin yüceltilmesi yoluyla baskılanması. Dilin kullanımını profesyonel sınırlarda hapsederek dolaylı yoldan düşünceyi kontrol etmek. (Örneğin gazetelerde ve televizyonlarda kullanılan haber dili)

Kafkaesk

kafkaesk

(Dönüşüm, Şato, Dava’nın yazarı Franz Kafka’ya atıfla, Ç.N.)

Bürokrasinin yönetimi. Kitleleri her şey için dilekçe doldurmaya mecbur bırakarak kontrol etmek, insanların boş zamanlarını bürokratik görevleri tamamlamakla geçirmeye zorlamak, böylelikle onlara bürokratik gözetimin devam edebilmesi için gerekli kontrol edilebilir sürekli bir stres atmosferini ve şizoid, kendi kendini düzenleyen bir öz-farkındalığı dayatmak. (Okulda düşük not almaktan, beğenilmemekten, resmi otoriteler tarafından onaylanmamaktan endişe etmek gibi.) Diğer insanlarla samimi bağlar kuranların değil soğuk ve resmi ilişkilerde bulunanların yapısal olarak ödüllendirildiği bir sistemin ortaya çıkması.

Phildickyan

(Blade Runner adıyla sinemaya uyarlanan “Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?”nin yazarı Philip K. Dick’e atıfla, Ç.N.)

Gerçekliğin yerine onun soyut, yapay ve sanal bir imgesini geçirme yoluyla yönetim. Toplumsal kontrolün bu biçimi aslında okur-yazarlıkla başladı. Bunu derken elbette ki okur-yazarlığın doğasında veya tamamen distopik olduğunu önermiyorum. Fakat tehlikeli ve bozucu bir sürecin başlangıcı olduğunu iddia ediyorum. Bu süreç katılımcılık için okur-yazarlığı talep eden ve sözel, doğaçlama ifade biçimlerini değersiz gören toplumlarla başlıyor; sonunda gerçekliğin topyekûn ortadan kalkmasıyla sonuçlanıyor. Bu tehlike ve bozulma sanallığa doğru atılan her adımla beraber artıyor -matbaa, resim, fotoğraf, sinema, televizyon, internet-. En sonunda sanal gerçekliğe –VR- ulaştığımız bugünlerde düşlere, aşkınlığa, insancıllığa, anlamın kendisine veya özgün, içten gelen yaratıcılığa hiç yer kalmıyor. Zaten bunların her biri de artık sakıncalı ve şüphe duyulan kavramlar olarak kabul ediliyor. Naif ama bilinçli duyumsamaları küçümseyen yazılı sembollerin icadı, toplumla mahrem etkileşimi (okuyucu-metin arasındakine benzer şekilde) teşvik etti.

Böylelikle dilin bir nesne olduğu yanılsamasını yarattı. Bu da anlam denen şeyin depolanabilmesine, sahip olunabilmesine, mükemmel bir kopyasının yapılabilmesine, elitlerin dilinin standart olarak kabul edilmesine yol açtı. Okur-yazarlıkla başlayan bu toplumsal kontrol tekniği daha sonra sanallıkla son buldu. Yani, dersliklerin, ofislerin, hapishanelerin, dükkânların ve benzeri sosyal mekânların, katılımcılarını sürekli ve kusursuz bir gözetimle ödüllendirerek kontrol ettiği üç boyutlu, kişileri her taraftan çevreleyen çevrim içi holobölmelere-“holodeck (**)” dönüşmesi; olumlu ve olumsuz duyguların uyarılması; tanrısal güçlerin sunulması; toplum kurallarına uymayanların zevklerden mahrum edilme veya çevrim dışı bir gerçekliğe sürülmekle tehdit edilmesi. Böylesi bir çevrim dışı gerçeklik, tüm bu devasa sanal evrenin talep ettiği değerlerle kıyaslandığında aşağı görülmekle kalmayıp, böylesi bir gerçeklikte sadece cehennemi andıran koşullara sahip üretim tesisleri, köhne barınaklar ve hapishaneler fiziksel olarak işleyebilecektir.

distopya 2

Bu yazıyı okuyan herkes, mevcut koşullarda yukarıda sayılan dört distopyadan hangisinin içinde debelenerek yaşamaya çalıştığımıza karar vermekte özgürdür. Benim bu konudaki tezim, modernizm sonrasında bütün toplumların, ya Huxleyan ya da Orwellyan bir ana çerçeveyle kuşatılmış, hem Kafkaesk hem de Phildickyan özellikler taşıdığıdır. Örneğin modern, batılı, kapitalist toplumlar basitçe Huxleyan (HKP) iken, politik spektrumun öbür ucundaki modernite öncesi, doğulu, kendini resmiyette komünist olarak adlandıran ülkeler ise Orwellyan (OKP) kabul edilmelidir.

Peki, sizce neden ideolojik yönetim aygıtlarının yöneticileri (akademisyenler, film yönetmenleri, gazeteciler, vb.) ve bu yöneticilerin illüzyonlarına bağlı olanlar sadece iki çeşit (veya daha fazla) distopik sistemin var olduğunu tercih ederler? Çünkü böylesi, bizi iyiler safında ve onları kötüler safındaymış gibi göstermeye yarar. Örneğin, komünizm, onların gıda bankaları ve ekmek kuyrukları yüzünden suçlanmalıdır, ama kapitalizmin bizim sahip olamadıklarımız yüzünden hiçbir günahı yoktur! Elbette bizim kitleler de onlarınki kadar zavallı hayatlar sürmekte, aynı bürokratik çılgınlıkların altında ezilmekte, aynı köhne, gerçek olmayan dünyaların içinde bocalamakta ve tıpkı onlarınki gibi aynı korkunçlukta doğanın ve güzelliklerin yıkımına şahit olmaktadır; ama en azından bizim demokrasimiz var! – en azından bizim aile bağlarımız kuvvetli! – en azından trenlerimiz zamanında kalkmakta! – en azından yeni iPhone 999 yakında çıkacak! – en azından Olimpiyatlardaki başarılarımız keyfimizi artıracak!

  • (*) Bu yazı Darren Allen’ın makalesinden çevrilmiştir.
  • (**) Holodeck: Star Trek evreninde federasyonun büyük gemilerinde (Galaxy, Nebula, Sovereign vb.) bulunan eğitim ve eğlence amaçlı kullanılan bölmeler. Hologram teknolojisinin aşkın boyutunu kullanırlar, gerçeğine tıpatıp benzeyen, tüm duyulara hitap edebilen karakterler ve ortamlar oluştururlar, öğrenebilen, karar verebilen, kendini geliştirebilen yüksek dereceli yapay zekâya sahip holografik karakterler geminin veritabanlarında sürekli olarak kayıtlı durur ve kullanılmadıkları zaman bile kendilerini geliştirebilmeleri için aktif hale geçebilirler.*

Etiketler: , , , ,


Yazar Hakkında

1982 Ankara doğumlu. Lise eğitimi esnasında TÜBİTAK’ın düzenlediği fizik olimpiyatlarına katıldı, bronz ve gümüş madalya aldı. Üniversite eğitimini Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nde tamamladı. ODTÜ Avrasya Çalışmaları bölümünde yüksek lisans çalışmaları yaptı. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı ve Sinemart Akademisi’nin Yaratıcı Yazarlık kurslarını bitirdi. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans programına devam etmektedir.

Bilimkurgu öyküleri ve yazıları Agos gazetesi, Kül Sanat, Kafasına Göre dergilerinde ve Bilimkurgu Kulübü internet portalında yayımlandı. Türkiye Bilişim Derneği’nin 2016 yılında düzenlediği bilimkurgu öykü yarışmasında “İhlal” adlı öyküsü üçüncülüğe seçildi. Fabisad’ın düzenlediği 2017 GİO yarışmasında öykü dalında başarı ödülü kazanmıştır.

An itibariyle İstanbul’da bir kamu kurumunda bilgisayar sistemleri ve ağ güvenliği alanında çalışmaktadır. İleri derecede İngilizce, orta derecede Rusça ve başlangıç seviyesinde İspanyolca bilmektedir.

Parolası: “Daha iyi bir dünya pekâlâ mümkündür!”



Facebook Yorumları

Yorum