bilimkurgu kulubu

İnceleme distopya kapak

Tarih: 24 Aralık 2016 | Yazar: Konuk Yazar

0

Bir Distopyayı Nasıl Tanıyabiliriz?

Edebiyat ve sinema, açıklamakta oldukça zorlanılan toplumsal gerçeklerin derinliğine ve enginliğine katkı sağlayabilir. Politik kelime dağarcığımız Oxford’un yılın sözcüğü seçtiği post-truth (Gerçek ötesi/Post-gerçek) haline dönüştükçe, gerçeğin dürüst temsilcileri yalnızca hayallerde karşımıza çıkabilecek gibi gözüküyor. Son 20 yıldaki siyasi koşulları izah ederken faydalanılan modern distopya türündeki patlama da bir hayli dikkat çekici. Bu durum, günümüzün rahatsız edici gerçeklerini yüzümüze vuran Kar Küreyici (Snowpiercer), Açlık Oyunları ve Harry Potter serisinin genişletilmiş sinematik senaryolarına ciddi tartışmalarda göz kırpmak için kullanılan genel bir eğilim haline dönüştü.

William Gibson’ın The Peripheral (2014), Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü (1985), Octavia Butler’ın Parable serisi ve Philip K. Dick’in Radio Free Albemuth’ı spekülatif kurgunun en çok bilinen bazı örnekleridir. 1976’da taslağı oluşturulan ama 1985 yılında basılan ve ciddi öngörüler içeren bu roman, Yüksek Şatodaki Adam gibi alternatif bir Birleşik Devletler tarihini konu alır. Romanda Joseph McCarthy – Richard Nixon karışımı ve paranoyak derece aşırı sağcı bir karakter olan Ferris Fremont, Lyndon Johnson hükümetinin ardından başkan olur. Ferris Fremont’ın ciddiye alınacak bir ahlak anlayışı yoktur… Sovyetler arka çıktı, sağcılar destekledi ve en sonunda neredeyse herkes onun arkasındaydı… İstihbaratçılar da Fremont’ın yanındaydı ve kendilerini “müşkülpesentler” olarak adlandıran bir grup, muhalefeti susturmakta etkili rol oynadı. Tek partili iktidarda her daim ezici çoğunlukla kazanılan seçimler söz konusudur.

distopa

Fremont’ın baskıcı totaliter yönetiminde uygulananlar, distopik kurguyu kendine has bir şekilde karakterize etmektedir. Fakat korkunç bir gelecek yerine alternatif bir tarih anlayışı ve uzaylı/doğaüstü güçlerin işgali gibi yan konularıyla Dick’in romanı “Distopya” olarak nitelendirilebilir mi? Peki ya büyülü peri masalıyla Harry Potter? Yunanca’da “kötü yer” anlamına gelen Distopyanın ilk kez kullanımı 1868’e kadar dayanır. John Stuart Mill, Thomas More’un ortaya sürdüğü Ütopya‘nın tam aksine sanayi dünyasının ahlakını tanımlamak için distopya kavramını üretti. Amerikalı felsefeci Tamar Gendler’ın işaret ettiği üzere ütopya, “olmayan yer” veya “iyi yer” anlamına gelmesi için More’un icat ettiği bir kelimedir. Gendler distopyanın ortaya çıkışını Jonathan Swift’in ünlü taşlaması Güliverin Gezileri’ne kadar dayandırır. Güliverin Gezileri de aynı Harry Potter gibi birçok fantastik canavarın gerçeğe dönüştüğü alternatif bir tarihi konu alır.

Gendler aynı zamanda Swift’in distopya modeli oluşturduğuna ileri sürer. Kitaptaki Lilliputian’lar, Brobdingnagian’lar, Lapution’lar ve Houyhnhnm’lerin hepsi aslında günümüz toplumundaki belli eğilimleri ve aşırılıkları temsil eder. H. G Wells’in Zaman Makinesi’ndeki soy ıslahı, Fritz Lang’ın Metropolis filmindeki hapishane benzeri fabrika şartları, Zamyatin’in 1924 tarihli Biz (We) kitabındaki “baskılayıcı aşırı mantıksallaştırma (Ussallaştırma / raasyonalizasyon)” ve Cesur Yeni Dünya’daki tıbbi teknokrasi habis düşünceyi ve bilim çağını yansıtır. Zamyatin’den cömert miktarda ilham alan ve Huxley’le kapışan Orwell, 1984 kitabında gerçeğe çok yakın yeni bir distopya modeli inşa etti. Hatta bu durum savaş sonrası binlerce okuyucuya en çok bilinen distopyaların hiç de hayali olmadığını hatırlattı.

distopya 2

İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş diktatörlükleri, kelimelerin ifade etmekte yetersiz kaldığı korkular yarattı. 1984 ve Kurt Vonnegut’ın Kedi Beşiği (Cat’s Cradle, 1963) okuyuculara, sözcüklerin bile anlatmakta yetersiz kaldığı vahim dünyalar sunmaktaydı. Birleşik Devletler siyasi söyleminde belki de en çok sözü geçen romanlardan biri de Sinclair Lewis’in It Can’t Be Happen Here (1935)’dır. Gendler roman hakkında “son derece sade tasavvur edilmiş” ve “Demokrasi faşizme imkan tanır” yorumlarında bulunuyor.

Uç düzeydeki ekonomik eşitsizlik ve toplum içindeki sınıflaşma, Platon’un Devlet kitabından beri klasik ütopya kurgularının vazgeçilmez bir unsuru. Modern edebi distopyalarda filozofların bir zamanlar değer bahşettiği bilimsel, teknolojik ve politik mekanizasyon topluma karşı önlenemeyen savaş silahları haline gelir. Distopyalar belirli bir devlet veya teknoloji hakkında olmamakla birlikte, uyarı niteliğindeki öykülerdir. Bilimkurguya, fantastiğe, sürrealizme ve taşlamaya giren tüm esnek bağlarına karşın, distopik kurgunun özünde tek ve eşsiz bir tema vardır: İnsanlığı “ideal” bir kalıba sokabilmek…

Aşağıdaki video konu hakkında kısa ve doyurucu bilgiler vermektedir. Altyazı seçeneklerinden Türkçe’yi işaretleyerek izleyebilirsiniz.

Hazırlayan: Emre İnanır

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim…



Facebook Yorumları

Yorum