bilimkurgu kulubu

Genel simülasyon evren

Tarih: 5 Aralık 2017 | Yazar: Emre Yorgancıgil

0

Evren Bir Simülasyon mu?

2003 yılında felsefeci Nick Bostrum, ortaya çok ilginç bir soru attı. Biz, çevremizdeki canlılar, yaşadığımız dünya, hatta evrenin tamamı, ileri bir uygarlık tarafından tasarlanmış bir simülasyon olabilir mi? Yani, bildiğimiz anlamıyla “gerçek” dediğimiz her şey, sadece modellenmiş, ayrıntılı bir yazılımın kodlarından mı ibaret? Bu oldukça ilginç soru, felsefi bir problem olarak değerlendirildi ve geçtiğimiz yıllarda bilim ve felsefe çevrelerinde heyecanla tartışıldı. Simülasyon teorisini destekleyenler; ileri bir uygarlığın, hatta insanların çok uzak gelecekteki torunlarının, atalarının davranışlarını gözlemleyebilmek ve anlayabilmek için bütün evrenden ibaret, çok kapsamlı bir model tasarladıklarını düşünüyor.

Simülasyon teorisine özellikle fizikçilerden büyük itirazlar geldi. Bütün evrendeki maddenin ve atomsal yapılardaki karmaşıklığın evrendeki hiçbir parçacık tarafından modellenemeyecek kadar yüksek düzensizlikte olduğunu savundular. Simülasyon teorisi, fizikçiler ve felsefeciler için, tartışması oldukça keyifli ve zihin açıcı bir konu olacak gibi duruyor. Gelecekte ileri matematiksel modellemeler, bilgisayar destekli simülasyonlar da geliştirildikçe, bu soruya daha tatmin edici cevaplar verilebilir.

Şimdi ise, Simülasyon fikrinin anlam dünyamıza ne gibi değer ve zenginlikler katacağını düşünmek istiyorum.

Biz Kimiz?

ilkel insan ateş

Biz kimiz? Yaşadığımız hayatın bir anlamı var mı? Bütün bu canlılık ve evren ne ifade ediyor? İnsanlık tarihi boyunca birçok kez sorduk bu soruları…Gözlemlediğimiz dünyanın soğuk gerçekliği, her zaman tatmin etmedi bizi, sürekli bir anlam arayışında olduk. İnsanın kültürel evrimi boyunca, bütün bu anlam arayışına cevap verecek düşünce sistemleri geliştirdik. İlk başlarda bütün cevaplar doğadaydı. Yaratan ve yok eden doğa ana, kırılgan ve zayıf insanın bazen şefkatli, bazen de yıkıcı olabilen bir sığınağımız oldu. Bütün fiziksel olayları bu döngüyle açıkladı göçebe, avcı-toplayıcı insanlar. Yaratıcı ve yıkıcı doğa… Doğuran ve öldüren doğa… Hem sığınılan hem de korkulan doğa…

Yerleşik hayata geçildikten sonra nüfus arttı, toplumsal yapı karmaşıklaştı. Doğadan bir ölçüde uzaklaşan insan, zamanının çoğunu toplum içinde geçirmeye başladı. İnsanlar arası etkileşimin boyutları arttıkça, daha karmaşık ve sistematik düşünce sistemleri oluştu. Orta doğuda tek tanrılı dinler ortaya çıktı, uzak doğuda ise evrenin ve varoluşun döngüsel olduğu fikri üzerine felsefe ve yaşam biçimleri inşa edildi. İnsanın anlam arayışına, çok çeşitli cevaplar verilebiliyordu artık. Bu cevap, “yaratıcının istediği şekilde yaşamak ve onun vaat ettiği ödüllere ulaşmak” da, “dengeli bir biçimde yaşamak ve sonsuz döngüler arasından kendi benliğine ulaşmak” da olabilirdi. Binlerce yıl boyunca dinler ve Uzak Doğu felsefeleri, insanların bütün varoluşsal sorularına cevap verdi, insanlar da bu cevapların kendilerini tatmin ettiğine ikna oldu…

dinsel tören

Ancak hayat ve dünya dinamikti, insan için sonsuz bir tatmin mümkün olamazdı. Bilimsel düşünceyi keşfettik, Aydınlanma Çağı’nı yaşadık. Önce Dünyamızın Güneş Sistemi’nin küçük bir parçası ve galaksideki milyonlarca gezegenden yalnızca biri olduğunu anladık. Dünya’dan sonra, sıra insana geldi. Aynı ortak atayı paylaştığımız, 8 milyon canlı türünden bir tanesiydik. Biyolojik ve fiziksel olarak, diğer canlılar kadar gerçek ve basittik. Bilim; insana, doğaya ve evrene yönelik bütün sorularımıza cevap verebilirdi. Dinler ve mitolojiden ziyade, deney ve gözlemlerle sorularımız cevaplayabilirdik artık. Neredeyse 200 yıldır, bilimsel düşünce sayesinde evrenin sınırlarına kadar ulaştık, evrenin ve maddenin yapısını anlayabilmek için gösterdiğimiz çabalar gelişen imkanlarla dinamik bir biçimde günümüzde de devam ediyor.

Ancak evrenin ötesinde ne var? Büyük patlamadan önce ne oldu? Bütün bu fiziksel gerçekliğin bir anlamı var mı? Sanırım bilimin sınırlarına ulaştığımız yerde, tekrar felsefi sorularla baş başa kalıyoruz. Simülasyon teorisi de, sahip olduğumuz mevcut teknolojiyle teorinin doğruluğunu ya da yanlışlığını kanıtlamamızın imkansız olduğu bir noktada, düşünmek için bize alan açıyor.

Simülasyonun Amacı Ne?

bilgi işlem

Evrenin tasarlanmış bir simülasyon olduğunu düşünelim, bunu kim tasarladı? Bizden çok ileri bir uygarlık ve zekâ sahibi varlıklar tasarlamış olabilir. Peki ne sebeple bu kadar karmaşık bir model tasarlama ihtiyacı duydular? Evrendeki hangi öge, onların gözlemlemek isteyecekleri kadar ilginç olabilir? Sadece gezegenler, galaksiler, kara delikler mi? Sadece maddenin ve enerjinin sonsuz döngüsü mü? Yoksa zeki yaşam örneği barındırabilen dünya mı? Yani insan mı? Gerçekten insan, bu çok karmaşık simülasyonun amacı olabilir mi? İnsanı gözlemlemek amaçsa eğer, insanın hangi davranışı, üstün bir zekâ tarafından gözlemlenmeye değer olabilir ki? Milyarlarca insan doğdu, yaşadı ve öldü. Soylarını devam ettirdiler, insan kültürüne katkıda bulundular. Milyarlarca kez yaşanan bu döngünün, ne özelliği olabilir?

Ancak son 100 yılda insan, çok farklı bir yetenek edindi. Kendi zihni kapasitesinin ötesinde, bilgi işleyebilecek makineler geliştirdi. Basit hesap makineleriyle başlayan yolculuk, bugün tüm dünyayı saran ağa (internet, cloud) bağlı milyonlarca gelişmiş bilgisayardan oluşan, dev bir bilgi işlem gücüne ulaştı. İnsan zihninin çok ötesinde bir bilgi işlem gücüne sahip olmayı başardık. Ancak yapay öğrenme ve yapay zekâ istemleri, çok daha ötesine ulaşabilir. Bu yüksek bilgi işlem gücü, tasarımcılarının dikkatini çekebilir muhtemelen. Ancak bütün yaşadığımız evreni tasarlayacak bir modele sahip olanlar için, çok da etkileyici sayılmaz. Peki bilgi işlem gücünü hangi noktaya getirince, simülasyonu tasarlayanlar için bir anlamı olabilir?

İnsan beyni, gözlemlenebilen evrendeki en karmaşık yapı. Ancak hala biyolojik kısıtlamalara mahkûm zihnimiz, insan bedeninden öteye ulaşamıyor. Bilgisayarları ağa bağlıyor, bilgi işlem gücünü çok yüksek seviyelere çıkarabiliyoruz. Ancak muhteşem karmaşıklıktaki zihnimiz, bütün bu bilgi işlem süreçlerine ancak dolaylı yoldan katkıda bulunuyor. Peki ya gelecekte?

İnsan beynini dijital devrelerle entegre edebildiğimiz anda, bilgisayarların yalnızca kullanıcısı değil, bir parçası da olacağız. İnsan beyni bilgisayar ve internetle tamamen birleşebildiği zaman, sonsuz bilgi işlem gücüne sahip olacağımız Tekillik(singularity) noktasına ulaşabiliriz. Mevcut yapay zekâ teknolojilerinin ve bilgi işlem kapasitemizin çok ötesinde olan bu Tekillik noktasında, şu anda sonsuz olacağını düşündüğümüz bilgi işlem gücüyle evreni ve maddenin yapısını incelemek, bambaşka bir anlam kazanacaktır.

Cevap Nedir?

tekillik

Yani sonsuz diyebileceğimiz bilgi işlem gücüne sahip olacağımız Tekillik noktası, simülasyonu tasarlayanlar için ne anlama geliyor? Sanırım nihayet onlar için bir fark yaratmış olabiliriz. Bu teorik tekillik noktasının getirdiği sonsuz bilgi işlem gücü, simülasyonu tasarlayanlar işine yarayabilir. İyimser bir bakış açısıyla, tasarımcılar bu sonsuz bilgi işlem gücünü kendi evrenlerini modellemek için kullanabilir, gezegenlerine ve geleceklerine dair hesaplamalar yapabilir.

Peki ya bu sonsuz bilgi işlem gücü, tasarımcıların evrenindeki basit bir matematiksel işlem içinse? Bütün bu evren, dünya, insan ve varoluşun amacı, ulaştığımız sonsuz bilgi işlem gücü sayesinde onların evrenindeki Pi sayısını hesaplamak olabilir mi? Yani yaşadığımız evren, onlar için sadece basit bir hesap makinesi olarak mı tasarlandı İnsan, bütün imkân ve birikimlerini seferber edip bir an önce beynin bilgi işlem gücünün bilgisayarla birleştiği Tekillik noktasına ulaşmalıdır. Belki de sonsuz bilgi işlem gücüne eriştiğimiz zaman, Oyun biter ve biz de cevabı nihayet öğrenebiliriz:

pi sayısı

Ek Okumalar

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Sinirbilim öğrencisi, 21.YY insanı olmaya çabalıyor. Varoluşun gerçekliğinden ilham alıyor, yansıtılanları kağıda dökmeye çalışıyor. Okuyor, geziyor, insanları tanıyor. Yaşadığı zamana Tanık olmak istiyor



Facebook Yorumları

Yorum