bilimkurgu kulubu

Bilim & Teknoloji

Tarih: 15 Nisan 2018 | Yazar: Alp Kütükçü

0

Uzaylıları Bulmak İçin Farklı Şekilde Düşünmeliyiz

Denizanalarından likenlere, dünyamızda o kadar değişik yaşam formları vardır ki bazılarının canlı olup olmadığını anlamak bile zordur. Yaşam şartlarının dünyamızdan çok farklı olabileceği diğer gezegenlerde hayat bulabilecek uzaylı biyolojisini anlayabilmek için kalıpların dışına çıkmalıyız. Yaşam, dünyamızda bile bu kadar çeşitli şekillerde var olmuşken, kim bilir durum başka gezegenlerde nasıldır? Bu konuda Pasadena, California’daki NASA çalışanı Morgan Cable şöyle yorum yapıyor:

“Evren çok büyük bir yerdir. Uzaylılar var olabilir ama asıl soru, acaba onları bulabilecek miyiz?”

Astronomlar da on yıllardır kendilerine bu soruyu soruyor ama henüz bir cevap bulamadılar. 1976’da NASA’nın uzay aracı Viking, Mars yüzeyinden toprak örnekleri aldı; araştırmacılar da bu örnekleri inceleyip çeşitli besin maddeleriyle toprak içindeki olası yaşamı canlandırmaya çalıştılar ama sonuç alamadılar. Avrupa Uzay Ajansı’nın 2016’da fırlattığı ExoMars Trace Gas Orbiter ise bu aylarda Mars atmosferini inceleyecek, bakterilerin oluşturmuş olabileceği metan ve diğer gazları arayacak. NASA’nın 2020 görevi Mars 2020 uzay aracı ise aynı şekilde bakterilerin kullanabileceği karbon-bazlı bileşikleri arayacak.

Bilimkurguda Dunya Disi Yasam

Mars’taki atmosfer Dünya’dakine pek benzerlik göstermese de, başka gezegen sistemlerindeki yaşam koşulları çok daha değişik; bizim Güneş Sistemimizden çok çok daha farklı. Bu yüzden, vizyonumuzu ve arayışımızı genişletmeliyiz ve her türlü biyolojik, kimyasal, fiziksel ve jeolojik sürece sahip olabilecek uzaylı türlerine konsantre olmalıyız. Glasgow Üniversitesi’nden kimyager Lee Cronin bu durumu şöyle özetliyor:

“Herkes bir çeşit ‘biyo-imza’ arayışı içinde ama bunun bir anlamı yok çünkü kendimizden başka bir yaşam örneği bilmiyoruz.”

Vizyonumuzu geliştirmek için her şeyin başladığı zamana dönmeliyiz ve yaşam için gerekli temel şartları düşünmeliyiz: Yaşamın bir çeşit enerjiye ihtiyaç vardır, tıpkı volkanik sıcak su kaynakları veya hidrotermal bacalar gibi. Bu koşul, herhangi bir ısı kaynağı olmayan gezegenleri araştırmamızdan elememize olanak sağlar. Yaşamın ayrıca uzay radyasyonundan korunmaya ihtiyacı vardır, tıpkı atmosferik ozon tabakası gibi. TRAPPIST-1 ve Proxima Centauri yıldızlarını yörüngeleyen gezegenler de dahil olmak üzere yeni keşfedilen çoğu Dünya-benzeri gezegenin yıldızında güçlü elektromanyetik patlamalar olmaktadır ve bu patlamalar da gezegenlerin atmosferini olumsuz etkilemektedir. 2020’de fırlatılacak olan James Webb Uzay Teleskobu, bu gezegenleri de eleyip eleyemeyeceğimizi gösterecek. Ayrıca yaşamın kaynağı olan tüm kimyasal reaksiyonların gerçekleşebileceği sıvı bir çözücünün lazım olduğunu unutmayalım. Bu bağlamda sıvı su oldukça efektiftir; aklımıza gelebilecek her türlü hayati fonksiyon için sıvı suya ihtiyaç duyarız. İşte bu yüzden araştırmacılar yıldızların etrafındaki, sıvı suyun bulunma olasılığının yüksek olduğu ‘yaşama elverişli bölge’ye odaklanıyor.

Gunes-Sistemi

Bu kısıtlamalar bile inanılmaz olasılıkları barındırıyor. Belki başka sıvılar suyun yerini alabilir veya yaşam, gömülü bir okyanusa sahip buz kaplı bir gezegende var olabilir. Böyle bir yer yaşama enerji, korunma ve sıvı su imkanları tanır ama dışarıya hiç hayat belirtisi vermediği için saptanması oldukça güçtür. Cornell Üniversitesi’nden astronom Jonathan Lunine bu durumu şöyle yorumluyor:

“Bir gezegende kesin olarak yaşam bulmamız zor gözüküyor; ama arayış sürüyor.”

Bu yüzden dünya dışı yaşam arayışımız yakınlarımızda başlamalıdır. Bir atmosfer olmadan yaşamın var olup olamayacağı konusunda Satürn ve Jüpiter’in uyduları bilgilendirici olacaktır. Satürn’ün uydusu Enceladus ve Jüpiter’in uydusu Europa hem gömülü okyanusa hem de ısı kaynaklarına sahiplerdir. Enceladus, devasa su buharı gayzerlerine; Europa ise kocaman bacalara ev sahipliği yapıyor. Gelecekteki uzay araçları bu baca dumanlarının arasından uçup olası biyokimyasal molekülleri inceleyebilir. 2024’te fırlatılması planlanan NASA Europa uzay aracı, bu molekülleri tespit etmeye en büyük aday olacaktır. Başka bir Satürn uydusu olan Titan ise sıvı su olmadan yaşamın gelişip gelişemeyeceğini söyleyebilir. Titan’da sıvı su yerine hidrokarbon yağar; yüzey ise metan ve etan gölleri ile kaplıdır. Jonathan Lunine ve bazı astronomlar, bu kötü şartlarda yaşamın tohumlanabileceğini savunuyor. Titan’a fırlatılacak bir uzay aracı ise an itibariyle bulunmuyor.

Güneş Sistemimizde benzeri olmayan çeşit çeşit gezegen için ise, araştırmacıların laboratuvar deneylerine güvenmek ve hayal güçlerini kullanmaktan başka şansları yok. NASA çalışanı Morgan Cable, “vizyonlarını oldukça geniş tutarak yaşamın gerektirdiği temel fiiziksel ve kimyasal reaksiyonlar üzerine çalıştıklarını” belirtti. MIT ve Washington Üniversitesi’nden araştırmacılar ise atmosferik ve biyokimyasal modellemeye katkıda bulunuyor.
Olabildiğince çok yaşam belirtisi bulacak cihaz tasarlamak için yük artık NASA ve diğer uzay ajanslarının omuzlarında. Çoğu teleskop sadece kısıtlı dalgaboylarını algılayabiliyor. Lunine’e göre yolumuz uzun. Ohio Üniversitesi’nden bazı araştırmacılara göre ise çözümümüz 2030 veya 2040larda NASA tarafından fırlatılacak HabEx’te yatıyor. Bu araç, gezegenleri oksijen ve su buharı için tarayacak.

Dünya dışı yaşam arama çabaları kolay olmayacaktır, ucuz da olmayacaktır ama kesinlikle dönüştürücü olacaktır. Astrobiyologlar hiçbir şey bulamasa bile bu, bize Dünya’daki yaşamın ne kadar değerli ve özel olduğunu gösterecek. Bu yolda herhangi bir başarı da çok ses getirecek. Mars’ta bakteri bile tespit edebilsek bu evrende yalnız olmadığımızı anlayacağız. Titan’da metan içinde yüzen canlılar tespit edersek yaşamın suya ihtiyaç duymadığını fark edeceğiz. Ne olursa olsun, bir daha asla evrene aynı gözle bakmayacağız…

Kaynak

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Çocukluğundan beri Küçük Yeşil Adam'ın peşinde. Wake up, Neo...



Facebook Yorumları

Yorum