bilimkurgu kulubu

Yazarlar

Tarih: 7 Haziran 2018 | Yazar: Hamdi Güzeliş

0

Sovyetler’in Jules Verne’i: Aleksandr Belyaev

Aleksandr Belyaev, çalkantılı bir dönemde çok zor bir hayat yaşadı, buna rağmen sadece Rus bilimkurgu edebiyatının değil, tüm dünyanın örnek aldığı yazarlardan biri olmayı başardı. Bir Ortodoks rahibin üç çocuğundan biri olarak Smolensk’te dünyaya geldi. Babası diğer iki çocuğunu kaybettikten sonra, aile geleneğini sürdürmek için Aleksandr’ı rahiplik okuluna kaydetti. Ancak Belyaev, din konusunda ailesi gibi düşünmüyordu ve okulda kuşkucuların peşinden giderek ateist oldu. Okulundan sonra yemin edip rahip olmak yerine, bir hukuk fakültesine yazıldı. Hukuk eğitimi alırken babasını kaybetti. Ders vererek ve tiyatro oyunları yazarak ailesine destek olmaya çalıştı.

Belyaev, mezun olduktan sonra avukatlık mesleğine atıldı. Mesleğinde başarılı olarak kısa süre içinde isim yaptı. Bu dönemde geliri belirgin bir şekilde arttı. Her başarılı davadan sonra dünya çapında gezilere çıktı. Bu süre zarfında küçük ölçekte de olsa yazmaya devam etti. Zaman geçtikçe edebiyatı hukuktan daha çekici bulmaya başladı. 1914’te edebiyat çalışmalarına yoğunlaşmak için avukatlığı bıraktı. Ne yazık ki aynı yıl tüberküloza yakalandı. Tüberküloz tedavisi başarıya ulaşamadı. Enfeksiyon omurgasına yayıldı ve bacakları felç oldu. Belyaev, bu hastalıktan dolayı 6 yıl boyunca felçli olarak acı çekti. Sonunda karısı onu terk etti. Doğru tedaviyi ararken, annesi ve yaşlı dadısı ile birlikte Yalta’ya taşındı. Tedavisi sırasında Jules Verne, H. G. Wells ve Konstantin Tsiolkovski‘nin çalışmalarını okudu ve hasta yatağında şiirler yazmaya başladı.

1922’de hastalığını yendi ve Yalta’da iş bulmaya çalıştı. Kısa bir süre polis müfettişi olarak görev yaptı, kütüphanecilik gibi başka işler denedi. Ancak 1920’lerin buhran döneminde hayat çok zordu. 1923’te çeşitli Sovyet kurumları için danışman olarak çalışmak üzere Moskova’ya geri döndü. Bu yıllarda bilimkurgu yazarı olarak ciddi edebi etkinliklere katılmaya başladı. 1925’te ilk romanı olan “Profesör Dowell’in Başı” yayımlandı. Bu ilk romanı ile büyük bir üne kavuştu. 1931’den itibaren Leningrad’da karısı ve büyük kızı ile yaşadı; küçük kızı 1930’da altı yaşında menenjit nedeniyle öldü. 1930’lu yıllarda “Sovyetler’in Jules Verne’i” diye anılacak kadar ünlü bir bilimkurgu yazarı haline gelen Belyaev, 1934 yılında Leningrad’da Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden H.G. Wells ile tanıştı.

Yazar, hayatının son yıllarında önceden Tsarskoe Tselo olarak bilinen Pushkin adlı Leningrad banliyösünde yaşadı. Almanya’nın Sovyetler Birliği işgalinin başlangıcında, birkaç ay öncesinde geçirdiği bir ameliyattan sonra iyileşme sürecinde olduğu için tahliyeyi reddedip şehirde kaldı. Nazi istilası sonucunda şehir boşaltılıp izole edildiği için pek çok kişiyle birlikte açlıktan öldü. Kitaplarını okuyarak büyümüş bir Alman subay ve dört asker naaşını evinden alıp defnetti. Bir saygı hareketi olarak, yazarın cenaze töreni Ortodoks adetlerine göre yapıldı. Mezarının tam yeri bilinmese de, gömülü olduğu düşünülen Puşkin ilçesindeki Kazanskoe mezarlığında onuruna bir anıt bulunmaktadır.

Belyaev’in bilimkurgu edebiyatının ilerlemesindeki rolünü hafife almak imkansız. Ancak tüm çalışmalarının eşdeğerde olduğu da söylenemez. Her şeye rağmen Belyaev’in şahane kitaplarıyla milyonlarca Sovyet çocuğu büyüdü. Yaratıcılığı Sovyet spekülatif kurgusunun gelişiminin en önemli kilometre taşlarından biri olarak kabul gördü. Sovyet spekülatif kurgusu, Sovyet yönetimiyle birlikte doğmuştu. Yayınevleri bu tarz kurgu eserleri basmaya başladığı zamanlarda iç savaş mücadelesi hala devam etmekteydi. Zor zamanlardı, ancak hayallerin ufku genişti. “Biz birbirimiz için varız ve yeni dünyayı biz inşa edeceğiz” sloganı herkesin meselesi olmaya başlamıştı.

İnşa etmek için gerçekleştirdikleri bu muhteşem gelecek tasavvuru, dünyanın geri kalanında da merakla takip ediliyordu. Bu yenilik ve değişim dalgası yazarlar tarafından da benimsendi. Yazarlar, eski dünyaya karşı olan öfkeli kavgaları ve bu kavganın sonucunda doğacak yeni dünyaları iştahla yazdı. O dönemki klasik çalışmalar şu kısa formüle sahipti: Savaş, zafer ve sosyalizm…

Yazarın en bilinen eserleri Amphibian Man (1962), The Air Seller (1967), Tankodrom (1981), Testament of Professor Dowell (1985) , The Island of the Lost Ships (1985), Ariel (1992) gibi sinema veya TV filmlerine de uyarlandı.

Dr. Dowell'ın Vasiyeti (1985)

Prof. Dowell’ın Vasiyeti (1985)

Eserleri:

  • Profesör Dowel’in Başı (Doruk Yayınları)
  • The Ruler of the World (1926)
  • The Shipwreck Island (1926)
  • Su Adamı (İthaki Yayınları)
  • The Last Man from Atlantis (1926)
  • Battle in the Ether (1927)
  • Eternal Bread (1928)
  • The Man Who Lost His Face (1929)
  • The Air Seller (1929)
  • Jump into the Void (1933)
  • The Wonderful Eye (1935)
  • The Air Vessel (1935)
  • Ket Yıldızı (Doruk Yayınları)
  • The W Lab (1938)
  • The Man Who Found His Face (1940)
  • Ariel (1941)

Yer aldığı antoloji:

  • A Visitor from Outer Space (2001)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Makine Mühendisi. Dağların, newage müziğin ve bilimkurgunun uzun yıllardır tutkunu. "Turk Seti Team" üyesi.



Facebook Yorumları

Yorum