bilimkurgu kulubu

Yazarlar

Tarih: 25 Temmuz 2017 | Yazar: Ufuk Cem Çakır

0

Edebiyatın Karanlık Kahini: Aldous Huxley

1932 tarihli Cesur Yeni Dünya isimli kitabıyla ünlü yazar ve senarist Aldous Huxley 1894 yılında Godalming İngiltere’de, devrin önde gelen entelektüel ailelerinden birinin mensubu olarak doğdu. Küçük yaşta geçirdiği, kendisini kısmen kör bırakan hastalık sonucunda bilim adamı olma hayalini bir kenara bırakarak edebiyat kariyerinde ilerlemeye başladı. 1916 yılında Oxford Üniversitesi Balliol Koleji’nden onur derecesiyle mezun oldu ve bir şiir kitabı yayımlandı. Beş yıl sonra ilk romanı Krom Sarısı‘nı yayınlayarak başarı basamaklarını tırmanma yolundaki ilk adımını atmış olacaktı. Krom Sarısı’nı, en çok bilinen eseri Cesur Yeni Dünya’dan önce birçok farklı mizahi roman takip etti. Geleceğin karanlık bir versiyonu olan Cesur Yeni Dünya, çevreler tarafından yirminci yüzyılın en başarılı romanlarından biri kabul edilir. Huxley 1937 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı ve burada hayatının geri kalanını son derece üretken bir şekilde romanlar, kurgusal olmayan eserler, senaryolar ve denemeler yazarak geçirdi. 1963’te Los Angeles, Kaliforniya’da kanser yüzünden hayata veda etti.

26 Temmuz 1894’te Godalming, İngiltere’de Aldous’u dünyaya getiren Huxley ailesi köklü bir entelektüel geçmişe sahipti. Yazarın dedesi T. H. Huxley, Charles Darwin’in evrim teorisini ilk destekleyenlerden biriydi, aynı zamanda bir biyolog ve natüralistti. Babası Leonard yazar ve öğretmendi. Annesi Julia da İngiliz şair Matthew Arnold’un soyundan geliyordu. Huxley’nin iki ağabeyi Julian ve Andrew gelecekte başarılı birer biyolog olacaklardı, küçük Aldous’un ise bilim adamı olması bekleniyordu.

aldous-huxley

Ancak Huxley henüz çocukken hayatı birkaç trajediyle altüst oldu. Önce 1908 yılında annesi kanserden öldü, sonra 1911’de kendisi keratitis punctata hastalığına yakalanarak görüşünün büyük bir kısmını kaybetti. İlerleyen zamanda bu yetisinin bir kısmını yeniden kazansa da, hayatının geri kalanında okumakta büyük zorluk çekti. Bunun sonucunda, prestijli bir hazırlık okulu olan Eton’da okumaktayen bilim kariyerinden vazgeçerek edebiyata yoğunlaşmaya başladı. 1914 yılında, ağabeyi Noel uzun bir depresyon döneminin ardından intihar edince bu genç adam kaderin sillesini bir kez daha yedi.

Yaşadığı zorluklara rağmen Huxley başarılı bir öğrenciydi. Oxford Üniversitesi Balliol Koleji’nden burs kazanarak devasa gözlükler ve göz damlaları yardımıyla İngiliz Edebiyatı okudu. Şiir yazmaya öğrenciyken başlayan Huxley, üniversiteden onur derecesiyle mezun olduğu yıl ilk kitabını yayımladı: The Burning Wheel (1916).

aldous huxley

Huxley’nin kariyerinin dönüm noktalarından biri, kuşkusuz sosyetenin renkli siması Leydi Ottoline Morrell’in evi olan Garsington Malikanesi‘nde vakit geçirmeye başlamasıdır. Huxley burada Virginia Woolf, Bertrand Russell, T.S. Eliot ve D.H. Lawrence gibi isimlerle uzun soluklu dostluklar kurmuştur. Garsington Malikanesi, Huxley’e ansiklopedik bilgisini ince zekası ve hoşsohbetiyle harmanlayarak İngiltere’nin nadir bulunan insanlarından biri olduğunu gösterme fırsatı sunmuştur.

Şöhreti yayılmaya devam ederken, Huxley The Athenaeum, Vanity Fair, Vogue gibi dergilere makaleler gönderdi ve şiir yazmaya devam etti. 1919 yılında Maria Nys ile evlenerek bir yıl sonra Matthew isminde bir çocuk sahibi oldu.

Bütün bu profesyonel ve kişisel gelişmelerin arasında Huxley, Garsington’daki deneyimlerini kullanarak dönemin aydınlarının bir parodisi olan Krom Sarısı romanını yazmaya başladı. Her ne kadar bu roman Huxley’nin Garsington’daki tanıdıklarını gücendirse de, onun dikkate değer bir yazar olduğunu belgeledi ve Huxley’e edebiyat kariyerine devam etmesi konusunda cesaret verdi. Ailesiyle birlikte Avrupa’yı gezdiği sırada Krom Sarısı’nı ticari açıdan başarılı birkaç roman takip etti: Antic Hay (1923), Those Barren Leaves (1925) ve Point Counter Point (1928). Bu romanlar da ilk romanı gibi sosyeteye ve genel ahlaka birer yergiydi. Huxley’nin en iyi eseri ise henüz yoldaydı.

cesur yeni dunya

1931 yılının sonlarında Huxley Fransa’nın güneyindeki villasına yerleşmişken, günümüzde Batı edebiyatının en önemli eserlerinden biri kabul edilen romanı üzerinde çalışmaya başladı. 1932’de yayımlanan Cesur Yeni Dünya, Huxley’nin bir mizahçı olarak kariyerinin doruk noktasına ulaştığı eseri oldu. Ancak romanın bize gösterdiği dünya mizahtan öte karanlığı anlatır. Bu da yazarın politik, sosyal ve bilimsel alandaki giderek artan endişeleriyle paralellik gösterir. Aynı zamanda Cesur Yeni Dünya, neredeyse elli yıl sonrasında yaşanacak gelişmeleri önceden haber vererek yazarın öngörü yeteneğini de gözler önüne sermiştir.

2540 yılı Londra’sında geçen Cesur Yeni Dünya’da bebekler Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi‘nde genetiği değiştirilerek üretilmektedirler. Zengin ile fakir arasındaki ayrım yasal yollarla sabit tutulmakta ve muhtemel hoşnutsuzluklar ilaç, seks ve eğlence yoluyla bastırılmaktadır. Bugün, yayınlanmasından neredeyse yüz yıl sonra, kitabın gerçekleşmiş kehanetleri arasında şunları sayabiliriz: diktatöryel hükümetlerin varlığı, tüp bebekler, genetik klonlama, sanal gerçeklik, antidepresanlar ve helikopterin icadı. Roman, çok ciddi bir başarıya ulaşmış ve yazarının bu alandaki yerini sağlamlaştırmıştır. Kazandırdığı prestij ise Huxley’nin hem gezme tutkusunu beslemiş hem de hayata farklı açılardan bakmasına imkan sağlamıştır.

aldous huxley

1936 yılında yayımlanan Eyeless in Gazza, yazarın Doğu felsefesi ve mistisizmine duyduğu ilginin ürünüdür. Huxley, bir sonraki yıl Kuzey Amerika’ya taşınıp orada barışseverlik konulu Ends and Means‘i yazdı ve 1938’de hayatının kalanını geçireceği Los Angeles, Kaliforniya’ya yerleşti. İsmine “senarist” ünvanını ekleyip cömert maaşlara ulaşması da bu dönemde olmuştır. Aşk ve Gurur (1940), Jane Eyre (1943) ve Madam Curie (1943) göze çarpan film senaryoları arasındadır.

Huxley, Holywood Hills’teki rahat evine kurulduktan sonra da durmadan yazmaya devam etti. Burada After Many a Summer Dies the Swan (1939), Time Must Have a Stop (1944) ve Ape and Essence (1948) gibi romanlarla The Art of Seeing (1943), The Perennial Philosophy (1946) ve The Devils of Loudon (1952) gibi kurgusal olmayan kitapları yazdı. Ayrıca sayısız makale kaleme alıp birçok yazıya editörlük yaptı. Kalan zamanının çoğunu Doğu mistisizmine olan ilgisini besleyerek geçiriyordu. Vedanda Society ile kurduğu uzun süreli bağ da bu zamanlarda başladı. Huxley bu topluluğun gazetesine çok sayıda yazı hazırladı. Mistisizme olan ilgisi onu bazı halüsinojik ilaçlarla deney yapmaya kadar götürmüştür. Bu deneyimlerini daha sonra, ünlü müzik grubu The Doors‘un kurucusu Jim Morrison‘a ilham kaynağı olan Algının Kapıları (1954) isimli deneme kitabında anlattı.

aldous huxley

1955 yılının başlarında karısı Maria kanserden öldü, aynı yılın ilerleyen vakitlerinde Huxley The Genius and the Goddess’i yayımladı. 1956 yılında ikinci karısı Laura ile evlendi. Laura; Huxley’nin ölümünün ardından, birlikte geçirdikleri zamanları anlatan This Timeless Moment (1968) adlı kitabın da yazarı olacaktı. Aldous Huxley, 1958 yılında dünyanın güncel durumunu kendi öngörüleriyle karşılaştırdığı Brave New World Revisited isminde bir deneme kitabı da yayımladı.

Bitmek bilmez bir azim ve üretkenlikle yazmaya devam edip hem çevresini hem de kendini keşfeden Aldous Huxley’e 1960 yılında kanser teşhisi kondu. Sonraki iki yıl büyük oranda dinlenirken bir yandan da son romanı Ada (1962) üzerinde çalışmaya devam etti. Cesur Yeni Dünya’daki karamsar görüşlerinin bu romanda daha olumlu bir yöne kaydığı görülebilir.

Aldous Huxley 22 Kasım 1963’te, başucunda karısı Laura bekler halde yaşama veda etti. Geriye aralarında yirminci yüzyılın en önemli eserlerinden birinin de bulunduğu elliden fazla kitap, sayısız eleştiri, şiir ve deneme bıraktı. Amerika Birleşik Devletleri başbakanı John F. Kennedy suikastiyle aynı güne rastlayan ölüm haberi, Huxley’nin edebiyat tarihindeki önemli rolüne rağmen gölgede kalmıştır.

Hazırlayan: Ufuk Cem Çakır

Kaynak: biography.com

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında



Facebook Yorumları

Yorum